Kategori: şiir

Denizin Altındaki Bandolar

İşte ölüm şu derin taçlı şiirdir bak
Duman adamları maskeli katanalarıyla geçiyor
Çalan bir bandonun eşliğinde
Şimdiye dek ölünmeyen kentimizin üzerinden
Hiç değilse sokaklarında-

– Sayın padişahım muhbir
Denizin altındaki bandolar da çalıyor muydu?

Parmak çocuk sorusu karşılığını da içinde taşır

– Ama şurasını unutuyorsun hep
Boğuldukları zamanki yaşlarıyladır çalgıcılar

Herhalde böyle bir şiire başlayan onu bütünler.

Ece Ayhan

Körebe oynayan kalabalıklar

Bir şeyhin beş kaburgasını kırmışlar
Yanmış bir tarlanın orta yerinde yalnızlıkları ile övünen kadınlar ve çocuklar
Bir şiirin en güzel yerini göstererek ışık tutmuşlar.

Bir şeyhin beş kaburgasını kırmışlar

Istemeyerek de olsa
Fikrin gaspına uğrarken
Kırmızı ışıkların hışmına el açan hayat kadınlarının güzel dualarında yer bulamayanların öyküsüdür bu;
En çok da tutanamayanlarin arasında var onların sayısı
..
Avutmuyorsun kendini çoktan
Ellerine hakim olmadan dokunabilirmiydin
Cahit’e(koytak)
Feridun’a(urfa)
Ama olmaktan korkmadan
Ama yanmaktan da öte

Bir şeyhin beş kaburgasını kırmışlar

Bak kimler refakat ediyor,bizlerin karşısına dikilenlere
Bak kim,refakat ediyor ogün’e
Hrant yatarken
Bak Kim gösteriyor ayakkabının altındaki deliği,
Ama bu yanmaktan da öte
Ama bu birgün Hrant olmaktan da öte

Ve bir şeyhin beş kaburgasını kırmışlar…

Ev helbest an ji nıvîs,

Ji tere

GF

Bir Çelik Çarka Okuyorum

Bir yumruyu seviyorum
Hepinizin gırtlağında,
Onu seviyor okşuyor
Dinleyenler yutkunuyor,

Adil değil, aç boğazlar
Bekleyen, soran açık gözler
Ne cinnet eşit dağıtılmış,
Ne de sıra gelince seçiliyor,

Hapishaneler kadar okul,
Aç kadar ekmek yok
Ne de kara bir deriyi giymeden
Ayıpsız yürümek sokaklarda,

Tecavüz nasıl ki yasaysa
Nasıl ki gasp, rüşvet yasasıysa
Aynı şekilde yasa gereği
Uzattığınız eli sırasında öpmesi

Doğurmadan olur mu,
Yeni makinelere yepyeni bir ordu
Dahası, siz bunu istediniz,
Önünüze gelenden siz de yediniz,

Siz de çürüdünüz, çürüttünüz
Yoksul aşığa güldürdünüz
Ya çukura gömülen onca ceset,
Kimin için sanki sordunuz;

Şehitler, şanlı şehitler
Hiç kanlı canlı görmedim,
Nerede bulunur bunun nesebi?
Aynı koyunun şanlı kasabı,

Sevdanız da boş, sevişmeniz de
Yollar açıkken gitmeliydiniz,
Bulduğunuz ilk açık istasyonda
Ya tuvalette ya araba arkasında,

İsteseniz alabilir miydiniz,
Cellâdın elinden yüreğinizi
O halde hayıflanmak neden?
İşte dünyanın adaleti.

Ardında ağır kapının,
Yüksek bir soru işareti,
Devrildi ve kuruldu cümleler
Budur şiirin de âdeti.

11.3.2021

im

gömün onu 
olmayacak toprağınızda
vurun onu
kanamayacak yüzünüze

kimliksiz bir dağın özü
yılmaz nar kuşunun tüyü

kalbin kalbinde divane yürü
deş doğurgan yüzü


Kırılgan Çoğulluktan Akışkan Yalnızlığa

Müteahhitlerle savaşırcasına dertlerimin üstüne dertler ekleyip
Mücahitlerle görkemli gökdelenler dikiyorum çarpık ana vatana.
İhale hep bana kalıyor, hayret.
Gerdirilmemiş yüzlerin dahi unuttuğu tepkiler; perdeler arası boşluklarda,
Pencereye doğru kafasını kaldıran kedilerde daha anlamlı duruyor.
Yüzüme bir hudut çiziyorum, ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü sabır.
Hangi renge boyarsam boyayayım güneş nasıl hep sarıysa
İnsanlar da bütün renklerden sıyrılmayı başarıyor,
Plakalar, tabelalar, mahalleler ve markalar bizi birbirimizden ayırmaya yetiyor.
Gerisi gerçeği görmezden gelebilmek için uydurulmuş teferruat.
Dünya bildiğimiz gibi işte, ah yansa ne güzel olur!

.
.

Normların arasında kuruttuğum benliğim git gide incelip kırılganlaşıyor.
Biraz sır sürsem ayna olur; duvarın soğuğuyla barışır,
Banyonun buharında körleşir, yatak odasında bir sevişmenin ortağı olur belki.
Sadece yaşadığını hissetmek, bir anlığına ama durmadan, dönerek ve soluk izlerinden
Takip edip yakasına yapışarak anlık bir zevkin ama ne mümkün.
Pencerenin her açılışında içeri doluşan bu yaltak hava, bu ağzı salyalı asırlık dünya,
Yuttukları midesinde çalkalanan bu koca dev hala nasıl bulandırmıyor midemizi?
Sarsılmadıysa şehirler, yıkılmadıysa medeniyetin sike benzer camdan kuleleri,
Umudu, kurda emanet etmenin vakti gelmiştir.
Dünya bildiğimiz gibi işte, ah yansa ne güzel olur!

.
.

Dünya bildiğimiz gibi işte, ah yansa ne güzel olur!
Yanacağı varsa da yanmaz, cehenneme rahmet okutmaya devam eder ya, olsun.
Ben tüm iyilikleri bir kenara bıraktım, tüm kötülükleri, zorladığım ne varsa yolunu bulsun.
Tekli koltukla barışmaya gidiyorum, soran sormayan herkese selam olsun.

kulaksızlar parkı

kulaksızlar parkında 
duraksız piçlerin gecesi
dur sus uy bilmeyen piçler
bir gecenin birinde
hepsinin karanlığı aynı deniz
sarhoş oyuncaklar daha güçlü
çürük ve yağmurlu ortak masaları
parmakları aynı noktada çoğul bir yara
ayrı çizilmiş ağaçlar tek bir uğultuda
çakıl taşı dolu avuçları
ayıklıyorlar bir bir
ayılıyorlar bir bir
aynı taşlarla sıfırı vuruyorlar
vuruyorlar sıfırdan
elleri paramparça zaman
kulaksızlar parkında