Kategori: mekan

Big Baboli Şarküteri’den Zezeah ile Korona Günlerinde Çizginin Sancısı Üzerine

Moklich, Servet İnandı ve Zezeah

Çok değil, bundan üç dört sene evvel Zezeah ve eşi Moklich ile Kızıltoprak’daki atölyelerinde tanıştığımızda bana yaptıkları baskı resim örneklerini göstermişlerdi, çoğu müzik grupları için üretilmiş, koleksiyon değeri taşıyan serigrafi afişlerdi bunlar; sonrasında Krüw etkinlikleri geldi, genç yeteneklerin özgün işlerinin sahnelendiği sergiler, çağdaş grafik/ illüstrasyon dünyamıza güçlü bir dinamizm kazandırmakta gecikmediler. El emeği göz nuru üretilmiş bu resimler, bizleri Ham Sanatın en renkli ve heyecan verici örnekleriyle buluşturuyordu. Bir çok farklı stilde sanatçının ortaya koyduğu işler büyüleyiciydi.

Ticari bağlamda üretilen çizimlerin dışında ‘illüstrasyon’u, ‘illüstre olanı’ ciddi bir disiplin ve üslup olarak benimseyen bu genç kuşak sanatçılar, ortaya koydukları eserlerle önceki kuşaklardan (Leman, L-Manyak gibi solcu mizah dergilerinden) ve klasik çizgi-roman anlayışımızdan bir hayli farklı ve özgün işler sergiliyorlar. İki bin sonrası ivme kazanan bilişim ve sibernetik çağın getirdiği yabancılaşmanın, köksüz kozmopolitliğin, deliliğin ve sapkınlığın tüm izlerini bu genç çizgilerde yakalamak mümkün. Saykodelik rock posterleri, yeraltı çizgi-romanları, grafiti ve manga kültürü, bilgisayar oyunları ve bilumum siberpunk etkileşimin cereyan ettiği devasa bir kültür havuzu.

Ekibin geçen kış kapılarını araladığı Bigbaboli Şarküteri, aynı zamanda film gösterimleri, sanatçı konuşmaları gibi farklı etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Ekibin gözde ismi Zezeah ile korona günlerinde çizginin sancısı üzerine söyleştik, insanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda sanata değer verenler için:

Zezeah merhaba, korona günlerindeyiz, karantina altında Napalm Death plak kapaklarının gerçekliğimize dönüştüğü depresif günler geçiriyoruz, bu durum sanat piyasasını ne ölçüde etkiledi, bir galerici olarak bu durumdan nasıl etkilendiniz ?

Selam Erman, öncelikle halimizi sorduğun için kendi adıma çok teşekkür ederim. Evet içerisinde bulunduğumuz karantina süreci sevgili galerimiz Şarküteri‘ninde derin bir uykuya girmesine sebep oldu. Hali hazırda 2020 yılı için planladığımız bütün pop-up ve ana sergiler, tarihleri havada uçuşan partiküllere döndüler. Toplu etkinliklerin yeniden hayatımıza gireceği tarihi kestirememek inan bizi de endişelendiriyor. Kendi yağında kavrulan bağımsız bir galeri için oldukça riskli bir dönemdeyiz.

Sanatseverlerin, koleksiyonerlerin, bu karamsar dönem için bireysel ihtiyaçları dışındaki lüks giderleri kısıtlamaları anlaşılır bir durum. Bizler için de aynı şey geçerli; ‘önce sağlık’ diyoruz !

Buna ek olarak online sergi, söyleşi vb. gibi sanal etkinliklerden hiç haz etmediğimiz için bu konulara da pek hevesli değiliz.

Geçtiğimiz kış, Bigbaboli Şarküteri sanatseverlerle buluştu; grup sergilerinden sinema gösterimlerine, Hakan Günday, Emre Orhun, Miron Zownir gibi büyük isimlere kadar bir çok farklı etkinliğe ev sahipliği yaptınız, sanatçılıktan galericiliğe geçiş seni nasıl etkiledi ?

Evet, işlerini çok sevdiğimiz yıllardır heyecanla takip ettiğimiz sanatçıların işlerini sergileme, paylaşma fırsatımız oldu. Çoğunluğu arkadaşlarımızdan, yakın çevremizden oluşan bir etkinlik takvimiydi bu.

