Kategori: san.at

Constantinople, 1890

130 yıl önce an itibariyle istanbul dediğimiz topraklarda renklendirilmiş fotokrom fotoğrafların library of congress sayesinde erişimimize sunulması güzelliğini paylaşalım istedik. pek tabii ayasoyfa, galata kulesi, eyüp mezarlığı, topkapı, valide sultan camii, eyüp, dolmabahçe, fenerbahçe, boğaz gibi birçok lokasyonu görme şansına eriştik. zulümün hangi yılda başladığı tartışılabilir ama yapılan zulüm konusunda sanıyorum hemfikir olmayanınız yoktur.

constantinople, 1980

suç ve ceza & lolita ekseninde pedofili

nitimur in vetitum. yasak olana ulaşmaktır arzumuz.

lolita’nın iletişim yayınlarından çıkan baskısında lolita için nabokov’un söylemiş olduğu bir cümleye yer verilir. lolita’yı okumaya başladığında onun son derece ahlaki bir kitap olduğunu unutma der nabokov.

çocuk seviciliğinin bu duyguyu okşamak için yazılan yazıları geçen senelerde tartışma konusu olmuştu. bu iki kitabın böyle bir hatası yok. bu sapkın duyguyu ele almak elbette zor bir iş fakat dostoyevksi’nin kitabın sonlarına doğru ele aldığı ve çok net bir şekilde vermediği bu durum svidrigaylov karakterinde ayyuka çıkıyor ve karakterin intiharıyla sonuçlanıyordu. son sözünün söyle onlara amerika’ya gidiyorum olması da oldukça enteresan ve yorumlamaya açık bir durumdu.

dostoyevski’nin açıkça ele almadığını çok ince şekilde işlediğini nabokov daha cüretkar bir şekilde pornografiye de kaçmadan ele alıyordu yıllar sonra. tabii bu konu tek yazarın tekelinde değildi dolayısıyla nabokov’un dostoyevski’den esinlendiğini söylemek zor ve asılsız olur. bu iki kitabı yakınlaştıran yalnızca bu konuları birinin hafifçe işlemesi diğerinde ise tüm kitabın konusunun bu olması değildir. suç ve pedofilinin gerekçelerini kendi açılarından psikolojik bir çözümlemeye dönüştürme çabalarıdır. ki sapkınlığın olduğu yerde psikolojik çözümlemelere gitmek şaşırtıcı olmasa da iki karakterin de geçmişlerinde bir kadına aşık olup bu ilişkiyi devam ettirememesi ve arzuyu (devamı benim yorumum) yaşıtları veya reşit kadınlarla başaramadıklarını daha az kompleks daha basit ve daha masum (!) bulduklarına yöneltmeleri enteresandır. karşılığını bulamayan veya devamlılığı sağlanamayan erotik romantik duyguların daha yasaklı olduğu bilindiği halde daha küçüğe ve az karmaşık olana yönelmesi hem iki kitapta da suçtur hem de karakterlerin çaresizlikleri yine de belirtilmiş ve onları şeytani sapkınlardan yaşayan insanlara dönüştürmüştür. yine de dostoyevski karakterinin intihar etmesini istemiştir ya da svidrigaylov’dan beklediği e artık herhalde intihar etmesidir. yaşamdan kopmaları istenmiştir. arzusunun zararlı olduğunu anlayan birey intihar mı etmelidir ya da tek çıkış yolu yok olmak mıdır?

lolita’nın karakteri humbert bu ilişkiyi ileri götürüp lolitasıyla beraber eyaletlerce gezmekte ve ondan ayrılmak istememektedir. nabokov bu noktada daha cüretkardır çünkü arzusu yasaklı olduğu humbert kendini yok etmek yerine arzu nesnesini yanında tutmaya devam etmiştir. romanda yer verilmese de hissettirilen çocukla ilişkiye girdiğidir. yine de kitapta arınma isteği de verilmiştir. o da şeytani sapkın değil, arzusuna yenik düşen ve karşı koyması gerektiği halde koyamamış bir adamdır.

lolita iki defa sinemaya uyarlandı. kubrick’in lolitasını izlemeyenlere öneririm.

Uluslararası Sanal Engravist Baskıresim Bienali

Engravist, kuruluşundan beri baskıresim alanında ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda sergi, workshop, etkinlik ve proje gerçekleştirdi. Sosyal sorumluluk projelerine katkıda bulundu. Çok sayıda öğrenci, akademisyen ve sanatçıya çeşitli teknikleri içeren baskıresim eğitimleri verdi ve genç sanatçılara yönelik projeler yaptı. Engravist, edindiği tecrübelerle yelpazesini genişletmek, dünya sanat ortamına daha çok etkinlik kazandırarak; sürdürülebilir yöntemlerle ilham veren bir yapıya kavuştu.  

