Menü Kapat

Kategori: san.at (sayfa 1 / 29)

xue wang

xue wang çin’de doğmuş, londra’ya göçmüş. normalde moda tasarımı okuma niyetindeyken bir noktada asıl tutkusunun farkına varmış. sonuç olarak görmüş olduğunuz güzelliklere erişme şansımız olmuş. sahip olduğu mizah duygusu, bebeklere, oyuncaklara ve masallara olan saplantısı tedirgin edici fakat büyüleci bir kombinasyona ulaştırmayı başarmış diye de yorumlayabiliriz. kendisinin umarım izleyiciler çizimlerin eğlenceli tarafına odaklanırlar diye de not düşmüş röportajlarının birinde. nereye odaklanacağınıza biz karışmıyoruz ama bakmadan da geçmeyin diyoruz;

xue wang

Simulart

Simülart. Nedir simülart? 21. Yüzyılın en entelektüel sanat akımlarından biri mi?  Filmcilerin, yazarların, ressamların, şairlerin kendilerinden bir şeyler bulabilecekleri bir düşünce biçimi mi? Yoksa “kimsenin anlamayacağı” o dahiyene anarşist tutumlardan biri mi? Hayır, hiçbiri değil ve hiçbir anlam ifade etmiyor. Üstüne söylenebilecek birkaç cümle elbetteki var, ki bu cümlelerinde onunla bir bağlantısı yok. simülart, bu cümleler için sadece bir aracı, bir parantez açma şansı.

Herkesin bir şey ve bir şeyci olduğu devasa bir sıfatlar aleminde yaşıyoruz. Adlar ve onları yücelten sıfatlar. X avangard bir sinemacı. Y Dadaist bir şair. Z sürrealist bir ressam. Ardı arkası gelmeyen, gördükleri her zeminde mantar gibi türeyen sıfatlar. Varlıkları, az da olsa bir şeyler üretmek isteyen herkesi zehirlemeye devam ediyor. Sıfatlar, o sıfatlara sahip olmak isteyenler için birer rekabet aracına dönüşüyor. Kaçmaya çalışanlar için ise nihai son zamanla sevecekleri ve ona dönüşüp üretimlerinin içini boşaltacakları bir takım yaftalar. “evet, sen deepspace tarzında çalıyorsun”, “senin eserlerin videoart’ı temsil ediyor” , “ şiirin futurist bir yapıya sahip” vs vd.  İzm’ler, Ci’ler… peki bu neyi doğuruyor? Sıfatını alan, oradan yürümeye devam ediyor. Özünde yapmak istediği, aslında yaptığı ya da yapacağı şeyden farkında olmadan kopuyor. Çünkü o artık bir “şey”. Onun bir kategorisi var. O, onlardan biri ve yalnız hissetmesine gerek yok. O şekilde kabul gördüyse, o şekilde olmasında bir sorun yok. şiiri, müziği, sineması zamanla sıfatına hizmet edecek mertebeye yükselebilir. Sıfatlar alemi için bir sanatçı daha!

Üzerimizdeki geçmişin sanat sıfatı cesetlerini atmak, kokuşmuşluğun arasından dışarı bakabilmek için bir şans olabilir bu. Geçmişi öğrenebiliriz, geçmişte yapılanları sevebilir, onlardan beslenebiliriz; ama bu onların bizim yolumuzu içi boşaltılmış bir kabulleniş ile değiştirebileceği anlamına gelmez. Gelmemesi gerekir, çünkü etrafta açık bir şekilde görülen kanser, insanların bir “şeyi” , o şeyin sürecini yaşamadan  satın almasından doğan içi boşluk durumudur. “beat kuşağı” olmak, sürecini yaşamadan kolay bir şekilde, materyalist olmak, punk olmak, hippi olmak?! Fantazmagorya maskesini biraz daha havada tutmak için, kolayca satın alınabilen sanat akımları ve ideolojiler.

Süregelen durum bu iken, simülart’ın aracı olabileceği tek şey, üreten için bir nefes deliği açmaktır. Süreci mümkün olduğunca sağlıklı bir şekilde yaşayabilmek için bir seçenek olarak kullanılabilir. Ona ait bir parantez, hiçbir anlam ifade etmeyen, hiçbir kalıpsal karşılığı olmayan, üretileni hiçbir zoraki rotaya sokmayan bir boşluk yaratma şansı olabilir.