Dediğin gibi ben bir galerici değilim, sanat yönetimi, pazarlaması, sergilemesi konusunda pek deneyimli olduğumu da iddia edemem, fakat yaklaşık on yıldır Moklich ve Zezeah mahlaslarıyla kendimize ait Big Baboli Print House isimli sanatsal baskı atölyemizi işletiyor ve kendi işlerimizi üretip satıyoruz.

2019 Baharıyla birlikte arkadaşımız Berk Kula ile ortak bir hayalin gerçekleşmesi için güç birliği yaptık ve Şarküteri‘nin açılması için hep birlikte adım attık. Berk‘in katkıları ve bizim deneyimlerimiz, olanaklarımızı da birleştirerek farklı bir konsept oluşturmak istedik. Bir sanatçı olarak Şarküteri‘yi sahip olduğumuz yaratıcı çevremizle besledik. Samimiyetimize güvenen, yeni nesil sanatçılara elinden geldiğince destek olan, meraklı bir kitlemiz varmış; ve onlar sayesinde hiç bir markanın, firmanın desteğine gereksinim duymayan gerçekten bağımsız bir yapı oluşturduk.

Şarküteri, komisyon konusunda öncelikli olarak sanatçıları ön planda tutuyor, ikinci öncelik ise galerinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve sanatçıların işlerini daha iyi sunabilmesi için gerekli olan reklam, fotoğraf,  online satış vb. platformları canlı tutulabilmesidir. Tüm bunları hiç bir çıkar amacı gütmeden özveri ile yapan küçük bir kadroyuz.

Galerimiz dışında hepimizin farklı bir mesleği var, mesailerimizden arta kalan vakitlerde ise Şarküteri‘yi hayatta tutabilmek için elimizden geleni yapıyoruz; amacımız bu ortak kullanım alanının hayatta kalabilmesi. Tabi ki şu an için birçok eksiğimiz ve yapılabilecek tonla iş var ancak yukarıda da değindiğim üzere hiçbirimizin asıl mesleği bu değil ve ayırabileceğimiz vakitler de sınırlı.

Tüm bunlara rağmen bu yapı, insanlar tarafından heyecanla karşılandı ve umarım şimdiden örnek bir mekan olabilmişizdir.

Sanatçılarla birlikte açık stüdyo günleri de düzenlemeye başladınız, bu etkinlikler eğitim amaçlı mı olacaklar, yoksa sanatçılarla tanışma ve sohbet maksatlı mı ?

İlk Open Studio günümüz, ne yazık ki şu an için beklemede olan Bülent Gültek sergimiz ile başladı, güzel bir sergi ile sezona sıkı bir giriş yapacaktık. Open Studio günleriyle birlikte koleksiyonerlerin, Şarküteri‘den satın aldıkları bir posterin hangi aşamalardan geçerek basıldığını ve ellerindeki parçanın niçin bu kadar değerli olduğunu daha iyi gözlemleyebilmeleri, anlayabilmeleri için bir sunum oluşturduk. İlk studio deneyimimiz sanatçı ile tanışmak isteyen, serigrafi baskı hakkında hali hazırda ufak tefek bilgi sahibi olan  katılımcılar ile birlikte gerçekleşti. Umarız önümüzdeki studio günlerinde konuya ilişkin hiç bir fikri olmayan daha hevesli, meraklı bir kitleye de ulaşabiliriz.

Grafik, illüstrasyon alanında hem atölye, hem de galeri olarak çığır açıcı işlere imza atıyorsunuz, ayrıca bir çok kaliteli yayını raflarda görüyoruz, bunun dışında sanatçıların çizimlerini giyim tarzlarıyla da buluşturuyorsunuz, insanların ilgisi daha çok hangi yönde ?

Sınırlı sayıdaki ürünler için kafamızdaki fikir : İnsanların, sevdikleri sanatçılara her fiyat skalasından ulaşabilmeleriydi, bunun için birlikte çalıştığımız sanatçılara sınırlı sayıda sticker, tshirt, pin gibi yan ürünler ürettik. Bütün maliyeti Şarküteri üstlendi ve böylece sanatçıların ürün skalalarını çeşitlendirdik ve kataloğumuzu orijinal iş, limitli baskı resim, fanzin, sticker, pin, tshirt gibi birçok farklı seçenek ile doldurduk.

Sanatçılara ve koleksiyonerlere, tüm bu ürünler için limit sözü verilmiştir; bu aynı zamanda sanat çalışmaları üzerinden sınırsız kazanç elde edilmeyeceğinin de bir garantisidir, dolayısıyla galerimizden alınan her ürün koleksiyon değeri taşımaktadır.