Baskıresim üzerine 2016 yılından beri uluslararası workshoplar, sergiler ve çeşitli etkinlikler düzenleyen Engravist, 2020 projesinde bir ilke imza atıyormuş. Dünyanın ilk sanal bienali 54 ülke, 600’ü aşkın sanatçı, 7 sanal galeri ile 12 Haziran 2020’de açılıyormuş. “Daha güzel bir Dünya için ne söylemek istersiniz?” sloganı ile sanatçılara yapılan çağrıların sonuçların heyecanla merak ediyoruz. Zira sanal olanın getirdiği kolaylıkların yanı sıra şüphesiz elle tutulan ve kokusu olan şeylerin nostaljiden öte öneminin olduğunun farkındayız. Takipte kalınız;

Engravist

istanbul experimental

2018 yılında ilkini gerçekleştirdikleri İstanbul Uluslararası Deneysel Film Festivali ile kültür-sanat yaşamında aktif rol almaya başlayan İstanbul Experimental, İUDFF’nin yürütücülüğü kadar, ulusal ve uluslararası küratörler, sanatçılar, sanat alanları ve organizasyonlarla işbirliği halinde gösterim, sergi, performans ve eğitim amaçlı atölyeler düzenleyen/hedefleyen misyon odaklı kar amacı gütmeyen bir sanat kuruluşudur. 

İlhamını, Antonin Artaud’a dayanan ‘Organsız Beden’ düşüncesinden alan bir yapılanmayla; yaşamla olan ilişkisini ‘inşa etmek’ yerine, göçebe düşünce içerisinde kişilerle ve coğrafyalarla ‘dokumak’ üzerinden temellendiren Istanbul Experimental, aktivitelerini, arzulananın da ihtiyacı duyulan kadar sorumluluk getirdiğinin bilinciyle gerçekleştirmektedir.

şahsen yeni farkına vardığım bir oluşum – istanbul experimental – screening room altında her hafta yeni bir filmi kısa süreliğine açıyorlar. çok da iyi yapıyorlar. canan erbil’in fazlasıyla başarılı fotoğrafta çıkmak çalışması ile keşfe başlayabilir ve yakın takibinize alabilirsiniz. zira çok güzel işler yapıyorlar.

istanbul experimental

Big Baboli Şarküteri’den Zezeah ile Korona Günlerinde Çizginin Sancısı Üzerine

Moklich, Servet İnandı ve Zezeah

Çok değil, bundan üç dört sene evvel Zezeah ve eşi Moklich ile Kızıltoprak’daki atölyelerinde tanıştığımızda bana yaptıkları baskı resim örneklerini göstermişlerdi, çoğu müzik grupları için üretilmiş, koleksiyon değeri taşıyan serigrafi afişlerdi bunlar; sonrasında Krüw etkinlikleri geldi, genç yeteneklerin özgün işlerinin sahnelendiği sergiler, çağdaş grafik/ illüstrasyon dünyamıza güçlü bir dinamizm kazandırmakta gecikmediler. El emeği göz nuru üretilmiş bu resimler, bizleri Ham Sanatın en renkli ve heyecan verici örnekleriyle buluşturuyordu. Bir çok farklı stilde sanatçının ortaya koyduğu işler büyüleyiciydi.

Ticari bağlamda üretilen çizimlerin dışında ‘illüstrasyon’u, ‘illüstre olanı’ ciddi bir disiplin ve üslup olarak benimseyen bu genç kuşak sanatçılar, ortaya koydukları eserlerle önceki kuşaklardan (Leman, L-Manyak gibi solcu mizah dergilerinden) ve klasik çizgi-roman anlayışımızdan bir hayli farklı ve özgün işler sergiliyorlar. İki bin sonrası ivme kazanan bilişim ve sibernetik çağın getirdiği yabancılaşmanın, köksüz kozmopolitliğin, deliliğin ve sapkınlığın tüm izlerini bu genç çizgilerde yakalamak mümkün. Saykodelik rock posterleri, yeraltı çizgi-romanları, grafiti ve manga kültürü, bilgisayar oyunları ve bilumum siberpunk etkileşimin cereyan ettiği devasa bir kültür havuzu.