Yaratın. Çağımızın alameti bu. Kişinin yeteneklerinden bir eser yaratın. Ayaklarımıza bağlı betonların iplerini çözün, kokuşmuş sahtekarlıkları bir kenara itin. Tüm bunları yaparken simülart’ı bir kalkan olarak kullanın. Olası bir simülasyonun içinde savrulup giden simülark hayatlarımızdan çıkacak her türlü eser (bu; yemek, resim, oymacılık, şiir, müzik, intihar vs her şey olabilir) simulartın bedenlerinden fazlası olamayacaktır zaten.

Simülart yerine istediğiniz kelimeyi koyabilirsiniz. Onun içini, istediğiniz kelimelerle anlamlandırabilirsiniz. Bu nedenledir ki simülart, her zihnin içinde kendine özgü şekiller bulup, değişimini sürekli kılacaktır. Onun ritmi ve akışı bu döngüselliktir.

Simülart’ın bir manifestosu yok. Bir duruşu yok. söylemek istediğini, üreten kişi “ürünü”yle söylecektir zaten. Simülart bir sıfatı temsil etmiyor, öyle yada böyle değil. Ocu, bucu, şucu değil. Müzisyen gitarını eline aldığında, ne yapıyorsa, hangi notalara basıyorsa, o ‘an’ için o dur. Kamera kaydetmeye başladığında, vizörün gördüğü şey, kurgudaki çıkışa kadar kendi sürecini yaşayacaktır ve bu sürece “avangart olmak” – “olabilmek” müdahale etmeyecektir.

Simülark, sadece bir şeydir. Hiçbir anlama gelmemesini umduğumuz, üretme yolunda ki kozmik bir parçayı temsil eden bireysel hedeflerimize yönelik kıvılcımı koruyacak, zihnimizi bulandırmayan bir şey. Peşine daha fazla kelime takarak, onu yavaşlatamayız.

ashkan honarvar

askan honarvar, iran doğumlu hollanda büyümeli yetişen bir arkadaş. kendisi kolaj sanatçısı olarak biliniyor. merakı dolayısıyla üretimlerinin bir şekilde “karanlık tarafta” oluştuğunu vurgulayan ashkan’a çalışmalarını incelediğinizde evet katılıyorum deme ihtimaliniz yüksek. kolajlarını yaparken fazla düşünmeden ve oldukça hızlı çalışıyormuş. içgüdülerime güvenmek yeterli oluyor diyor. kendisi kolaja kafasındakileri bir türlü kağıda yansıtmayı başaramadığı için başlamış, digital ortamda yapılan kolajlardan ise beklenilen hazzı alamamış. insan doğasını anlama çabasında şiddet ve uç noktalarda da güzellikler gördüğünü iddia ediyor. katılıyor musunuz?

ashkan honarvar

erik thor sandberg

bir süredir paylaşmadığımız saygı duruşunu hakeden sanatçılara gerek dönelim. karşınızda erik thor sandberg var. amerikalı sürreal çalışan bir abimiz. işlerinin herbirini ressam ve resme bakan kişi arasında bir diyalog olarak görüyor. sonu ya da başlangıcı olmayan bir diyalog ve bu diyalog üzerinden insanın kimliğini tanımlama çabasını sorguluyor. bu tarz tanımlama ve sınıflandırmalardan sıkıldığınızı biliyoruz. en iyisi kendiniz göz atın ve anladığınız size kalsın.

erik thor sandberg

Maurizio Anzeri*

Birkaç insan aynı anda yanlış bir yoldan gitti mi, yanlışa bir davet sunar ötekilere. Ötekiler, yanlış yollan gittiklerinin farkına vardıklarına vardıklarında buna inanmak istemez ve suçu kendilerinde aramazlar. Biat etmeye meraklı bir hayvan türü. Konuşan, dinleyen, bakan, gören fakat düşünemeyen çünkü düşüncenin bir suç, düşüneninse suçlu olduğuna inanan bir hayvan türü.

Eski pazarlardan bulduğu fotoğraflara nakış işleyen bir 1969 doğumlu İtalyan sanatçı Maurizio Anzeri’nin çalışmaları. Eserlerini  Saatchi Gallery’de yayınlıyor. Çalışmalarının bir kısmı bunlar. En azından buradan bakılmış, görülmüş olanlar. Göz atılmalı. Bir yanlışa mı davet ediyorum yoksa sizi? Hayır. Sanat, öyledir ki, aldatmaz, aldatılmaz ve biat edilmek arzusu barındırmaz içinde. Fikir çoğunluğuna göre zengin ve mutlu edicidir ama asla çoğunluğun gitti tarafı göstermez, doğru değilse, sadece seçildiği ve sevildiği için; çünkü dürüsttür sanat ve bağımsızdır. Friedrich Schiller “Sanat özgürlük tarafından emzirildikçe büyür.” demiştir. Özgürlüğün memeleri olan bir anne olduğu yerdir sanat ve o memeden akar süt, düşünüp üretmeye devam ettikçe; büyüten, yetiştiren.

