Menü Kapat

Kategori: san.at (sayfa 1 / 31)

Daniel Cantrell

Çalışma sürecin ve yaptıklarına ilişkin bizleri biraz aydınlatabilir misin?

Çizgi roman yapıyorum, çizimler ve foto-manipülasyonlar. Yaptığım işin niteliği, harcadığım zamana ve moduma göre değişiyor. Çoğu zaman çizimi ve tüm yüzeyi renklendiriyorum. Bazen de yüzeye farklı bir sayfadan kopardığım kağıt parçalarını yapıştırarak katmanlar yaratıyorum veya daha çok fotoğraf işlerimde olduğu gibi farklı bir çizimden kestiğim parçalarla montajlıyorum. Bu çok katmanlı dokular şans eseri keşfettiğim bir teknik ama oldukça hoşuma gidiyor: kaba ve çirkin. Sonra geriye tarama ve belki biraz da temizleme işlemi kalıyor.

Şu an neler üzerinde çalışıyorsun?

Özel bir şey yok. Sadece çizmeyi ve birşeyler yapmayı seviyorum. En son Witchcraft Hardware için bir t-shirt ve skateboard tasarladım, gayet memnunum.

Bu karakterler nerden ilham alıyor?

Heavy metal albüm kapakları ve GG Allin’ın dövmelerinden.

Bizlere biraz fanzin kültürü ve senin nasıl bulaştığından bahsedebilir misin?

Fanzin yapmaya Hiromi Nakajima ile Good vs Evil temasına yönelik ortak çizimler yaparak başladım. Başlık hoşuma gitti ve diğer sanatçıları da bu konsepte katılmalarını ve fanzin olarak yayınlamayı teklif ettim. Bu noktadan sonra diğer sanatçıları ve yayıncıları tanımaya başladım. Fanzinleri ne kadar kaba ve çiğ olurlarsa o kadar çok seviyorum.

Çalışmalarını hangi seviyede görmek istersin?

Sanırım Le Dernier Cri işlerimden oluşan özel bir kitap yayınlayacak ayrıca 3D kitapları için de bir kapak. Onların yaptığı herşeyi seviyorum, teklifleri benim için gurur verici. Ayrıca son zamanlarda Star Wars kartları yaptım ki gayet güzeller.

Çocukken hangi çizgi romanları okurdun?

Asterix, Viz magazine, 2000AD, Beano and Dandy.

Çalışmalarına yönelik ne tip reaksiyonlar alıyorsun?

Sanırım ufak da olsa bir kısım insanın hoşuna gidiyor. Çoğunluk, büyük olasılık boktan olduğunu düşünüyorlar.

DAISUKE ICHIBA

1963 doğumlu Ichiba, çokça ürettiği çizimler ve yayınladığı kitapçıklarıyla tanınan bir sanatçı. Özel yerlerde sergilenen çalışmaları ise bir çok Japon hayranı beraberinde getirmiş.

Bilindiği üzre, manga ve animasyon kültürü Japonya dışındaki ülkeler için de her zaman ilgi çekici olmuştur. Ve bu “Otaku” kültürü, bir çok genç Japon sanatçıyı da doğal olarak etkilemiş; Ichiba da hiç şüphesiz bu kültürel iklimde büyüyenlerden ve artistik açıdan çizimlerinde bunu yakalamak hiç de zor değil; fakat hakkını vermek gerekir ki Ichiba’nın sergilediği bu mutasyon, tekniğin de yeteneğin de ötelerinden, derin ve karanlık bir tutkudan kaynaklanıyor gibi.

Henüz çocuk yaşta olmasına rağmen, küçük yaşlardan itibaren çizgi romanlar yapmaya başlar. İlkokul sıralarındayken bile dönemin popüler çizgi romanlarından esinlenerek arkadaşlarının karikatürlerini çizip dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştır. Sonrasında ergenliğin verdiği enerjiyle çizimi bir kenara bırakır ve kısa ömürlü bir funk müzik grubu kurar; onu heyecanlandıran müzikten ziyade sahnede seyircilerin karşısında olmaktır. Grubun dağılmasıyla birlikte Ichiba kendine döner ve yeniden bir şeyler karalamaya başlar. Saplantılarla yaralanmış zihninin toplumla çekişmesi ve yarattığı kaos, Ichiba’nın karanlığını durmadan besler ve kadın figürünü merkeze alan çizgilerinde, sekiz yaşında kaybettiği annesini arayan bir kırılganlık vardır.