Ekibin geçen kış kapılarını araladığı Bigbaboli Şarküteri, aynı zamanda film gösterimleri, sanatçı konuşmaları gibi farklı etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Ekibin gözde ismi Zezeah ile korona günlerinde çizginin sancısı üzerine söyleştik, insanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda sanata değer verenler için:

Zezeah merhaba, korona günlerindeyiz, karantina altında Napalm Death plak kapaklarının gerçekliğimize dönüştüğü depresif günler geçiriyoruz, bu durum sanat piyasasını ne ölçüde etkiledi, bir galerici olarak bu durumdan nasıl etkilendiniz ?

Selam Erman, öncelikle halimizi sorduğun için kendi adıma çok teşekkür ederim. Evet içerisinde bulunduğumuz karantina süreci sevgili galerimiz Şarküteri‘ninde derin bir uykuya girmesine sebep oldu. Hali hazırda 2020 yılı için planladığımız bütün pop-up ve ana sergiler, tarihleri havada uçuşan partiküllere döndüler. Toplu etkinliklerin yeniden hayatımıza gireceği tarihi kestirememek inan bizi de endişelendiriyor. Kendi yağında kavrulan bağımsız bir galeri için oldukça riskli bir dönemdeyiz.

Sanatseverlerin, koleksiyonerlerin, bu karamsar dönem için bireysel ihtiyaçları dışındaki lüks giderleri kısıtlamaları anlaşılır bir durum. Bizler için de aynı şey geçerli; ‘önce sağlık’ diyoruz !

Buna ek olarak online sergi, söyleşi vb. gibi sanal etkinliklerden hiç haz etmediğimiz için bu konulara da pek hevesli değiliz.

Geçtiğimiz kış, Bigbaboli Şarküteri sanatseverlerle buluştu; grup sergilerinden sinema gösterimlerine, Hakan Günday, Emre Orhun, Miron Zownir gibi büyük isimlere kadar bir çok farklı etkinliğe ev sahipliği yaptınız, sanatçılıktan galericiliğe geçiş seni nasıl etkiledi ?

Evet, işlerini çok sevdiğimiz yıllardır heyecanla takip ettiğimiz sanatçıların işlerini sergileme, paylaşma fırsatımız oldu. Çoğunluğu arkadaşlarımızdan, yakın çevremizden oluşan bir etkinlik takvimiydi bu.

Dediğin gibi ben bir galerici değilim, sanat yönetimi, pazarlaması, sergilemesi konusunda pek deneyimli olduğumu da iddia edemem, fakat yaklaşık on yıldır Moklich ve Zezeah mahlaslarıyla kendimize ait Big Baboli Print House isimli sanatsal baskı atölyemizi işletiyor ve kendi işlerimizi üretip satıyoruz.

2019 Baharıyla birlikte arkadaşımız Berk Kula ile ortak bir hayalin gerçekleşmesi için güç birliği yaptık ve Şarküteri‘nin açılması için hep birlikte adım attık. Berk‘in katkıları ve bizim deneyimlerimiz, olanaklarımızı da birleştirerek farklı bir konsept oluşturmak istedik. Bir sanatçı olarak Şarküteri‘yi sahip olduğumuz yaratıcı çevremizle besledik. Samimiyetimize güvenen, yeni nesil sanatçılara elinden geldiğince destek olan, meraklı bir kitlemiz varmış; ve onlar sayesinde hiç bir markanın, firmanın desteğine gereksinim duymayan gerçekten bağımsız bir yapı oluşturduk.

Şarküteri, komisyon konusunda öncelikli olarak sanatçıları ön planda tutuyor, ikinci öncelik ise galerinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve sanatçıların işlerini daha iyi sunabilmesi için gerekli olan reklam, fotoğraf,  online satış vb. platformları canlı tutulabilmesidir. Tüm bunları hiç bir çıkar amacı gütmeden özveri ile yapan küçük bir kadroyuz.

Galerimiz dışında hepimizin farklı bir mesleği var, mesailerimizden arta kalan vakitlerde ise Şarküteri‘yi hayatta tutabilmek için elimizden geleni yapıyoruz; amacımız bu ortak kullanım alanının hayatta kalabilmesi. Tabi ki şu an için birçok eksiğimiz ve yapılabilecek tonla iş var ancak yukarıda da değindiğim üzere hiçbirimizin asıl mesleği bu değil ve ayırabileceğimiz vakitler de sınırlı.

Tüm bunlara rağmen bu yapı, insanlar tarafından heyecanla karşılandı ve umarım şimdiden örnek bir mekan olabilmişizdir.

