Menü Kapat

Kategori: san.at (sayfa 1 / 31)

Motohiro Hayakawa

1974’te, Japonya Yamaguchi Bölgesinde doğan Motohiro Hayakawa daha sonra onu sanat, illüstrasyon ve çizgi roman alanında saygın bir noktaya getirecek olan birçok grafik etkileşimin içinde büyüdü. Bilim-kurgu ve çizgi romanlar yaşamının önemli kısmını oluşturuyor; çizme ve boyama, sanatında en önemli rolü oynuyor. 70’ler ve 80’lerin televizyon programları bu çevreye hiç yabancı değil: en iyi bilinen eserlerinden biri, 70’lerin çok sevilen televizyon programı ‘Space Sheriff’e adanmıştır. Karmaşıklık, detaylara müthiş önem verme ve açık seçik çizgiler. Bu eserlerin her birinde bir anlatım doğar ve yavaş yavaş emekleyip, gözünüzün önünde hayat bulan fantaziyi neredeyse deneyimlersiniz.  Savaşçılar, prensesler, uzay giysileri içindeki yeşil adamlar ve tamamen farklı yaratıklar sayabileceklerinizden sadece birkaçı.

Aslında bahsettiğim bu eserler, özellikle ‘Space Sheriff’i kapsayan psikedelik bilim-kurgu dizileri belki de Motohiro Hayakawa’nın bütün ihtişamı içinde en çok bilinen gerçektir: bu televizyon programı ve onun Hayakawa üzerindeki etkisi onun sanatında canavarlar, savaşçılar, uzaylılar ve hayatta kalma mücadelesi veren çeşit çeşit yaratıklarla dolu muazzam savaş meydanlarına giden yolu döşemiştir.

Asıl büyüleyici olan Motohiro Hayakawa’nın aklından geçeni göstermekten yorulmamış olması, üstelik de yorumlamakta bizi tamamen özgür bırakırken. Nasıl oluyor da o, her biri ayrı bir amaç taşıyan küçücük detaylarla tıka basa dolu, o kadar hayran bıraktıran senaryolarla ortaya çıkıyor? Çıkıyor işte. Ne ölçüde küresel toplumu tasvir ediyor, insan şaşırıyor, ama inanması zor değil. Kartlar dağıtıldı. Kavga, dövüş gürültü, iyinin ve kötünün portreleri onun hayal edilmiş evrenlerinin olduğu kadar içinde olduğumuz dünyanın da parçaları.

Motohiro Hayakawa, sanat söz konusu olduğunda bir zirve anlamına gelen Tokyo Illustrators Society üyesi.  Tokyo Illustrators Society, ya da TIS, 1988’de kuruldu ve şu anda 200’den fazla üyesi mevcut. Gizli olmayan bu topluluk, sıradışı yetenekleri ortaya çıkarmayı amaçlayıp, tanıtım ve takdir etme hizmeti vermektedir. TIS Tokyo’daki sanat çevresinde düzenlediği birçok sergi, konferans ve çeşitli etkinlikleriyle tanınır. Ayrıca 1995’ten bu yana topluluğun ünü, Marunouchi Bölgesine dahil Ginza’daki Creation Gallery G8’de düzenlediği sergilerle piramidin en tepelerine kadar yükselmiştir. Buna ek olarak TIS açık söylemek gerekirse “alanında uzman olmak” isteyen yeni sanatçı ve illüstratör alımına da açıktır.  Bu muhteşem inisiyatifin ardında Mizumaru Anzai idari yönetici, Hiroyuki Izutsu, Jun Tsuzuki ve Shinbo Minami yönetim kurulu üyesi ve  Sugio Yamazaki  başkan vekili olarak bulunmaktadır.

İspanyol şehrin göbeğindeki bir binanın 6. katında, gelecek vaadeden bir sergi salonu olarak Madrid’de, 2012’de açılan Watdafac galeride Aralık’tan Ocak’a kadar süren bir  Motohiro Hayakawa sergisi düzenlendi. “MAKUU KUUKAN” hem sanatçı hem de galeri sahibi olan  Manuel Donada’nın gösterimine karar verdiği bir seçkidir. Neredeyse bir sonuca varılamayacaktı ancak Donada, Hayakawa’nın dehasına inandığı için ne olursa olsun bu işin sonuçlanmasında kararlıydı. Sade okur ve izleyiciler olarak bizim de bildiğimiz şekilde Donada da illüstrasyon işine dört yıl önce girmiş ve şimdiden son zamanlarda gördüğü en büyük yeteneklerden biriyle uğraştığını biliyordu. “MAKUU KUUKAN” ayrıca Hayakawa’nın birçok eserini bir araya getiren sınırlı sayıda basılmış yayınının adıdır.

