Menü Kapat

Kategori: şiir (sayfa 1 / 27)

birlikte aynı ateşten geçerek

Alkışlar, yürüyoruz, alkışlarla yürüyoruz
suskunluğa yenilmemiş ellerin çığlığıyla
her avuçta bir kanat, konup kalkan bir kanat
– çözülmesi bir düğümün, boşanması bir zincirin –
yürüyoruz sokakları çarparak sokaklara
çarparak, çınlatarak alanlarını kentlerin

Alkışlar bir güneşi katıyor alkışlara
– parmaklarımız yansa da o güneşi her ilmik
alev alev taşımıştı dokuduğumuz kumaşa,
harcını o karmıştı ördüğümüz duvarın –
alkışlar, yürüyoruz, her adımda bir şafağın
kabuklarını çatlatarak, çıkarak yeni bir sabaha

Çıkarak çıkararak eylemin kozasından
bunca yıldır kanımızda uğuldayan coşkuyu
yürüyoruz bugünden yarına alkışlarla
birimizin göğsünde hepimizin soluğu
her alkış bir yolculuk emeğin özgürlüğüne
yürüyoruz alkışları alkışlarla çoğaltarak

şair kemal özer’in seslendirdiği şiirleri “birlikte aynı ateşten geçerek” adıyla yayınlandı.

kemal özer, ikinci yeni döneminde örülü ve kapalı anlatımlara sahip şiirleriyle 50 yıllık bir yolculuğunun izlerini taşıyor.

Dediğin Gibi

Bu sefer ben de seni çok seviyorum.
Bazen sadece yorgun oluyor insan, ne kadar sürebilir?
Bir gün bir yerde hayatta kalmaya çalışıyor.
Ve bilmenizi istiyorum ki aynı zamanda kalmak gelir içinden.
Ve bilmeni istiyorum ki ona göre hareket eden bir şey yok.
Hayal kurmak bedava falan değil.
Yani onlarca sorun yok.
Ve bilemezsin ki bu ülkede sadece hayran kaldım.
İnsanların en büyük hobilerine, ve saldırıya uğrayan tarafta olmaya.
Zaten yapılabilecek tek şey bu.
Çünkü onların karnı tok.
Hatta bir ara görüşelim.

Devam

Kanarak Ormanın Gözleri Kapanıyor


..
.

k a n a ra kbu hep eksik bir sürgün. paçasız ve yakasız. ağaçların arasından dalgaların kalbine ;
bir suskuyu oluşturamıyorsun. bir suskuyu konuşturamıyorsun.
güneşin dediğinden yoksun.
güneşin deliliğinden yeksin.
bayrakların yoksul şarkısı içinde varlık kemiren gölge kahraman gece açıyor.
gördün.
direklerini boyamayacaktın ve mahalleleri boğmayacaktın.
denizle konuşmayacaktın ve saçların hiç uçuşmayacaktı.
kırmızı biletleri yırtacaktın.
her sabah güvercinleri kargalardan ve insanlardan koruyacaktın.
kedileri geçiyorsun denge için,
gözleri kuyu köpekleri seçiyor için.
kuşları içiyorsun oyunsuz bir masal için.
muma döndün ve yüzün soyundu.
evdeki karanlıkları buldun ve sayıldın.
bir parmağını kaybettin ısındığın duvarda.
elden ele yüzyirmibir çocuktu avucunda, kazıdığın kendinden.
çiçekler durmaz ki.
çiçekler ne aradı kalbinde.
çiçekler duymaz ki.duraksıyorsun.
elinde sazı haykırıyor bir sokak velisi;
tanrı ona yeni bir el verdi.
tanrı bana oniki koridor verdi.
tanrı sana esmer betondan bir kedi verdi.
tanrı ona filizlenen bir deli verdi.
ve ekliyor; birlikte sustuğun biri var mı?
yürürken sesini duyuyorsun, adımladıkça tanışıyorsun.
kafan punk. ayakların söndü.
baş kaldırıyorsun çakılı bir hüzün içinde.
buğuyu tekrarlıyorsun.
gerilla tekneyi kıyıda yüzdürüyorsun.
zırhını çıkarıp teyyare oluyorsun.
kör duraklar öpüyorsun gözlerinden.
yanındaki ihtiyarı soyuyorsun, bir balık çıkıyor pipiden.
suskun ve bungun bir meyhane geçiyor östakiden.
geceler çekiyorsun göz kırpan ninniden.
sarkan narsız yapraklar yüzsüz heykellerden.
durulan avareleri ameliyat ediyorsun.
yok yazıyorsun sessizliği duvarlara.ara yürüyor gözlerin ara.

konuşmuyorlar, konuşmamış mı oluyorsun.

geçiyor nefesin parmaklarından.
yüzün ağaçlarda sözleri uyutuyor.
ahtapotlar gecikecek ve ellerin afiş bekliyorsun.