Sanatçılarla birlikte açık stüdyo günleri de düzenlemeye başladınız, bu etkinlikler eğitim amaçlı mı olacaklar, yoksa sanatçılarla tanışma ve sohbet maksatlı mı ?

İlk Open Studio günümüz, ne yazık ki şu an için beklemede olan Bülent Gültek sergimiz ile başladı, güzel bir sergi ile sezona sıkı bir giriş yapacaktık. Open Studio günleriyle birlikte koleksiyonerlerin, Şarküteri‘den satın aldıkları bir posterin hangi aşamalardan geçerek basıldığını ve ellerindeki parçanın niçin bu kadar değerli olduğunu daha iyi gözlemleyebilmeleri, anlayabilmeleri için bir sunum oluşturduk. İlk studio deneyimimiz sanatçı ile tanışmak isteyen, serigrafi baskı hakkında hali hazırda ufak tefek bilgi sahibi olan  katılımcılar ile birlikte gerçekleşti. Umarız önümüzdeki studio günlerinde konuya ilişkin hiç bir fikri olmayan daha hevesli, meraklı bir kitleye de ulaşabiliriz.

Grafik, illüstrasyon alanında hem atölye, hem de galeri olarak çığır açıcı işlere imza atıyorsunuz, ayrıca bir çok kaliteli yayını raflarda görüyoruz, bunun dışında sanatçıların çizimlerini giyim tarzlarıyla da buluşturuyorsunuz, insanların ilgisi daha çok hangi yönde ?

Sınırlı sayıdaki ürünler için kafamızdaki fikir : İnsanların, sevdikleri sanatçılara her fiyat skalasından ulaşabilmeleriydi, bunun için birlikte çalıştığımız sanatçılara sınırlı sayıda sticker, tshirt, pin gibi yan ürünler ürettik. Bütün maliyeti Şarküteri üstlendi ve böylece sanatçıların ürün skalalarını çeşitlendirdik ve kataloğumuzu orijinal iş, limitli baskı resim, fanzin, sticker, pin, tshirt gibi birçok farklı seçenek ile doldurduk.

Sanatçılara ve koleksiyonerlere, tüm bu ürünler için limit sözü verilmiştir; bu aynı zamanda sanat çalışmaları üzerinden sınırsız kazanç elde edilmeyeceğinin de bir garantisidir, dolayısıyla galerimizden alınan her ürün koleksiyon değeri taşımaktadır.

Tercihin çoğunlukla serigrafi baskı‘larve sticker‘lardan yana olması bizi sevindiriyor, çünkü orijinal parçaların rağbet görmesi sanatçılar için de her zaman büyük bir motivasyondur.

Şu an için üzerinde kafa patlattığınız projeler var mı, salgın belası olmasaydı bizi neler bekliyordu ?

Salgın olmasaydı yaz sezonuna kadar Ucube Mutaf pop-up sergimiz ve Bülent Gültek‘in hazırlamış olduğu harika bir konsept sergi bizi bekliyordu.

Daha sonra tüm yaz boyu kalacak bir ana sergi ve Eylül itibari ile arada yabancı sanatçıların da serpiştirildiği bir takvimimiz vardı. Umarız en kısa zamanda kaldığımız yerden hızla devam edebiliriz.

Eklemek istediğin bir şeyler varsa, lütfen.

Bu güne kadar destekleri, katkıları, iş birlikleriyle bizlerle birlikte olan tüm dostlarımızı çok özledik.

Görüşmek dileğiyle, şimdilik hoşça kalın.

Zeynep ‘Zezeah’ Kış

söyleşi: Erman Akçay, Nisan 2020

Big Baboli Şarküteri : https://www.bigbabolisarkuteri.com/

Smithsonian Open Access

yarat. hayal et. keşfet. pek tabii sevdiğimiz üç kelime. bunları tetikleyen ya da yapılmasını kolaylaştıran bütün araçlara ise saygımız sonsuz. ücretsiz olarak erişime sunan kesime ise saygı duruşunda bulunmayı ihmal etmiyoruz.

karşımızda 19 müze, 9 araştırma merkezi, kütüphane, arşivden gelen 3 milyona yakın 2d ve 3d görsel mevcut. kolaylıkla erişip hemen kullanmaya başlayabiliyorsunuz. bizim anlatmamıza gerek yok ama sizin incelemeniz pek tabii gerekli; keşfet. hayal et. yarat.

smithsonian open access