ORMAN

aradayız iştesabırsız bir testi içinde yarasa bas küfrünü rüzgarayapraklar arasındaki iniltiyi kemir güzeller güzeli fareomuzumda durma atmaca, yırt bu çitleri en doğurgan yerinden fırtınadan önce toplayalım badelerigözleri yakalım, kulakları ve dilleriiçe gömülsün ne varsa serseri balıkları seviyoruzbiliyorlardivane kulaçlarla yosunlardan bire daldığımızı kanatları  nerede karıncalarınkıymıktan merdivenler canımızı sıkıyor bil bunu esrik tavşan düşmesin örümceklermest esinti içimizi sarmadan o

Temmuz’un ortası eksi 1

Bahar temizliği, gözyaşlarımla halıları siliyorum.Odamdaki kokunu sökmek için ceplerimdeUnuttuğum peçeteleri kullanıp çöpe atıyorum.Duraklara yaslanmış insanlar, insanları geçen duraklar…Atların üstüne kurulmuş panayırlarSokaklarda dans edenlerin üzerinden geçiyor.Eski dostlar, eski aşklar, eski sokaklar…Reseptörlere meydan okuyarak hissetmiyorum, acımıyorumSadece yürüyorum, görüyorum, duyuyorum.Sırana oturdum, üstünde adının üçüncü harfi “K”azılıama eminim sıra senin.(Sıra kimin?)Kim bilir belki de senin kapattığın kapıları açıyorum.Hasretimi saklamam

Kirli Eller

Ellerimiz kirli,yüzüne götürme ellerimiz göğe doğruuzanmaellerimiz değmiyorsa içimize dokunma derimeoraya götürme beniburada bırakmagitmeduymayalımgör beni, yaklaşmaseslen bana kendi sesinleSaklanma çıkatsan yüzünden o ifadeyikirlidir çünkübir kumar masasında kerhane duvarındabir cinayet yerinde hattakırbaçları dağlayan celladın yüzünde bilekendimizde değilhep başkalarında arıyoruz masumiyeti. * Edvard Munch, Hands, 1894

SAYIKLAMA

Yeryüzünü ve gökyüzünü sevmek istedim Gevşemiş ve kokmuş uygarlıklardaki o hazan bilgeliği… Cehennemin içinden ayrı çemberler oluşturarak, alevlerin şiddetindeki ıstıraplara hiyerarşi getirmek istercesine… Yeryüzünü ve gökyüzünü sevmek istedim Tanrının sınırlarına teslim olmamak için, kendi içimdeki sonsuz monologların kılık değiştirmiş cinnetlerine kurban olmamak adına… Yeryüzünü ve gökyüzünü sevmek istedim Çünkü dünyanın ömrü beni çileden çıkartır, YA

Çalmadı Saat

Mezat masaları uzun olur,Tüm varlığı ortalığa serilmişlerin yüzlerindeki utanç masadakiKırmızı örtüde toplanmış.Örtü az utangaç az kederli, bir de vazgeçmiş ve nakışları hatıralarNakışları tren rayı, nakışları bir yere gitmeyen yollar.Yanılgılar.Teller, dikenler.Saman kokusu yayılmış ortalığa, ilaç kokusu,Tek başınalığın o tasviri zor kokusu ve on sekizinde bir kızın kozalak memeleri,Çam nefesi, yeşil gözleri arasındaki zıtlık hüzünlerimizi yüklen-miş gibi…

Paslı Radyo

her darbesinde çoğalan cızırtıbir radyo frekansıdeğilyağmur damlalarıçoğalan ve tekrar çoğalan vakitsizce değiştirilmiş bir istasyon ya ağırlığından düşmek isterse damlagürültüler tanrıdan tanrıyadamlalar yapraktan yaprağaağır ağır düşerken şimdi vaktidir yeni bir cızırtınınacısız değil elbet biraz sıcaklık verirrögar kapağından buluşalımki çamurlara yapışalım sığınalım her kaçışın kaçabildiği deliklereelbette çağırır bizi gürültübiraz hüzünlübiraz düşündüçevir sağa ve sola çelik radyodan kırmızı