Menü Kapat

Kategori: san.at (sayfa 1 / 30)

Archisexture

bu “beyaz teknoloji” adamları döner sandalyelerinde bizim neler paylaşabileceğimiz ve platformlarımızı nasıl yönetebileceğimizi dikte ediyor. dışarıdan açık ve kişiselleştirilebilir görünen sistemler aracılıyla bizi sömürüp, bizden aldığı veri ve içerik ile kar elde ediyorlar. biz korunmuyoruz çünkü sosyal-medya özelleştirilmiş durumda. sosyal medya şirketleri devletlerin ajanlarına hizmet ediyorlar… bizim devletimizin doğasında cinsiyet ayrımcılığı var… sosyal medya toplumunda cinsiyet ayrımcılığı hala gelişiyor… şimdi bütün noktaları birleştirelim.

üstteki alıntının sahibi floridalı sanatçı provokatör giulia ve biz kendisine kesinlikle katılıyoruz. zira yakın zamanda facebook üzerinde yaptığımız deneyde kadın memesi açıkta diye paylaşımımız sansürlendi ve silindi. aynı içeriği tayyip erdoğan’ın umre gezisi sırasında benzer bir formda açık olan memesi ile yaptığımızda içeriğin silinmediğini gördük. benzer tecrübeleriniz olmuş olabilir. bu duruma harika bir yanıtı da giulia vermiş, erotik ve porno dergilerinden aldığı imajlar üzerine çeşitli binaları, kilisleri ve yapıları kullanarak üstte bir kısmını gördüğünüz harika kolajları elde etmiş. çalışmaların silinmediğini söylememize gerek yok. seks göründüğü gibi her yerde mevcut ama özellikle de zihinlerimizde.

Kusursuz Ses: NOBU=WATARU KASAHARA

Gerçeklik dediğimiz, kusurlu bir fanteziler zincirinden başka nedir ki!

Nobu=Wataru Kashahara, Japon asıllı bir deneysel müzisyen ve eğer dokuz yüz sayfalık bir kitap yazmış olsaydı, eminim sayfa sayfa okurdum ve her cümlesinden ayrı bir t-shirt yapardım; hiç olmadı Magic 8-Ball için çeşitli cevaplara dönüştürürdüm.
Soru: Bilmem kim beni aldatıyor mu? Cevap: Ben sadece bir katalizörüm. Bütün saplantılar zaten uzayda mevcuttur.
Soru: Hangi mesleğe geçiş yapmalıyım? Cevap: Hayvan cesetleri ve çer çöp toplamak.

Yakışıklı biri olduğunu tahmin ediyorum, çünkü onu fotoğraflarda görmek kolay değil, bütün yakışıklı erkekler gibi o da kendini gizliyor Jared Leto gibi, değil mi? Ayrıca, bana yaptığı şeylerden nefret ettiğini de belirtti. İşte bu, tam da kimin tutkulu bir hayalperest olduğuna dair net bir işaret: Hayal güçlerinin ön gördüğü büyük idealleri gerçekleştiremeyişleri ve yetersizlik hissi, zamanla bastırılmış öfke ve zorlanmaya sebep olur.

Üstteki girişi kaleme aldıktan kısa bir süre sonra, Nobu fikrinin değiştiğini ve ‘nefret’e yönelik ifadesini değiştirmem için bana tekrardan yazdı:
“I am not to dislike drone/ harsh noise— I do not like ‘stylized’ easy drone/ harsh noise made for meditation or paralysis. A lot of they are! I want to pursue pure feeling of quality and movement of sound.”
“Drone/ Harsh’ı seviyorum fakat sırf meditasyon veya kendinden geçmek için stilize edilmiş, basit drone/ harsh’ı sevmiyorum. Bunlardan çok var! Ben, Ses’in kaliteli ve saf hareketlerini izlemekten zevk alıyorum.”

Nobu’nun neye benzediğini bilmediğim gibi, haftalar boyu ekstra sorular yöneltmeme rağmen adamın ne düşündüğü veya ne yaptığını da hala tam olarak anlayamamıştım. Dokuz ömür yetecek kadar deneysel müzik dinlemiş biri olarak ne yaptığı da açıkçası pek umurumda değildi fakat düşünceleri gerçekten ilginçti.

