Menü Kapat

Kategori: şiir (sayfa 1 / 23)

Damdan Düşen Yırtık Donlar

.

Kırmızı ışıklarda durmayan kara bisiklet çatı katından kanalizasyona fırlatıldı.
Hiç denenmemiş bir adımın yalnızlığı ve çıplaklığı esir.
Birbirini ısıran kuşlar besleyeceğim, hiç durmadan birbirini ısıran, içleyen, ölen ve dirilen kuşlar.
Biri, biri rakamlardan sildi, sıfırın bayramı yasak.
Z harfi kurtulsa alfabeden, peşine düşülür, temin ederim.

Bir sinir, hükmediyor.
Bir damar, avare.
Politik mi eller, politik mi eklemler, politik mi olum?
Susmak kilitli.
Delirmek kilitli.

Dinsin diye bir uçurtma yapmalıyım, hayaletlere varmalı.
Hareket ve umudu kavuşturamayan iskeleler imha edildi.
Konuşmayan yerlerimiz sapan besliyor.
Kimse gülmüyor ve şaka havlıyor, reçete bu.
Reçete bu.
Reçete bu.
Kurum katillerine esir olan silahlar isyan etti.
Kurum katillerine esir olan silahlar intihar etti.

..

Ellerinde taş gibi gururla avuç içleri gözüktü.
Ateş alkış tuttu.
Ağıtların nefesini içtiler.
Bilirsin artık o ağaçların uykusunda olduklarını.

Çiçek şapkaları kuyuda, gör başları güneş doğunca.
Fareler yastık altlarını imzalıyor.
Kanamayan bir yasa, kemirilen bir hayalettir.
Ağız göz yaprak içinde.
Kapa ellerini kulaklarını, örümcekler ağı tanıdı.
Kemirilen hayaletin dilini deşeyim.
Elektrik kesildi isyan yüzeyinde.

Duvar kanı yumrukluyor.
Geceyi gündüzü bölen anons uçurtmaları.
Küfür balon üflüyor.
Kirpiler bıyık altlarından diriliyor.

Duyun duyun, açmıyor ölüler.
Kapamaz toprağı bu dil.

Denizler tuttuğunu gömüyor, çukur yasasının emaneti bu.
Pijamanı sula, terliklerini yak.
Kan ısırıyor duvar.
Bir parmağını kesti rüzgar.
Teri kıran çekiç.
Robot damarlarla ağaç avuçlarında gaz kızartıldı.
Rezil çivi ile deşik korkular.
Patlama bacaksız.
Kül ateşten ağır.
Aklın dalgakıranı gri lacivert ablukada.
Elektronik çivilerle ağaçların avuçlarında gaz kızartıldı.

Seçim inliyor.
Baykuşun isyanı zift.

Seç, seç, seç.
Düzgün başa bu taraklar.
Diş çoktan gömüldü.

Ters göz.
Ters kanat.
Ters gaga.
Diz çöktü kurşun canavara.

Adı(i)ydı(i)

Herkese aynı şiiri okuyan adamlar
Ve herkese aynı gülen kadınlar
Eskitti bu şehri
Her sevgide aynı kokuyu arayanlar
Her sokağa benzer hatıraları sığdıranlar
Cümlelerinin başı sonu aynı olanlar
Aynı yerde susanlar
Ve gecenin hep aynı saatinde acıkanlar
Ömrü aynı yerden kırılıp aynı acıda takılı kalanlar
Her kediye aynı isimle seslenenler
Hep aynı filmi seyredip
İlkmiş gibi şaşıranlar
Her sigara üfleyişinde aynı ”Ah” a iç geçirenler
Ve benzer kapılarda aynı yüzleri arayanlar
Adres bilmeden sokak arşınlayanlar
Farklı ellerle aynı ölçüyü bulmayı umanlar
Ve hiçbir şey ummadan yaşayanlar
Eskitti bu şehri
Yeniye hasret kaldığını söyleyip
Hasretlere hep eskileri sığdıranlar
Avuçlarındaki taşları ceplerinde saklayanlar
Ve sopası elinde dolaşanlar
Bu şehrin sokaklarındalar
Bu şehirde
6 işaret zamirine sığmayacak
Kadar çok insan
Var
Derdi yüzlerinden okunanlar
Ve okuduğunu anlamada sınıfta kalanlar
Aynı mahallenin insanları
(Yetiş ya valilik yetiş ya muhtar!)
Farklı sokaklarda aynı oyunları
Oynayan çocuklar
Saklanırken aynı oyukta buluşanlar
Paylaşacak tek şeyleri açlıkları olanlara
Oturduğu binanın 24. katından bakanlar
Gözleri aynı renk olanlar
Ve aynı ayakkabı numarasına sahip milyonlar
Bir de doğacak çocuğuna ismi takvim yaprağından bakanlar
Her şehirde en az bir tane olan Karanfil sokakta
Birbirinden habersiz
Birbirisiz , volta atıyorlar
İşte hep bunlar
Eskitti bu şehri
Bu şehir ki çöp kutularının
Üstünde şiirler
Boş duvarlarında anonim sözler taşır
Ve hepimizi ayak izimizden tanır
Kafiyenin kokusunu 5
Açlığın kokusunu 1 metre
Öteden alır
Bu şehri ben olan
Biz olan, sen olan
En çok da siz olanlar eskitti
Oysa üç tarafı denizlerle çevrili
“Yurdum” un
5 puanla takdiri kaçıran çocukları
Toplansa bir parti ederdi
Ama şehir eskidi
Eskittik.