George Akiyama’dan etkilenen Ichiba, Dadaesk kolajlar, desenler ve abartılı hikayeleriyle, mutant kurbağalardan tutun da göl başlarında iblislere şarkı söyleyen tek kollu, sakat kızlara kadar, seks ve vahşetin çarpıcı sahnelerini, tuhaf bir mizah duygusuyla gözlerimizin önüne serer ve bizleri absürd diyaloglara, karabasanlara maruz bırakır.

Ichiba sanatı için şöyle söylüyor:

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, içimizde çürüyen bir şeyler her zaman var. Yaşadığımız dünyanın büyüleyici güzellikteki manzaralarına paralel berbat manzaraların olması gibi. Elbette ki bunlar hastalıklı ve negatif,  fakat böyle olması, onları görmezden geleceğimiz anlamına da gelmiyor. Güzele doğru yaklaştığım her sayfada tuhaf unsurların, grotesk elementlerin dengeyi sağlamak adına  yükselen, karşı konulmaz dürtüsüne yenik düşüyorum; çoğu izleyici farkında olmasa da resimlerimde her zaman kendime has bir dengeyi korumaya çalışmışımdır.

 http://www.lederniercri.org/catid/ichiba-daisuke-25.html

 sanatçının web-sitesi: http://bada.web.fc2.com

Aurélien Estager, 2007
Türkçesi: Erman Akçay

Viva Revolución Gráfica!

dört koldan geliyor.

Serginin ilk kolu özel koleksiyonların mekansallaştırılması şeklinde gerçekleşiyor.

Frédéric Langlais ve Laetitia Brochier  acaip şeylerle doldurdukları hücrelerinin kapısını açıyor ve halk sanatına ait maskelerin, nesnelerin ve heykellerin değeri yeniden biçiliyor.

Aynı zamanda 3D projeksiyon için dikkatle seçilmiş olan görseller Meksika sanatının derinlerine bir dalış vaad ediyor.

Öte yandan sanat koleksiyoneri ve lucha libre uzmanı Jimmy Pantera bu tema çerçevesinde dergi, az bulunur afiş ve oyuncaklardan oluşan bir enstalasyon ortaya koyuyor.

Serginin ikinci kolu La “S” Grand Atelier  ile gerçekleştirilen işleri Meksika estetiği bağlamında keşfe çıkıyor.

Belçika’da  Ardennes Dağlarının kalbinde bulunan La “S” Grand Atelier  zihinsel olarak  eksik sanatçılar için birçok yaratıcı atölye (plastik sanatlar ve sahne sanatları) sunmaktadır. Şefkat kaygısı gütmekten ziyade, bu atölyeler sanat profesyonellerinden oluşan bir ekip tarafından denetlenmekte ve üretilen çalışmaların dağıtımı tüm kültürel çevrelerde yaygın bir biçimde yapılmaktadır. Her projenin etik karakterine özel önem verilmektedir, La “S” Grand Atelier  bünyesindeki her sanatçıya saygı duyulmasını garanti etmektedir.

La “S” Grand Atelier  Sanatçıları:

Adolpho Avril, Barbara Massart, Benoît Monjoie, Dominique Théâtre, Elke Tangeten, Florent Talbot, Gabriel Evrard, Irène Gérard, Jean-Michel Bansart, Joseph Lambert, Laura Delvaux, Léon Louis, Marcel Schmitz, Marie Bodson, Marie-Fzrance Morin, Pascal Cornelis, Pascal Leyder, Philippe Da Fonseca, Régis Guyaux, Richard Bawin, Rita Arimont, Sarah Albert.

Devam

Primavera

Aynı isme sahip üç eser çıkabilir okuyucunun karşısına: bir resim, bir müzik, bir de şiir.

Resim içlerinde en meşhur olanı; yıllarca depolarda beklemek zorunda kaldığından olacak, kendini göstermeyi de pek seviyor. Yaratıcısı -belki de Tanrı’sı demeliyiz, sonuçta resmedilen bütün ressama tapıyor olsa gerek- Sandro Boticelli, onu 1482 senesinde, Medici’nin düğününde ilkbaharı temsil etmesi için var etmiş. Kilise’ye teslim olmayan, özgürlüğüne düşkün, romantik ve aynı zamanda sembolist bir resim kendisi. Ortasında Meryem’e selam çakan bir Venüs, Cupid’in habersiz güzele attığı okla gelecek beklenmedik aşk, Hermes’in elma çalıyor gibi görünüp aslında bahar için bulutları dağıtması… Sanki Mediciler için değil, önayak oldukları Rönesans için düğün resmi. Tek bir fenalığı var, kadın haklarına duyarlı değil, onu hoş görmekte bana düşmese gerek.

