Menü Kapat

Kategori: şiir (sayfa 1 / 21)

sonet

Deniz
umumi tuvalette

kalp krizinden ölmüş
yaşlı doğa şairi
gibi.

Hayaleti hala
tuvaletlerin peşini bırakmıyor.

Geceleri karanlıkta

çıplak ayaklı

yürüyüşleri
duyulabilir.
Birileri ayakkabılarını

çalmış.

Richard Brautigan
çeviri/yorum: etilen

-E Bilmek

Yaktığım son sigaranın vişne kokusu odamda
Yan yana dizilmiş aynalar.
Bu gece dehşetli istekliyim,
Dikkat et pijamanın yırtıldığı yerden öpebilirim.
Yeşilinde kaybolan şehirlerden
Yeşili kaybolan şehirlere transfer olduğumdan beri
Yüksek binaları sevdim.
En azından bir ağaçmışçasına
Gökyüzüne uzanmak istedim.
Bu gece dikkat et
m2 sini bilmediğim bir odada
Oksijensizlikten ölebilirim.
Görmediklerimle hayatta kaldığım gerçeği
Körlüğe olan özlemimi arttırıyor.
Alaturka bir türkü dinlerken
Termik santrali henüz olmayangillerden
İçeriye köy kokusu doluyor.
Anlatımı da bozuyorum
Anlaşılmayı beklerken.
Havada oksijende çözünmüş gerginlik kokusu.
Dikkat et modern zamanlarda
Tek yeşili mezarlıklar kalan bir şehirde
Ölebilirim!
Nefes al,ver, al , ver …
Alma, verme, sus, öl…
İçime attıklarım damarlarımda kan
Niyetine dolaşırken
Havadaki yüzde 21 oksijenin
Faydasını görmeden
Ama yine de tükürüğümde boğulmadan
Ve boşalırcasına kötü niyetlerinizin üstüne
Son nefesime dahi acımadan
Ama bu kez susmadan
Tanımadığım yüzlerden örülmüş bir taş yığınında
Ölebilirim!

FOS

Emir veremiyor, emir alamıyor.

Kekemeler ilgisini çekiyor, topallar, körler, dilsizler. En ağır işlerde işçiler, seyyar satıcılar, kusanlar, açlığı ve uykusuzluğu göğüsleyenler.
Gece vakti mesaiden dönenler, sabahın köründe işe gidenler ilgisini çekiyor.

Kuşlar mutlu ediyor, sokak çiçekleri, ağaçlardan sarkan türlü böcekler.
Simsiyah boş lekeler, sürekli renk yer değiştiren bulutlar, ağır ağır ilerleyen trenler ilgisini çekiyor.

Silik yaya geçitlerini sayıyor, köpeklerin nefeslerini, kelebeklerin kanat çırpışını, iskelelerdeki tahta sayısını.

İki bira mutlu, beş bira sarhoş, onbir bira deli ediyor.

Meylerin üzerindeki köpükleri sayıyor, kirpikleri.
Gözünün önündeki iki memeyi ölçüyor, yüzünden yalnızlık akıyor. İki üzüm ağlıyor karşısında.

Rahat bıraksın gülen yıldızlar.

Masaları sayıyor, yanan masaları, söven masaları, yürüyen masaları, ölen masaları, yaşayamayan sandalyeleri.

Bir de geç saate kadar açık olsa kuşların bağrı.

Meraklı ve ürkek çocuklar, bilgin ve suskun güvercinler ilgisini çekiyor.

İkiletmeden sözünü duysa şu uçurtmalar.

Kiremitleri sayıyor, bacaları.

Gökten sarkan limanlar mutlu ediyor, bir kedinin esnemesi mutlu ediyor, bir balığın uyuması, kesilmiş demir parmaklıklar, kırık kilitler.

Sönen lambaları sayıyor, ağaçlardaki dilsizliği.

Uykusundan uyandı, eldivenlerini giydi ve aynaya baktı.

Serseriyiz sanırım, hayatı hiçe sayan ve yaşamda kalmaya tutkun serserileriz, hepsi bu değil, ama gerçek bu.

Nefesinden oluşmuş aynadaki buğuya bir çizik attı ve gülümsedi. Yüzünü tavana ve tabana dikti.

Birinin yokluğu birinin yokluğudur. İçinden üç kez mırıldandı.

Kendini çırılçıplak soyup yakmak istiyor.

