Menü Kapat

Kategori: şiir (sayfa 1 / 26)

Yalnız olana öğütler

Yalnız olan yalnızca yalnızlığını
Bilmesi yetmez
Bilmeli ki yalnız olan yalnızdır
Kendine iyi bakmalı ki hasta olmamalı
Onun bir yerlerden gelecek
Parası yoktur
Geç kalmamalı işine
Mobbing ve yorgunluk
Değecek tenine
Ama yalnız olan
Sadece kendine yalnız değil
Tüm dünyadan sıyırmıştır kendini
Ama bunlardan yakınmamalı kimseye
Yalnız olan yalnızdır kendi bedeninde
Çok gece sarhoş olacaksa da
Bulmalı evin yolunu
Bilmeli ki yalnızlık geçecek bir hastalık değildir
Bir tavırdır bazen
Ya da bir kader
Yalnız olan kaptırmamalı hiç bir şeye
Hiç kimseye
Kendi en büyük hazinesidir
En büyük çöplüğü
Yalnızlık onun en büyük vasfıdır
Hep hayal kurmalı
Yoksa ölecektir
Yine de hayalllerin hayal olduğunu bilmeli
Yalnız olan özgürlüğünün sınırlarını bilmeli
Yalnız olan yazmalı
Ama bunlardan bir beklentisi olmamalı
Yalnız olan
Unutmamalı kendini
Ne kadar yakın görünse de
Başka bir hayat
Ama yalnız olan yalnızdır
Herkesten  özgürdür görünse bile
Hapishanesi kendisidir
Sınırlarını kendi belirlediği

Blister

sağ elden
07:45’de sol cebime akıyor
4 mg’lık kapsül
semptom gidericiler
boyun büküğüne iyi gelmiyor

taksiler beklemiyor
araflı sarılmaları

atomlarıma iyi bak
dolabın aynasında gözlerim
acele et diyor ses döngün
acele ediyorum

hiçbir yıldız yağmurunda ölmüyorum
üşüyorum diye sağa çektiğinden beri

üstünden atladığımız cehennemlere
selamını söylüyorum

mevzu belli

Öfkemden, kızıl, çocuksu öfkemden kaçamadım:
Her zaman kendimi boş yere aldattım:
Tekrar ayaktayım ve neşesi kaçmış bir köpeğim,
Göğsünde ne kadar varsa sönmüş o tutkuyum.
Her şeye rağmen, lanetlendim ve arsızım
Senin için, yaktığım tüm geceler,
Ve senin bile unutmak için uğraştığın
Tüm anılara titrek bir ıslık çalarım.
Şimdi, burada ölmek istemek niye?
Sanki o gece sarhoş olan ben değilmiş gibi…
Ne zaman, nerede ve nasıl?
Unutmayacağım;
Şehre kin kusan bulutlar kadar
Kararmış tüm söylemlerine karşın yine buradayım;
Yatsılar eskiten bi’ mum gibi,
İhtiyarlığımın pişmanlıklarını, umuyorum ki sende saklıdır …
Yakamozlar ve mehtap bile gamsız artık.

2018, Bakire Tapınağı

EKMEK, ŞARAP, SEN VE BEN

Türk sinema tarihinin gizli kahramanı İhsan Yüce.

Onu bir çok filmde, mapushane ve mahalle raconcusu, ayyaş mahalle abisi, devrimci fabrika işçisi, avantasına bakan üçkağıtçı, hasis kız babası, kurnaz köy ağası gibi rollerde seyrettik. Genelde yan rollerde gördüğümüz, müthiş bir karakter oyuncusu. Hani ismi geçtiğinde bilinmeyen, fakat resmi gösterildiğinde, haa şu oyuncu denen oyunculardan aslında…

Fakat tesadüfen karşılaştığım ve beni çok etkileyen bir şiirle birkez daha tanıdım İhsan Yüceyi.

Kibar Feyzo, Bedrana, Uyanık Gazeteci, Öğretmen, İnatçı, Fazilet gibi filmlere yazdığı 60’a yakın senaryo ve 150 den fazla film de imzası var..