fui bailar no meu batel*

Yüzünü Portekiz güneşinde yıkıyorsun. Sesini ise Lizbon’un büyüsüyle boyamışsın çoktan. Eteklerini toplayıp yürürken,  peşine denizin, ağaçların, çocukların da takıldığının farkındasın ve yanından geçtiğin her insana yeniden doğma hevesini de götürdüğünün. Bir gün, sahnenin birinde, orkestranla, etrafında gülüşler saçarak, o gülüşler ki, bir pırlantayı andırıyor aniden bakıldığında, bir şarkı söylüyorsun. Yüzler, binler ağzının açılıp da kelimelerin birer birer çıkmasını bekliyor. Ağzına bakıyorlar, güzel dudaklarına. Bir şiiri anımsatıyorsun o sahnede bir yapıt gibi dururken, Pablo Neruda’nın Şiirini. Üstelik seviyorsun da onu.

Duyasın diye beni
incelir
sözlerim arasıra
kumsallarda martıların izleri gibi.

Gerdanlık, esrik çıngırak
üzümler gibi tatlı ellerin için.

Ve uzakta görürüm sözlerimi, bakarım.
Benim değil senin onlar.
Tırmanırlar eski acıma sarmaşıklar gibi.

Tırmanırlar öyle nemli duvarlara.
Bu kanlı oyunun sensin sahibi.
İşte kaçışıyorlar karanlık inimden.
Sen hepsiyle dolusun, seninle dolu hepsi.

Senden önce sardılar yerleştiğin ıssızlığı
ve benim hüznüme alıştılar sana değil.
Desinler isterim şimdi sana demek istediğimi
duyasın diye onları beni duyduğun gibi.

Bir bunaltı rüzgârı sürüklüyor sözlerimi.
Düş kasırgaları deviriyor ikide bir.
Başka sesler duyuyorsun acılı sesimde.
Eski ağızlardan ağıt, eski işkencelerden kan.
Sev beni dost. Bırakma beni. İzle beni.
İzle beni dost, şu bunaltı dalgasında.

Ama aşkının rengine bürünüyor sözlerim.
Sen sarıyorsun işte, sen dolduruyorsun hepsini.

Bir sonsuz gerdanlık yapıyorum onlardan
üzümler gibi tatlı, beyaz ellerin için.

Ellerini öne doğru uzatıp kendinden geçerek, başlıyorsun şarkıyı söylemeye. İnandığım bütün köprülerin ayakları titriyor. İnancım titriyor kendine. Sen bütün varlığınla olağan,  “kükreyen deniz, senin güzel bakışlarının eşsiz ışığını çalmaya çalıştığımı söyledi.” diyorsun şarkıda,  “gel de gör, deniz haklı mıymış?”

Yerinde durmadan hareket ediyorsun. Müzik devam ettikçe, daha çok kucakladıkça seni, hareket ediyorsun durmadan, acı birikmesin diye üzerinde.

Giderken

elim kıpırdandı, bomba, üç ton ve bir paket sigara.
789 bile bildi biri.

Esiğü!

tüftüften işaretler delirdi.
kalpteki mikrofon mezarından firari.

Kaolşa!

ölü uçuşlarla reçetesinden indi zehir.
zihin mermi ve acil çiçekler taktı gözlerini.

Diaişeess!

Kuainaör!

bitli közler, bitli yeisler, bitli nar.
oyuncaklar bile bildi biri.

gece elime sindi.
bültenler kefilsiz ninni.

hangi kitapla doğruldum.
hangi kitapla gömülürüm.

facebook u ben öldürdü.
twitter ı ben öldürüyor.
instagram ı ben öldürecek.

