Menü Kapat

Kategori: musiki (sayfa 1 / 30)

fui bailar no meu batel*

Yüzünü Portekiz güneşinde yıkıyorsun. Sesini ise Lizbon’un büyüsüyle boyamışsın çoktan. Eteklerini toplayıp yürürken,  peşine denizin, ağaçların, çocukların da takıldığının farkındasın ve yanından geçtiğin her insana yeniden doğma hevesini de götürdüğünün. Bir gün, sahnenin birinde, orkestranla, etrafında gülüşler saçarak, o gülüşler ki, bir pırlantayı andırıyor aniden bakıldığında, bir şarkı söylüyorsun. Yüzler, binler ağzının açılıp da kelimelerin birer birer çıkmasını bekliyor. Ağzına bakıyorlar, güzel dudaklarına. Bir şiiri anımsatıyorsun o sahnede bir yapıt gibi dururken, Pablo Neruda’nın Şiirini. Üstelik seviyorsun da onu.

Duyasın diye beni
incelir
sözlerim arasıra
kumsallarda martıların izleri gibi.

Gerdanlık, esrik çıngırak
üzümler gibi tatlı ellerin için.

Ve uzakta görürüm sözlerimi, bakarım.
Benim değil senin onlar.
Tırmanırlar eski acıma sarmaşıklar gibi.

Tırmanırlar öyle nemli duvarlara.
Bu kanlı oyunun sensin sahibi.
İşte kaçışıyorlar karanlık inimden.
Sen hepsiyle dolusun, seninle dolu hepsi.

Senden önce sardılar yerleştiğin ıssızlığı
ve benim hüznüme alıştılar sana değil.
Desinler isterim şimdi sana demek istediğimi
duyasın diye onları beni duyduğun gibi.

Bir bunaltı rüzgârı sürüklüyor sözlerimi.
Düş kasırgaları deviriyor ikide bir.
Başka sesler duyuyorsun acılı sesimde.
Eski ağızlardan ağıt, eski işkencelerden kan.
Sev beni dost. Bırakma beni. İzle beni.
İzle beni dost, şu bunaltı dalgasında.

Ama aşkının rengine bürünüyor sözlerim.
Sen sarıyorsun işte, sen dolduruyorsun hepsini.

Bir sonsuz gerdanlık yapıyorum onlardan
üzümler gibi tatlı, beyaz ellerin için.

Ellerini öne doğru uzatıp kendinden geçerek, başlıyorsun şarkıyı söylemeye. İnandığım bütün köprülerin ayakları titriyor. İnancım titriyor kendine. Sen bütün varlığınla olağan,  “kükreyen deniz, senin güzel bakışlarının eşsiz ışığını çalmaya çalıştığımı söyledi.” diyorsun şarkıda,  “gel de gör, deniz haklı mıymış?”

Yerinde durmadan hareket ediyorsun. Müzik devam ettikçe, daha çok kucakladıkça seni, hareket ediyorsun durmadan, acı birikmesin diye üzerinde.

Rainbow Over Ottoman

osmanlıcılık. F91W’ye selamlarla.

Bir Gotik Aşk Şarkısı

Bir Current 93 şarkısıdır “A Gothic Love Song”, biraz Current 93’ten bahsetmek gerekir burada. Grubun kurucusu David Tibet, kendisinin bulunduğu ruhsal düzeye ulaşabilmek için sanırım bir dağın başında yirmi sene boyunca sadece halüsinojen kullanıp kedi severek kafamızdan saykedelik şarkılar çalmamız gerekli. Tibet’te Syd Barrett’ı loop’a alıp bir kara kediyi okşamanız mesela.

