kim bu ARKADAŞ

70’lerden bu güne bir benzeri daha olmayan, duygusallığın ayıp sayıldığı günümüzde yalnız gecelerimizin tek arkadaşı… Göz yaşını, cinselliğini, yalnızlığından duyduğu acıyı yazan cesur ama bir o kadar da naif olan şair, arkadaş, yoldaş: Arkadaş Z. Özger. Yetmişlerin siyasi ortamında faşistlerce katledilen arkadaşlarının arkasından yazdıkları öyle etkileyicidir ki, hesap soracağız gibi cümlelere sığınmaz, “kalbim bu acıya

dans edelim gel

Gözlerini severdim en çok, Gökteki yıldızlardan parlak; Bir parça da baştan çıkarak. Dans edelim gel! Ne halleri vardı, sahiden, Bedbaht âşığı berbat eden Onun için hoştu ya zaten. Dans edelim gel! Doldurulmadı hâlâ yeri, Gülden ağzının öpücükleri Kalbimde öldüğünden beri. Dans edelim gel! Dizi dibinde oturduğum Zamanları hatırlıyorum; Bu, işte bütün varım yoğum. Dans edelim

ren gecesi

Bardağımda şarap, bir alev gibi titriyor. Bakın kayıkçı ağırdan bir şarkı tutturmuş. Ayışığında yedi kız görmüş, öyle diyor; Yeşil saçları ta topuklarını bulurmuş. Kalkın, türküler söyleyin, oynayın yan yana; Kayıkçının şarkısını duymayayım gayrı; Bütün sarışın kızları getirin yanıma: Saçları örülmüş durgun bakışlı kızları. Ren sarhoştur, sularına asmalar vuran Ren; Üzerinde gecelerin altını serili. Yazı büyüleyen

dada şarkısı

I Bir dadacının şarkısı yüreği dadayla dolu fazlaca yordu motoru yüreği dadayla dolu Asansör bir kral taşıyordu ağır çıtkırıldım özerk ayrıca kırsın mı sana sağ kolunu yollasın mı Roma’daki Papa’ya Artık bu yüzden işte Asansörcüğün yüreğinde dada mada hak getire Tıkınıp durun çikolata yıkayıp beyninizi dada dada su için üstüne sonra II Bir dadacının şarkısı

bazı şeyleri açıklıyorum

Soracaksınız: Leylaklar nerede hani? Gelincik yapraklı metafizik nerede? Sözcüklerine incecik delikler açıp onları saçan yağmur nerede? Kuşlar nerede hani? Her şeyi anlatayım. Kent dışında yaşardım, Madrid dışında, çanlarla, saatlerle, ağaçlarla. Görülürdü oradan kurumuş yüzü Kastilya’nın meşin bir okyanus gibi. Evime çiçek-evi derlerdi, sardunyalar fışkırırdı duvarlarından çünkü: güzel bir evdi köpekleriyle, çocuklarıyla. Hatırladın mı, Raul? Rafael,

bir acayip adam

Fırtınadan arta kalmış bir teknede, Tevekkül içinde; Görkemli sakalı ve iğreti parkasıyla, Gizlediği macerasıyla, Bir acayip adam yaşardı. Akşamları susardı, Ben konuşsam kızardı… Bir sürgün kasabasıydı, Bir eski zamandı, Haziran’dı. Çocuktum, evden kaçmıştım, Gelip ona sığınmıştım… Küçücük bir koydu, sığdı, Burayı keşfeden belki de oydu. Uzaktan, kasabanın ışıkları yanardı, İçim anneyle dolardı, ağlardım.. Suphi şöyle