“MAKUU KUUKAN”dan önce Motohiro Hayakawa’nın eserleri için Tokyo’da özellikle Billiken Gallery’de “HEROES AND VILLAINS” (2012) ve “Dai/U/Chu/Jin/Ten” (2012) sergilerine göz atılabilir. “Shigeru Sugiura’s Toto?” (2012)  da Tokyo’daki  Morishita Culture Centre’da düzenlenmiştir. “LASERBEAM” ise yalnızca ipek baskı tekniğiyle sınırlı sayıda kitap basan Fransız yayımcı Le Dernier Cri tarafından yayımlanmıştır. 2009’da başlamış olmasına rağmen 9. Tokyo Illustrators Society Contest Society Contest gümüş ödülüne hak kazanmıştır.

Kesinlikle kimsenin bakamayacağı, çok gizli bir yerde gelişen uzak bir savaştaki bir sahneye tanıklık ediyoruz. Hayatta kalmak ve elbette ölümüne savaşan yaratıklar bizim için bir tehlike arz etmiyor, biz uzaktan bakanlar için. Manuel Donada daha ileri gidip Motohiro Hayakawa’nın kimsenin gitmediği yerlere gitmiş olduğunu belirtiyor. Haksız sayılmaz.

motohiro hayakawa – instagram
Hayakawa Motohiro – LASERBEAM

Kaynak: Soraia Martins, Tunica No. 3 S/S 2014
Türkçesi: Suzan Sarı

HETA-UMA

1970’lerin hippie sonrası, punk öncesi Japonya’sında sanatçı Yumura Teruhiko tarafından el yapımı, ham grafik tarzını izah etmek için ortaya atılan bir kavram ‘heta-uma’. Dilimize tercüme edecek olursak ‘beceriksiz ama yetenekli’ veya ‘berbat ama aslında iyi’ gibi tuhaf bir anlama geliyor. Muhteşem sanat kaygısı taşımayan ‘heta-uma’ için Pop Brut Sanatı diyebiliriz. Bu ekolün okuyucuyla buluştuğu en önemli manga dergisi olan Garo, 1964 yılında yayın hayatına başladığında çok seviliyor ve ilerleyen senelerde 80.000 gibi rekor rakamlarda satışa erişiyor. Nemoto Takashi’nin ‘ero-guro’ erotik groteski veya Shiriagari Kotobuki’nin Zen absurdizmi gibi çizgi romancılar zamanla kendi tarzlarını yaratıyorlar. Böylece teknik olarak zayıf olsa bile kendini ifade edecek cesarete ve güce sahip sanatçı ruhlar için yeni bir kapı aralanıyor.

Aradan kırk sene sonra 2014 yılında, Fransız baskı resim militanı Pakito Bolino ve Le Dernier Cri ekibi, Marsilya’da yetmişlerden günümüze Japonya’dan üç farklı jenerasyonu, kırka yakın Japon sanatçıyı bir araya getirerek, MANGARO / HETA-UMA başlıklı, iki farklı mekanda sergilenen baş döndürücü bir sergi gerçekleştiriyor; bizler de dosya kapsamında yaptığımız seçkide az çok bu kriteri göz önünde bulundurduk.

Aşağıdaki arkadaşları takip etmeye başlayabilirsiniz;

ANNE VAN DER LINDEN

1959 doğumlu Fransız ressam Anne van der Linden, Paris banliyölerinden biri olan Saint-Denis’te yaşıyor. Edebiyat eğitimi gören sanatçı, desen çalışmalarından sonra yağlı boyaya geçmiş, kısa bir süre soyut işler üretmiş, doksanlardan bu yana ise figüratif tarzını geliştirmiştir. Resimlerinde Alman ekspresyonizminden ortaçağ gravürlerine, Robert Crumb’a, erotik çizgi romanlara kadar uzanan geniş bir yelpazeden etkiler taşır; ilkel içgüdülerimiz ve toplumsal normlar arasındaki ilişkileri, gerilimi ifade etmenin yollarını arayan sanatçının ebebiyatla olan ilişkisi de resimlerinde dile geliyor ve pek tabii eserleri Fransa başta olmak üzere bir çok farklı ülkede sergilenmiş. karanlığa bakmayı tercih edenlere;

Anne van der Linden, born 1959, She is a french painter and drawer who lives in Saint-Denis, suburb of Paris. Brought up In a literary education, she came early to drawing and then to oil painting late. After an abstract period, she developed her figurative style from the 90’s. Her art draws from a vein of German expressionism, middle-age engravings, and the work of American cartoonist Robert Crumb along with others. Her attachment to literature is naturally brought to life through her work.