Vice: Size nasıl hitap etmemi tercih edersiniz? Nobu, Wataru veya Kasahara?

NOBU KASAHARA: Nobu Kasahara veya Wataru Kasahara/ Nov Embudagonn, Embudagonn108. Bu kelimeyi tuhaf bir imla ile yazıyorum, gizli bir isim.

Devam

xue wang

xue wang çin’de doğmuş, londra’ya göçmüş. normalde moda tasarımı okuma niyetindeyken bir noktada asıl tutkusunun farkına varmış. sonuç olarak görmüş olduğunuz güzelliklere erişme şansımız olmuş. sahip olduğu mizah duygusu, bebeklere, oyuncaklara ve masallara olan saplantısı tedirgin edici fakat büyüleci bir kombinasyona ulaştırmayı başarmış diye de yorumlayabiliriz. kendisinin umarım izleyiciler çizimlerin eğlenceli tarafına odaklanırlar diye de not düşmüş röportajlarının birinde. nereye odaklanacağınıza biz karışmıyoruz ama bakmadan da geçmeyin diyoruz;

xue wang

Simulart

Simülart. Nedir simülart? 21. Yüzyılın en entelektüel sanat akımlarından biri mi?  Filmcilerin, yazarların, ressamların, şairlerin kendilerinden bir şeyler bulabilecekleri bir düşünce biçimi mi? Yoksa “kimsenin anlamayacağı” o dahiyene anarşist tutumlardan biri mi? Hayır, hiçbiri değil ve hiçbir anlam ifade etmiyor. Üstüne söylenebilecek birkaç cümle elbetteki var, ki bu cümlelerinde onunla bir bağlantısı yok. simülart, bu cümleler için sadece bir aracı, bir parantez açma şansı.

Herkesin bir şey ve bir şeyci olduğu devasa bir sıfatlar aleminde yaşıyoruz. Adlar ve onları yücelten sıfatlar. X avangard bir sinemacı. Y Dadaist bir şair. Z sürrealist bir ressam. Ardı arkası gelmeyen, gördükleri her zeminde mantar gibi türeyen sıfatlar. Varlıkları, az da olsa bir şeyler üretmek isteyen herkesi zehirlemeye devam ediyor. Sıfatlar, o sıfatlara sahip olmak isteyenler için birer rekabet aracına dönüşüyor. Kaçmaya çalışanlar için ise nihai son zamanla sevecekleri ve ona dönüşüp üretimlerinin içini boşaltacakları bir takım yaftalar. “evet, sen deepspace tarzında çalıyorsun”, “senin eserlerin videoart’ı temsil ediyor” , “ şiirin futurist bir yapıya sahip” vs vd.  İzm’ler, Ci’ler… peki bu neyi doğuruyor? Sıfatını alan, oradan yürümeye devam ediyor. Özünde yapmak istediği, aslında yaptığı ya da yapacağı şeyden farkında olmadan kopuyor. Çünkü o artık bir “şey”. Onun bir kategorisi var. O, onlardan biri ve yalnız hissetmesine gerek yok. O şekilde kabul gördüyse, o şekilde olmasında bir sorun yok. şiiri, müziği, sineması zamanla sıfatına hizmet edecek mertebeye yükselebilir. Sıfatlar alemi için bir sanatçı daha!

Üzerimizdeki geçmişin sanat sıfatı cesetlerini atmak, kokuşmuşluğun arasından dışarı bakabilmek için bir şans olabilir bu. Geçmişi öğrenebiliriz, geçmişte yapılanları sevebilir, onlardan beslenebiliriz; ama bu onların bizim yolumuzu içi boşaltılmış bir kabulleniş ile değiştirebileceği anlamına gelmez. Gelmemesi gerekir, çünkü etrafta açık bir şekilde görülen kanser, insanların bir “şeyi” , o şeyin sürecini yaşamadan  satın almasından doğan içi boşluk durumudur. “beat kuşağı” olmak, sürecini yaşamadan kolay bir şekilde, materyalist olmak, punk olmak, hippi olmak?! Fantazmagorya maskesini biraz daha havada tutmak için, kolayca satın alınabilen sanat akımları ve ideolojiler.