Gari! Caki! Sani!

dikiz aynaları bile biliyor biri.
bir andon ve bir andonun ikizi

eşkiya küpeleri biliyor biri
seks yırtılsa dünyanın üstünde kedi yürüyor.

hey çocukluk! hey kaldırım! gök delenler eğiliyor ayaklara.
karşılıksız çeneleriyle boğuluyor açık ellere kuş başı akıtanlar.

yanlışsız yanıyor yalnızlık.
son model ormandan tıka basa çiçekler besleyeceğim.

mazgaldan mazgala atacağım iç denizimi.
bıçaklarla kesintisiz bir toplantı ayarladım.

kilitler ıslanacak, şalterler ıslanacak, kravatlar ıslanacak.
kaybolan damlalar yok.

pusula külleri, fatura külleri, anahtar külleri.
bu grinin tonu yok.

atları kaçıracağım, denek hayvanları alıp sek sek oynayacağız.
masaüstlerini korkutacağız, geri dönüşüm kutularını.

takvim yaprakları ormanın neresinden
çek yaprakları ormanın neresinden
sicil defterleri ormanın neresinden

güneşin içindeki geceden heykeller yapacağım.
altlarında kandan taşlar çocuk vuracak

deliler içinde suskun bir yolcu bulacağım.
deriler içinde suskun bir yolcu olacağım.

başka dili kurşunlayacağım.
tek bir düğme düşecek kalbime.

dimdik şarkı söyleyen bir şeyleri hatırlayacağım.
devrilen kendimi şaşırtacağım.

durmadan konuşan ağaçlarda uyuklarken
bilye elma kokacak elimde.

kel çocuk ateş edecek dağ başlarına.
atın yağmursuz penisi divane karınca çetelerini izleyecek.

iade gazetelerin bilge hırsızları çakılarını alacakaranlıkta çekecek.
küfür güzellikle bağlayacak ellerini.

kapı açılırsa anahtar düşecek.
bulacağım.
duracağım.

Aç Parantez

Aralarda boş sayfalar bırakmadan
Kullanmayalı bir defteri
Ve temiz bir mendil üstünde
Tırnakları kökünden kesilmiş ellerimi
Kimseye göstermediğimden beri
Sokaklardan silah sesi duyulmayan
Kaç gün geçti? (Kim bilir?)
Sarıp sarıp dinlediğim
Polis telsizi efektli kasetteki sesin
Eskimedi.
Sen banyoda yankılanan şarkılarımsın
Şimdi. (De-ne-me bir ki)
Mesanemi sıkıştıran ağırlığın sebebi
Uğrun uğrun devirdiğim şişeler.
Yardımcım neden sonuç cümleleri
Ve dar günümde yetişen
Bağlaçlar, eylemsiler…
Yoksa nasıl gelir gözlerinin çukurundan
Geçen cümlelerimin sonu?
Sonra bir de noktaya gelmeden
Coğrafya bilgisi olmadan da
Kendine güvenen ani gitme isteği. (Ne olacak?)
Ruhumun ağırlığına kalsa (Kalmıyor)
Oysa
Sevişmek ve bir bardak su içmek
Terazide aynı hizada.
Yani yaşlanmışım gibi.
Yani ağırdan.
Yuvasını sırtında taşıyacak kadar
Güvensiz. (Kucağını yuvam yapamayışım bundan.)
Ve ağırdan,cesaretsiz.
Yani kaplumbağa misali.
Yani defterler arasında kurutulmuş bir
Papatyaya rastlama ihtimalim yok gibi.
Galapagos sendromuna yakalanmış
Metropol insanına
Dönüşümüm,
Gregor Samsa kadar olmasa da,
Çocukluğumdan çok uzakta.
Buradan bakınca herkes birbirine benziyor.
Kal orada ki (Kalma)
Kimselere benzeme.
Çünkü çocukluğumsun sen.

Asıl size yazık

Yazık
yazık, üşüşen kargalar
bir şehrin geçmişini
içinde taşıyan çöplüğü
ve ayrıştırıcılar, bakteriler
yazık gençliğine
küçük ellerine büyük çatlaklar
ve nasır
çeksem de çıkaramam seni
paydos düdüğü çalmadan
bir sokak köpeği yazık
insanın bin yıllık ihanetinde
kendini arayan hayvan mı evcil mi
geri götüremem seni
doğadan çalan söz vermelere
sana da yazık
parmaklıkların demir soğuğunda bir ömrü yaşayan
gündüz savaşları
ve plastik topa bulaşmış kan
hesaplanmış ölüm
sonra yüzsüzlük, asıl sana yazık
ey devletin kiracısı
genç ölüme gülen yüzler
sokak ortasında
teşhir edilen insan eti
ardından kirli pazarlık
alçak yalanı satan ekranlar
asıl size yazık ki geri dönüşünüz yok
yazık bana
bir derin dondurucuda bekliyor bedenim
İstesem de gömemem nefretimi

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.