Her works aim is in searching for expression through the visual arts in finding the interaction between inner wild life and social standardization. Her work has been widely exhibited and published in France and other countries.

Anne van der Linden

DANIEL CANTRELL

Çalışma sürecin ve yaptıklarına ilişkin bizleri biraz aydınlatabilir misin?

Çizgi roman yapıyorum, çizimler ve foto-manipülasyonlar. Yaptığım işin niteliği, harcadığım zamana ve moduma göre değişiyor. Çoğu zaman çizimi ve tüm yüzeyi renklendiriyorum. Bazen de yüzeye farklı bir sayfadan kopardığım kağıt parçalarını yapıştırarak katmanlar yaratıyorum veya daha çok fotoğraf işlerimde olduğu gibi farklı bir çizimden kestiğim parçalarla montajlıyorum. Bu çok katmanlı dokular şans eseri keşfettiğim bir teknik ama oldukça hoşuma gidiyor: kaba ve çirkin. Sonra geriye tarama ve belki biraz da temizleme işlemi kalıyor.

Şu an neler üzerinde çalışıyorsun?

Özel bir şey yok. Sadece çizmeyi ve birşeyler yapmayı seviyorum. En son Witchcraft Hardware için bir t-shirt ve skateboard tasarladım, gayet memnunum.

Bu karakterler nerden ilham alıyor?

Heavy metal albüm kapakları ve GG Allin’ın dövmelerinden.

Bizlere biraz fanzin kültürü ve senin nasıl bulaştığından bahsedebilir misin?

Fanzin yapmaya Hiromi Nakajima ile Good vs Evil temasına yönelik ortak çizimler yaparak başladım. Başlık hoşuma gitti ve diğer sanatçıları da bu konsepte katılmalarını ve fanzin olarak yayınlamayı teklif ettim. Bu noktadan sonra diğer sanatçıları ve yayıncıları tanımaya başladım. Fanzinleri ne kadar kaba ve çiğ olurlarsa o kadar çok seviyorum.

Çalışmalarını hangi seviyede görmek istersin?

Sanırım Le Dernier Cri işlerimden oluşan özel bir kitap yayınlayacak ayrıca 3D kitapları için de bir kapak. Onların yaptığı herşeyi seviyorum, teklifleri benim için gurur verici. Ayrıca son zamanlarda Star Wars kartları yaptım ki gayet güzeller.

Çocukken hangi çizgi romanları okurdun?

Asterix, Viz magazine, 2000AD, Beano and Dandy.

Çalışmalarına yönelik ne tip reaksiyonlar alıyorsun?

Sanırım ufak da olsa bir kısım insanın hoşuna gidiyor. Çoğunluk, büyük olasılık boktan olduğunu düşünüyorlar.

DAISUKE ICHIBA

1963 doğumlu Ichiba, çokça ürettiği çizimler ve yayınladığı kitapçıklarıyla tanınan bir sanatçı. Özel yerlerde sergilenen çalışmaları ise bir çok Japon hayranı beraberinde getirmiş.

Bilindiği üzre, manga ve animasyon kültürü Japonya dışındaki ülkeler için de her zaman ilgi çekici olmuştur. Ve bu “Otaku” kültürü, bir çok genç Japon sanatçıyı da doğal olarak etkilemiş; Ichiba da hiç şüphesiz bu kültürel iklimde büyüyenlerden ve artistik açıdan çizimlerinde bunu yakalamak hiç de zor değil; fakat hakkını vermek gerekir ki Ichiba’nın sergilediği bu mutasyon, tekniğin de yeteneğin de ötelerinden, derin ve karanlık bir tutkudan kaynaklanıyor gibi.