SOYOS

Kafataslarında bir kuş sesini duyuramıyor.
Koyu bir dervişin beyninin içinde, saatler, günler, belki yıllar geçirebilirim.
Hiçbir kapıyı açamıyorum.
Sarhoş değilim. Hiç ayık olmadım.
Bir seyyahın ayakları altında ezilmek isterdim.
Bir insanın kasıkları arasında sıkışıp boğulmak.
Soluğum yok ne yaşamaya ne ölmeye.
Unutmak isterdim, hatırladığım bir şey yok.
Uzak ya da yakın yok.
Ayaklarım var, adım yok.
Penis ve vajinanın elele intiharını görmek isterdim. Aynalar gerçeğiyle barışamayan palyaço dolu.
Bir evim olsun isterdim, bir kan dolaşımının içinde olmak.
Neresinde ölmeli aşkın?
Kaos içinde yeni bir kaos titreşiyor.
Ve isyan diri bir mum ışığında.
Oyuncaklar ancak oyunu öldürebilir.
Bazı çiçekler daha güzel.
Bazı sesler, bazı gözler, bazı ağlamalar daha güzel.
Ne olursa olsun esir yok.
Senin mi o elma?
Senin mi o gözler?
Senin mi o bulut?
Evet bazı çiçekler daha güzel.
Evet bazı ağlamalar daha güzel.
Tabloyu hangi renklerle boyadınız böyle?
Durakları, meyleri, parkları, sınırları, mahalleleri, sokakları, haneleri, iskeleleri, bayrakları,
giysileri, toprağı, nefesleri, zihni, aşkı, … kendinizi?
Neresinden başlayacaksınız yakmaya evreni?
Küllerinden yeni yeni oyuncaklar dirilecek mi?
Herkesin elinde kan var, parmaklarına yetecek kadar, eller kanlı.
Herkesin eli tekno kir içinde,bir temizlik düşlüyorum düzen salgınına.
Ama, kuşkusuz yayılıyor, keskin ve belirsiz hanelerden.
Çok ev var parmaklarla sayılmaz. Ve hiç ev yok sayılacak.
Gecenin cümlelerini unutamıyorum.
Ezeli ebedi gök delen yersizleri unutamayacağım.
Aklım, canım, aşkım hiç.
Havlayan ağaç yapraklarını unutamıyorum.
Solumadan sevişen çiçekleri unutamıyorum.
Gündüz hiç.
Bir gözüm çıkarıldı, tek gördüm ve unutamıyorum.
Numaralardaki sıfırları unutamıyorum.
Takvimlerde bir yer arıyorum,göz açmadan geçecek bir ömür.
Silah öldürüyor, neresinde durmalı şehrin? Hatırlamıyorum.
Parmaklar belirsiz tedirginlikteyken, neresinden girmeli eve? Hatırlamalıyım.
Bir turna sürüsü anlatabilmeli. Silah insanı korumak için mi?
Kaldırım taşlarındaki yangın kıvrandığında, nerede atlamalı denize?
Neresinde sevişmeli ormanın, hangi makinenin fişini çekmeli önce?
Bir kuklanın kukuletasını yakamam, taşlaşmışların mührünü çalamam,
sıfatların telsizini kıramam, bulvarlarda haykıramam.
Kara elmaların sesi duyulmuyor.
Herkesin içinde kan var, herkesin kanı kendi.
Resmi silahlar, renkleri, figürleri korumak için mi?
Baş kana meraktan mı dökülen kanlar?
Yeniden birlikte kuralım, 123’ü, ABC’yi.
Acil durum tohumlarını unutalım.
Kıvılcım çıkaramam.
Su olamam.
Toprakta bile yerleşik duramam.
Ve yalnızlık yangınının ateşiyle ısınıyorum, bunu nasıl unuturum?

Kara Basma Kürt Olur

Cümlede tek başına anlamı olmayan bir kelime gibi varlığım
Ondan sebep her sabah armağan edilişim
Günde bir öğün aç karnına andlar içişim
Yalnızlığımın suçlusu çoğul eki almamama sebep dil bilgisi
Ana dilim bile olmayan bir dilde
Yazım yanlışlarına savaş açıp
Çocuğumun adını Şahap koymak için
Nedenler arıyorum
Bibexşîn Daye…*

*: Affet Anne…

(F)Az Değişimi

Suyu düşünüyorum,
Düşünürken sıvılaşan beynimi,
Çarpım tablosu bileşenlerini,
Ve unutamadığım küçük
Ünlü uyumunu.
Penceremden içeri uzanacakmışçasına
Yakın
Ve aslında bir o kadar uzak olan
Bulutları,
Yağmurun bugün yağma olasılığını
Ve havadaki nemi,
Yağmurla toprağa karışan
Zararlı atıkları,
Tokken karnı guruldayan insanları
Ve açken kalbi göğüs kafesine sığmayanları,
Sokaktaki çıplak ayaklı çocukları,
Denize kıyısı olan kasabalardaki
Martıları
Ve onların göç yollarını.
Sonra yeniden suyu, maviyi, denizi…
Eskimeye yüz tutmuş bilmem kaçıncı yeniyi,
Düşünmeye değenleri ve değmeyenleri,
Düşünüyorum.
Zihnim metrobüs gibi
İterek oturanlar
Ve son durağa kadar gitmeye ısrarlı olanlar.
Bir de mentollü mendillerle burnunu,
Aynalı camları olan gözlüklerle gözlerini
Kapayanlar
Var.
Gitsinler istiyorum,
Evlerine, dağlarına, yurtlarına
Sokaklara…
Beynimin boğumlarında mevzilenip
Tutuştukları bu sonuçsuz kavga
Bitsin…
Gitsinler istiyorum,
Gitsin.
Dağılsınlar !
Az sonra boşalacak bulut gibi
Dağılsınlar.
Ve annemi düşünüyorum,
Onun bana anlattığı masallardaki gibi
Bir varmış bir yokmuş takip mesafesini
Korusunlar hayatımdakiler diye
Devletin tüm resmi makamlarına
Dilekçeler yazıyorum.
Gitsinler istiyorum,
Gitsin.
Ya da beynim direkt
Süblimleşsin.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.