ışık çeteleri arasında köz merdivende inliyorsun.

sana gün saymamayı öğretmeli fare.
sana sayı saymamayı öğretmeli güvercin.
bir davulun üstünde yürüyorsun.
duman sek sek oynuyor.
göz durmuyor bulutlar arasında.
şapka altında dudaklar dikişliyor kendini.
kuşlar var içlerin.
kuşlar var içlerin.
elleri mızraklı tüm delillerin.
renklerden taşları topluyorsun.
herkesi arıyorsun, iyi ki bulamıyorsun.
kendi kendini mutlu edemeyen bir monitörün sağdıcısın.
dört elin de kelepçeli bir yarasa sinyali.
ve sustun.
atından hiç inmeyeceksin, hiç atından. susmanın ölçülerini biçeceksin, hiç ekinden.
dalgalana dalgalana bir bayrak serpeceksin, hiç havadan.
tünelin dibinde seni beklemeyecek kelimeler, hiç sesten.
bir tuşla yeniden başlatacaksın, bir tuşla sonlandırmayacaksın, hiç tuştan.
gölge asılacak boğazına. hiç hevessiz içine dalacaksın, yakacaksın onu, hiç ateşten.cebinden çiçekler çıkardın, bir esrime odası.
suskun jetonların mezarlarına yürüdün.
sönük bir şeyler var hala, eksik.
bir ölümün daha vardı.
cebinden oraları çıkardın.
gözün deniz.
gözün gök.
bir ölümün daha olmalı.
yoklamış kulağı.
hiçlemiş aynası.

insan robotun iskeleti.
rüyasında ne varsa toprağı.
olmasa da doldurur kan.

cebinden aksini çıkardın,
bir adım atsan dönüp gelecek.
cebinden bıçak çıkardın, bir hoşçakal bayrağı.
ölemeyen bir aşkın kanı, ruhunu çıkarmıştın orada.
uyanmıştın bir yankıda, içinde uçuşmuştu sokak köpekleri.
çarkında kimsesiz bir seda var zamanın.dünün kanına ihtiyacım yok.
bugünün kanına ihtiyacın yok.
yarının kanına ihtiyacı yok.

ardında çaresiz bir eda var zamanın.

gölgelerin kanına ihtiyacım yok.
duvarların kanına ihtiyacın yok.
yolların kanına ihtiyacı yok.

denize düşersin, böyleyim.
rüzgara bakarsın, öylesin.
topraktan gizlenirsin, şöyle.

sözlerin kanına ihtiyacın yok.

serkeş bir aşkın içine gireceksin, sarhoş odaların renginde.

ormanın gözleri kapanıyor.
.
..

hayvan

Hayvanların yanına vardım, onlara uzun uzun baktım.
Onlar kendi durumlarından sızlanmıyorlar, inildemiyorlar.
Onlar geceleri günahlarına ağlamak için uykusuz kalmıyorlar.
Onlar Tanrı’ya olan ödevlerinin tartışmalarıyla canlarını sıkmıyorlar.
Onların hiçbirinin gönlü doymamış, kanıksamamış değil!
Hiçbiri eşyaları elde bulundurma bunaklığında değil!
Hiçbiri bir başkasına, hiçbiri kendinden önce yaşamış binlerce benzerine kafa tutmuyor.
Hiçbiri karşısındakinden saygı beklemiyor, hiçbiri kalabalıktan yakınmıyor!

walt whitman

çirozname

beyaz kocaman bir duvar – çıplak mı çıplak
üzerinde bir merdiven – yüksek mi yüksek
duvar dibinde bir çiroz – kuru mu kuru

bir herif geldi elleri – kirli mi kirli
tutmuş bir çekiç bir çivi – sivri mi sivri
bir büyük yumak da sicim – zorlu mu zorlu

çıktı merdivene derken – yüksek mi yüksek
mıhladı sivri çiviyi – tak tak da tak tak
duvarın taa tepesine – çıplak mı çıplak

attı çekici elinden – düş allahım düş
taktı çiviye sicimi – uzun mu uzun
astı ucuna çirozu – kuru mu kuru

indi mervidenden tekrar – tıkır da tıkır
sırtında çekiç merdiven – ağır mı ağır
çekti gitti başka yere – uzak mı uzak

o gün bugündür çirozcuk -kuru mu kuru
mezkur cismin ucunda – uzun mu uzun
nazikçe sallanır durur – durur mu durur

ben bu hikayeyi düzdüm – basit mi basit
kudursun bazı adamlar – ciddi mi ciddi
ve gülsün diye çocuklar – küçük mü küçük.

charles cros
fransa, 1842-1888
çeviren: orhan veli kanık

Kırık Zaman Masalı

Kırık zamanlardı,
Kum saati yorgun düşmüş,
Akrep yelkovana küsmüş.
Gece yarıları öksüz…
Yokluk eksiklikle karışmış.
Sokaktan insan sesleri.
Pastahanelerin önlerinde muhallebi kuyrukları.
Sabah saat beş.
Sığmıyor içime,
Öfkem kaygım ve tüm endişelerim…
Duvarları tırnaklarla çizilmiş,
Kan revan içinde
Bir oda içerim.
Duvarda isli bir ayna.
Çoğalalım istiyorum sevgili !
İçerimdeki o oda yıkılsın !
Bir olmayalım, çoğalalım!

Yollar hep gider benden.
Dünya da yuvarlak değil,
Bir tepsi gibi.
Kara delikler pusuda,
Gidersen düşersin,
Belli olmayan bir zamana.
Kırık zamanlardı…
Evren toz bulutundan doğduğunda,
Annem çamaşır suyu döktüğü
için bulutlar vardı.
Bulutlar temizdi, gökyüzü kirliydi.
Su başlarında kadınlar.
Döve döve temizlenen çamaşırlar sırada.
Saat 12’yi vurmaya niyetli.
Maksat küsler barışsın,
Akrebin zehri aksın,
Kirliyle beyaz karışsın.
Çoğalalım istiyorum sevgili !
İçerimdeki o oda yıkılsın !
Bir olmayalım, çoğalalım!

Kırık zamanlardı
Bir orman, bir ağaç, bir ben vardı.
Toprak kabul etmez olmuş
Hiçbir canlıyı.
Toprak ağaca,
Ağaç dalına,
Dal yaprağına küsmüş.
Bir tufan kopsa
Bütün küsler el ele.
O gün,
O saatte,
O saniye…
Çoğalalım istiyorum sevgili
İçerimdeki o oda yıkılsın
Bir olmayalım, çoğalalım!

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.