Süregelen durum bu iken, simülart’ın aracı olabileceği tek şey, üreten için bir nefes deliği açmaktır. Süreci mümkün olduğunca sağlıklı bir şekilde yaşayabilmek için bir seçenek olarak kullanılabilir. Ona ait bir parantez, hiçbir anlam ifade etmeyen, hiçbir kalıpsal karşılığı olmayan, üretileni hiçbir zoraki rotaya sokmayan bir boşluk yaratma şansı olabilir.

Yaratın. Çağımızın alameti bu. Kişinin yeteneklerinden bir eser yaratın. Ayaklarımıza bağlı betonların iplerini çözün, kokuşmuş sahtekarlıkları bir kenara itin. Tüm bunları yaparken simülart’ı bir kalkan olarak kullanın. Olası bir simülasyonun içinde savrulup giden simülark hayatlarımızdan çıkacak her türlü eser (bu; yemek, resim, oymacılık, şiir, müzik, intihar vs her şey olabilir) simulartın bedenlerinden fazlası olamayacaktır zaten.

Simülart yerine istediğiniz kelimeyi koyabilirsiniz. Onun içini, istediğiniz kelimelerle anlamlandırabilirsiniz. Bu nedenledir ki simülart, her zihnin içinde kendine özgü şekiller bulup, değişimini sürekli kılacaktır. Onun ritmi ve akışı bu döngüselliktir.

Simülart’ın bir manifestosu yok. Bir duruşu yok. söylemek istediğini, üreten kişi “ürünü”yle söylecektir zaten. Simülart bir sıfatı temsil etmiyor, öyle yada böyle değil. Ocu, bucu, şucu değil. Müzisyen gitarını eline aldığında, ne yapıyorsa, hangi notalara basıyorsa, o ‘an’ için o dur. Kamera kaydetmeye başladığında, vizörün gördüğü şey, kurgudaki çıkışa kadar kendi sürecini yaşayacaktır ve bu sürece “avangart olmak” – “olabilmek” müdahale etmeyecektir.

Simülark, sadece bir şeydir. Hiçbir anlama gelmemesini umduğumuz, üretme yolunda ki kozmik bir parçayı temsil eden bireysel hedeflerimize yönelik kıvılcımı koruyacak, zihnimizi bulandırmayan bir şey. Peşine daha fazla kelime takarak, onu yavaşlatamayız.

ashkan honarvar

askan honarvar, iran doğumlu hollanda büyümeli yetişen bir arkadaş. kendisi kolaj sanatçısı olarak biliniyor. merakı dolayısıyla üretimlerinin bir şekilde “karanlık tarafta” oluştuğunu vurgulayan ashkan’a çalışmalarını incelediğinizde evet katılıyorum deme ihtimaliniz yüksek. kolajlarını yaparken fazla düşünmeden ve oldukça hızlı çalışıyormuş. içgüdülerime güvenmek yeterli oluyor diyor. kendisi kolaja kafasındakileri bir türlü kağıda yansıtmayı başaramadığı için başlamış, digital ortamda yapılan kolajlardan ise beklenilen hazzı alamamış. insan doğasını anlama çabasında şiddet ve uç noktalarda da güzellikler gördüğünü iddia ediyor. katılıyor musunuz?

ashkan honarvar

erik thor sandberg

bir süredir paylaşmadığımız saygı duruşunu hakeden sanatçılara gerek dönelim. karşınızda erik thor sandberg var. amerikalı sürreal çalışan bir abimiz. işlerinin herbirini ressam ve resme bakan kişi arasında bir diyalog olarak görüyor. sonu ya da başlangıcı olmayan bir diyalog ve bu diyalog üzerinden insanın kimliğini tanımlama çabasını sorguluyor. bu tarz tanımlama ve sınıflandırmalardan sıkıldığınızı biliyoruz. en iyisi kendiniz göz atın ve anladığınız size kalsın.

erik thor sandberg

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.