Henüz çocuk yaşta olmasına rağmen, küçük yaşlardan itibaren çizgi romanlar yapmaya başlar. İlkokul sıralarındayken bile dönemin popüler çizgi romanlarından esinlenerek arkadaşlarının karikatürlerini çizip dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştır. Sonrasında ergenliğin verdiği enerjiyle çizimi bir kenara bırakır ve kısa ömürlü bir funk müzik grubu kurar; onu heyecanlandıran müzikten ziyade sahnede seyircilerin karşısında olmaktır. Grubun dağılmasıyla birlikte Ichiba kendine döner ve yeniden bir şeyler karalamaya başlar. Saplantılarla yaralanmış zihninin toplumla çekişmesi ve yarattığı kaos, Ichiba’nın karanlığını durmadan besler ve kadın figürünü merkeze alan çizgilerinde, sekiz yaşında kaybettiği annesini arayan bir kırılganlık vardır.

George Akiyama’dan etkilenen Ichiba, Dadaesk kolajlar, desenler ve abartılı hikayeleriyle, mutant kurbağalardan tutun da göl başlarında iblislere şarkı söyleyen tek kollu, sakat kızlara kadar, seks ve vahşetin çarpıcı sahnelerini, tuhaf bir mizah duygusuyla gözlerimizin önüne serer ve bizleri absürd diyaloglara, karabasanlara maruz bırakır.

Ichiba sanatı için şöyle söylüyor:

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, içimizde çürüyen bir şeyler her zaman var. Yaşadığımız dünyanın büyüleyici güzellikteki manzaralarına paralel berbat manzaraların olması gibi. Elbette ki bunlar hastalıklı ve negatif,  fakat böyle olması, onları görmezden geleceğimiz anlamına da gelmiyor. Güzele doğru yaklaştığım her sayfada tuhaf unsurların, grotesk elementlerin dengeyi sağlamak adına  yükselen, karşı konulmaz dürtüsüne yenik düşüyorum; çoğu izleyici farkında olmasa da resimlerimde her zaman kendime has bir dengeyi korumaya çalışmışımdır.

 http://www.lederniercri.org/catid/ichiba-daisuke-25.html

 sanatçının web-sitesi: http://bada.web.fc2.com

Aurélien Estager, 2007
Türkçesi: Erman Akçay

Viva Revolución Gráfica!

dört koldan geliyor.

Serginin ilk kolu özel koleksiyonların mekansallaştırılması şeklinde gerçekleşiyor.

Frédéric Langlais ve Laetitia Brochier  acaip şeylerle doldurdukları hücrelerinin kapısını açıyor ve halk sanatına ait maskelerin, nesnelerin ve heykellerin değeri yeniden biçiliyor.

Aynı zamanda 3D projeksiyon için dikkatle seçilmiş olan görseller Meksika sanatının derinlerine bir dalış vaad ediyor.

Öte yandan sanat koleksiyoneri ve lucha libre uzmanı Jimmy Pantera bu tema çerçevesinde dergi, az bulunur afiş ve oyuncaklardan oluşan bir enstalasyon ortaya koyuyor.

Serginin ikinci kolu La “S” Grand Atelier  ile gerçekleştirilen işleri Meksika estetiği bağlamında keşfe çıkıyor.

Belçika’da  Ardennes Dağlarının kalbinde bulunan La “S” Grand Atelier  zihinsel olarak  eksik sanatçılar için birçok yaratıcı atölye (plastik sanatlar ve sahne sanatları) sunmaktadır. Şefkat kaygısı gütmekten ziyade, bu atölyeler sanat profesyonellerinden oluşan bir ekip tarafından denetlenmekte ve üretilen çalışmaların dağıtımı tüm kültürel çevrelerde yaygın bir biçimde yapılmaktadır. Her projenin etik karakterine özel önem verilmektedir, La “S” Grand Atelier  bünyesindeki her sanatçıya saygı duyulmasını garanti etmektedir.

La “S” Grand Atelier  Sanatçıları:

Adolpho Avril, Barbara Massart, Benoît Monjoie, Dominique Théâtre, Elke Tangeten, Florent Talbot, Gabriel Evrard, Irène Gérard, Jean-Michel Bansart, Joseph Lambert, Laura Delvaux, Léon Louis, Marcel Schmitz, Marie Bodson, Marie-Fzrance Morin, Pascal Cornelis, Pascal Leyder, Philippe Da Fonseca, Régis Guyaux, Richard Bawin, Rita Arimont, Sarah Albert.

Devam

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.