Current 93, müziği geri plana itip sözleri ön plana çıkaran, ama bu müziğinin güzelliğini ve değerini hiç etkilemeyen bir grup. Konserlerini, katedral, sinagog veya kilise gibi yerlerde yaparlar genelde. Normal şeyler yaşayan, normal insanlar için şarkılar yazdıklarını sanmıyorum. Bir Faust’u normal bir şekilde gözümü kapayıp dinlemeyi hayal edemiyorum ya da içten bir şekilde “Then Kill Cæsar” diye bağırmayı. İşin güzel yanı da bu, David Tibet’in deliliğinin bir parçası sizde de yeşermeye başlıyor. Bir şeyden eminiz ki delilik paylaşıldığında güzeldir.

Kendilerinin son albümünde, Sasha Grey de vokal olarak yer almıştır, zaten felsefe ve özelinde varoluşçuluğa olan sevgisinden sonra ve Tibet’te işin içine girince pek şaşırtmadı. Size, bu gruptan bir parça sunacağım. Herkese yapmam bu güzelliği.

Aziz Meryem’in çanları bizi çağırıyor,

Zamanın bir sonu olduğunu

Jestlerin bizi öldürebileceğini

Hatta yok edebileceğini

Ve yalnızca tek bir yargının olduğunu hatırlamaya.

 

And nonetheless I still write this gothic lovesong
A sign to myself
And the memory of my past
I still write this gothic lovesong
And the memory of my past
And a way to shut out your face

Sezar’ınızı öldürmeniz dileğiyle.

Zamansız ve Mekansız Modern Zaman Ağıtı

her günün bi’ akşamı, gecesi, sabahı sonrası var.
girdiğim uzun yolda, çetrefilli kavga döngüsü var.
son, gitmekle gelmiyor.
ömrümle uzuyor.
sarmaşık bilmece sordukça söylüyor.
her kim suretiyle eşse, içinde cennetse…
ceremesi burada, cehennemi de.

hayat sürerken ördün.
zamanı günle böldün.
gerekli miydi gördüğün,
karanlık işte.
yaşam olurken buydu.
(or’da günlerin isimleri yok)
elinde gerçek oldu.
(vaad edilmiş hayatlar bur’da yok)
sebepsiz gece oldu gün doğarken.
(durduğum yer düşler…)
seninle doğdu ömrün.
(yazdığım sonun esamesi yok)
hesap yaparken söndün.
(içtiğim suyun semeresi yok)
gün dönümüyle öldün.
(durduğum yer düşler…)
bitti işte…

the only moment we were alone

because you are breathing
because you are listening
the earth is not a cold dead place

know your rights

Spinoza’nın altını çizdiği gibi “olumsuz tarafından kemirilen bir dünyada, insanın öldürücü iştahını, iyilik ve kötülüğün, adalet ve adaletsizliğin kurallarını” sorgulayan, “olumsuz bütün hortlakları” ifşa etmekten, hayata ve hayatın gücüne inanmaktan vazgeçmeyenler olduğu sürece iyi uyanacaktık.

Haklarınızı Bilin
Bu gitarla yapılan
kamu yararına bir bildiridir
haklarınızı bilin
3’ünüde diyorum
Bir… öldürülmeme hakkına sahipsiniz
cinayet suçtur
Bir polis yada aristokrat tarafından işlenmedikçe
İki… yemek için para sahibi olma hakkına sahipsiniz
Tabi biraz aşağılanmayı,
incelenmeyi dert etmezseniz
Genç suçlular!
haklarınızı bilin
Üç…düşüncelerinizi söyleme hakkına sahipsiniz,
bunu gerçekten denemeye kalkacak kadar budala değilseniz.
Haklarınızı bilin
3’ü de sizin haklarınız
Bazı çevrelerde
bunun yeterli olmadığı söyleniyormuş!
O halde……
Sokakları terkedin.
sokakları terkedin.
koşun.
Gidecek bir evin yok.
O zaman sana haklarını söyleyeceğim
Avukatın gelene dek hiçbirşey söylememe hakkına sahipsin.
Söyleyeceğin herşey aleyhine delil olarak kullanılabilir.
Dinle bunu…
koş

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.