Müzik, ulu önder Ludovico Einaudi’nin bestesi. Yaklaşık yedi dakikalık, piyano ve yaylılar ile icra edilen, adı gibi bir eser. Dinlerken okuyucunun aklına bahar da gelebilir, sıkı çalışma ve azmin zaferi üzerine kimi film sahneleri de. Bütün bir hayatı anlattığı da hissedilebilir pekala. Sakin ve tasasız, adeta bir anne gibi saran ve sarmalayan bir melodiyle başlar. Sonra yaylılar telaşı ve çabayı, mücadeleyi anlatır. Sadece bu kısmı dikkatle dinlerseniz bile mühim bir sonuca varabilirsiniz: çalışma süreçlerinde yavaş ve planlı başlayıp yoğunluğu giderek artırmak makbuldür. İlk telaşlar, belki de eğitim yılları, bitermiş gibi olur sonra, dinginlik ve kararlılık dolu bir melodi başlar. İlk melodiye geri dönülür, çocukluk hatırlanır, belki de hayatımızın tekrar tekrar yaşanan süreçleri, döngüleridir anlatılan. Tekrar yaylılar gelir, sonra tekrar durulur. Döngüleri anlatan bir şarkıdır ilkbahar.

Şiir kaldı geriye, sona bıraktım çünkü memleketlimiz olur. Babası Can Yücel, annesi Can Yücel’in yıllar sonra gelip yüreğe yerleşen umududur  bu şiirin. Düz yazıda şiir anlatıp ayıp etmeyeyim, kendisini anlatsın. Sadece bir öneri: resmi seyredin ardından şiiri okuyun, bu arada müzik açık kalsın.

Bu duvarlar bu ağaçlar
Bu ağaç
Ve bu duvar…
Arkadaşın dolmuşuyla gidiyoruz
Beykoz’dan doğru Üsküdar…
Böyle giderse böyle giderse bu bahar
Bu ağaçlar bu duvarı yıkacaklar…
Bu geçmişi değil, geleceği kınalı
Bu yemyeşil davarlar
Bu duvarı yıkacaklar…

movie posters collection

karşımızda yine pek değerli bir digital kütüphane var – ransom center arkasında bulunuyor ve diyorlar ki tahminimizce 10.000 adet film posteri mevcut. bunları digital olarak aktarmakta vakit alıyor ama siz 500 adetine hızlıca ulaşabiliyorsunuz. posterler hakkında detaylı bilgi de mevcut. özellikle b-movie sınıfından gülümseyerek bastırabileceğiniz çözünürlükte indirmenize olanak da tanımışlar. tadını çıkarın;

ransom center – movie posters collection

kreanima – inthebox

kolektif çalışmalara ayrı bir açıdan baktığımız gerçeğini biliyorsunuz. robonima bu güzel hareketlerden biri daha önce bahsettiğimiz ve sizin de bildiğiniz gibi. yanlarına bir de kreatifkadraj’ı almışlar. kreanima olmuşlar. isimlerinin ne olduğu önemli değil ne yaptıkları ya da ne yapmaya çalıştıkları bizce önemli. güçleri birleştirip ürettikleri projeye de inthebox demişler “evrene dair ürettiğiniz tüm sesleri, toprağı ve ateşi yirmidört kareden daha fazlası ile kaydediyor ve tanıklık edemeyenlere, bilmeyenlere, kör kulaklara ve sahipsiz gözlere sunmaya hazırlanıyoruz.” diye de eklemişler. bize de destek olup, omuz omuza durmak düşer. kolay gelsin!

Bize katılın. Sizin için videolar, kısa fimler, belgeseller, teaserlar hazırlayalım. Biliyoruz ki sistemin artığı paradan değil, ürettiklerinizden besleniyorsunuz. Biz de öyle. Biz de filmlerimizle besleniyoruz. Ve acıkınca zenginleri yiyoruz.

kreanima – inthebox

 

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.