Sanat Kimin İçindir?

Evet yıllardır kendi kendimize veya okullarda öğretmenlerimiz sayesinde kafamızda oluşan en büyük sorulardan biri bu değil midir? Sanat sanat için midir yoksa sanat toplum için midir? Bu sorunun cevabını kendi kendimize vermemiz en doğru çözüm olabilir. Böylelikle içimizdeki sanat ruhunun neyi temsil ettiğini anlayabilir ve geleceğimize bu yönde ışık tutabiliriz değil mi?

Kitaplarda, internet sayfalarında hep sanat ürünlerine rastlarız, ama bir kere oturup düşünür müyüz acaba sanatçı bu sanatı icra ederken neyi düşünüyordu? Düşüncesi insanlar mıydı yoksa kendi fakirliği mi onu bu eseri yapmaya itmişti. Yoksa hiçbir etki altında kalmadan sanat yapmak için mi sanat yapıyordu.

Biz halk olarak sanatçıların içini boşaltmayı çok severiz ya. Sadece sanat için değildir bu tarihteki eski bir karakter veya eski bir imparator. Neyi neden yaptığından çok yanlışlarıyla yargılarız ya hani. Ama tarihi şahsiyetler başka bir konumuzun en büyük başlığı olabilir. Neyse sanatçılar.. Örneğin Nazım Hikmet. Onu şu anda o kadar kolay yargılıyoruz ki. Piraye’sini, Vera’sını düşünmeden ağzımıza dolayabiliyoruz. Oysa ki şunu bilmiyoruz: Nazım aşka aşıktı, sanatını bu aşkıyla yapıyordu. Yok şunu sevmiş bunu sevmiş, kimin kimi sevdiği ilgilendirmez bizi. Bizi o sanatçının sanatı ilgilendirir değil mi sevgili okur?

Neyse işin sanatına dönelim. Mesela Sistine Şapeli değil mi? İnanılmaz bir sanatın ürünü duvarları. Michelengelo bunları yaparken ne düşünüyordu? Sanatı mı yoksa dini insanlara böyle anlatmayı mı? Hiç baktık mı o resimlere neleri anlatıyor diye, içindeki o hava neyin ürünü diye? Günümüze ışık tutan Rönesans ressamları sadece kilise duvarlarına dini içerikli resimler yaparak kendilerini geliştirmişler, istemedikleri halde bu bir sanata ihanet midir?

Sanatçılar eserlerine farklı anlamlar katılmasını severler. Özellikle soyut ve sürrealist çalışanlar bir şeyleri doğrudan anlatmak isteselerdi realist çalışırlardı değil mi?

Sanata ihanet. Evet büyük bir yargı değil mi ama biz insanlar severiz bunu. Mesela Salvador Dali. Hastalığının son yıllarında resim çizecek gücü olmadığını farkettiğinde resimlerini asistanlarına çizdirip altına kendi imzasını atarmış. Bunlar ihanet midir sanata?

Amacımız ihanet değil ama sanatı ne için yaptıkları. Michelengelo o resimleri kilise için çizerken ne düşünüyordu. Amacı insanlık mıydı yoksa sanat mı? Yukarda dedik ya belki de o resimlerin içinde gerçek bir sanatseverin görmesini umduğu bir şey vardı. “Ben yaptım siz yapmayın” mı diyordu acaba. Bunu görebilmek kolay mı? Asla kolay değil çünkü o Michelengelo. Bu dönemden ona bakıp yargılayamayız. Büyük bir sanatçıyı 2017 kafasıyla mı sorgulayacağız.

Belki de herşey egoyla alakalıdır, belki de sanatçıların egoları sanatın ne için olduğunu belirleyendir. Sanatçı sanatını kendine saklayıp kimsenin anlamamasını istiyorsa bu onun tercihidir, ama başka bir sanatçı eserlerini herkesin bileceği şekilde halka sunuyorsa, onların bir şeyler öğrenmesini istiyorsa da bu tercih onundur. Çünkü nedir biliyor muyuz? Fazla mütevazilikte, halkı kendinden üstün tutup onlara bir şeyleri öğretmek, kendi düşüncelerini onlara yaymakta bir egodur. Her neyse biz sanatı sanat olarak görmeye devam edelim ve diyelim ki sanat, sanattır; için değildir…

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.