1968 yılında, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı ile Charlie Chaplin’in trajik son dönem filmi Sahne Işıkları’nı tiyatroya uyarlayarak sergiler, İhsan Yüce.

Kibar Feyzo gibi Türk sinemasının mihenk taşların dan biri olan bir filmin senaryosu yine İhsan Yüceye aittir.

“Kibar Feyzo”da Maho Ağa’nın (Şener Şen), duvara ‘Faşo ağa’ yazan Feyzo’ya (Kemal Sunal) sorduğu “Faşo ne demek la?” sorusu ve aldığı yanıt…

Yine bu filmde Maho Ağa’nın “Ula şurda 141-142 başsınız, valla sataram ha köyü!” sözü, Türk Ceza Kanunu’nun o dönem aydın ve sanatçısının hapse girmesine dayanak olan 141. ve 142. maddelerine ustaca yapılan göndermelerdir.

Hatta, Maho Ağa’nın Feyzo’nun köye açtığı ummi helayı yıktırırken söylediği “Ağanın pohu üzerine poh olur mu ülen” sözü yıllar sonra Gezi protestoları sırasında bir duvar yazısına ilham kaynağı olacaktır.

Yani aslında İhsan Yüce, sinema emekçisi olmasından çok daha fazlasıdır…

Dahası, sinemanın dışında resim ve heykelle uğraşmış ve şiirler yazmış. Fakat bu resim ve heykellerin, hiçbirisi gün yüzüne çıkmış değil.

Şiirlerini ise ‘şairlere saygısızlık olur’ diyerek hiç yayınlamadığı söylenir.

Fakat buna rağmen, Mazlum Çimen’in harika müziği ve Mümtaz Sevinç’in sesiyle hafızalara kazanan ‘Ekmek Şarap Sen ve Ben’ şiiri günümüze ulaşmayı başarmış.

İşte bana İhsan Yüceyi tekrardan öğreden şiir;

Ekmek şarap sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir oğlanla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
kıskandım Gogen’i Tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
Gogen’e,
kadere,
sana,
bana,
bir de gittiğin arabanın tekerine
ne diyordum arkadaş….
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini
sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
bazen kadın hamamında tellak….
bazen Christoph Colomb
Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri
Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi….
bir kere Aristo’nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
eğer daha da içersem
Shakespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be Platon…
bir içsin de görsün….ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
ıslak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş….
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim…

İhsan Yüce

2 + 2 = 5

Bugün bir şarkıda,
şarkının avludan, camdan,
aydan, yıldızdan bahsettiği bir yarısında
‘düşünme diyorum!’a gelmeden hemen daha
bir düşüşün oldu ki içime, eyvah!

uçurumdu, açıldı uğuldadı göğüs kafesimde
adın neydi, kimin kızısın?
can mısın, rüya mısın,
‘sanmışım’

dersem dilim çöllerin tuzunu süpürsün: ‘sanmışım’
kandım bir kere sol avucunun içine
nefesten kalıp, kokuna varmışım.
ki gayrı ölüm zûl değil, iştir bana
ola da teninden bir zerre kalkıp kopsa
dönüp düşse mezarıma
dersem derim girdiğin tüm denizlere gerilsin

ikini ikimle beşledim,
kazdım bir kere sol avcumun içine.

Varoluşa Kırgınlık

Olmasını istediğim için öyle:

Büyük bir yük hissediyorum,

Zayıfım eğer söylersem tek nefeste.

Nereye düştüğümü bilmiyorum.

“Yeter, bırak, buna ihtiyacım yok.”

Tüm çiçekler ve tüm ağaçlar,

Topraklarına bir ihtilal için imkân ararlar.

“Müzik yapmıyorsun!

Bu sesten nefret ediyorum.”*

Salt anlamıyla:

Ne yapmalıyım bilmiyorum.

Ne etmeliyim bilmiyorum.

Gerçekten, avazım çıktığı kadar, bilmiyorum.

 

spotify (türkiye’de açılıyor) | youtube (türkiye’de açılmıyor) | bu şarkıdan bahsedilmedi*

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.