Tercihin çoğunlukla serigrafi baskı‘larve sticker‘lardan yana olması bizi sevindiriyor, çünkü orijinal parçaların rağbet görmesi sanatçılar için de her zaman büyük bir motivasyondur.

Şu an için üzerinde kafa patlattığınız projeler var mı, salgın belası olmasaydı bizi neler bekliyordu ?

Salgın olmasaydı yaz sezonuna kadar Ucube Mutaf pop-up sergimiz ve Bülent Gültek‘in hazırlamış olduğu harika bir konsept sergi bizi bekliyordu.

Daha sonra tüm yaz boyu kalacak bir ana sergi ve Eylül itibari ile arada yabancı sanatçıların da serpiştirildiği bir takvimimiz vardı. Umarız en kısa zamanda kaldığımız yerden hızla devam edebiliriz.

Eklemek istediğin bir şeyler varsa, lütfen.

Bu güne kadar destekleri, katkıları, iş birlikleriyle bizlerle birlikte olan tüm dostlarımızı çok özledik.

Görüşmek dileğiyle, şimdilik hoşça kalın.

Zeynep ‘Zezeah’ Kış

söyleşi: Erman Akçay, Nisan 2020

Big Baboli Şarküteri : https://www.bigbabolisarkuteri.com/

Kentsel Parazit

Hepimiz yaşamsal eylemlerimizi mekan üzerinden kuruyoruz. Evimizde uyuyoruz, ofisimizde çalışıyoruz, restorantta yemek yiyoruz… Bahsedilen programlar genellikle o programa ayrılmış kentsel sınırlar içerisinde yapısal olarak inşa ediliyor. Mesela ofis kendi varlığını kabaca üzerinde bulunduğu arazide belli bir alanı kaplayarak sürdürüyor. Bahsedeceğim ”kentsel parazit” mekanı ise programatik içeriği ne olursa olsun var olma biçimiyle bilindik mekan kurma biçiminden farklılaşıyor. Kabaca kent içersinde bulunan yapıların sağır yüzeylerine eklemlenerek varlığını sürdürüyor. Çeşitli programlarda üretilebilen parazit mekanlar istilacı bir mekansal tavır olarak da kavranabilir. Bir yandan da bu istilacı tavrın geçici veya sürekli olma durumunu mekanın kurgulanma biçimiyle kavramak da mümkün. Varlığıyla, eklemlendiği yapısal programı destekleyen veya ondan ayrı bir içerik sunarak eklemlendiği bağlamla kurduğu ilişkiyi farklılaştırabiliyor.

Bu parazit mekan biçiminin, kentteki yapısal yoğunluğun arttığını ve artacağını gördüğümüzde alternatif bir mekan biçimi olarak potansiyel vadettiğini söyleyebilirim.

Burada görünen ilk parazit yapı Rotterdam’da bir depo yapısına eklemlenmiş konaklama mekanı. İkinci yapı ise kent içinde iki sağır cepheye eklemlenerek, altında kamusal bir boşluk, geçiş mekanı sunan ofis yapısı örneği.

Bu öneriler de sosyal bir mesele üzerine oluşturulmuş basit düzeyde çözümler. Evsizlerin barınabileceği bu mekanlardan ilki Londra’nın bir sokağında herhangi bir yapıya eklemlenmiş, ikincisi ise yanındaki yapının havalandırma borusundan aldığı havayla şişerek geçici bir mekan sunuyor.

Bu tür mekanları kafanızda türetmeniz ve çeşitlendirmeniz mümkün. Günümüzdeki yapılaşma faaliyetleri ve bu bağlamda gerçekleşen yeni küresel talepleri düşündüğümüzde, parazit mekanların yaşantımızda iyi bir alternatif olabileceğini düşünüyorum.

Konuyla ilgilenenler ve merak edenler için ”parazit mekan” üzerine örneklerin sunulduğu linkteki siteyi öneririm.

Ev Rahatlığında Sinema

Plan Be Loft, kalıpları olmayan, farklı durumlara ve ihtiyaçlara göre dönüştürebilen, disiplinlerarası bir sanat alanıdır. Mekanın deneysel kimliğinin sunduğu alternatif ortam, şimdiye kadar, tiyatroya, dans performanslarına, resim sergilerine, lansman ve etkinliklere, fotoğraf ve video çekimlerine ev sahipliği yaptı.

Plan Be Loft, olabileceği şeyler listesine ‘sinema salonu’nu da eklemiş. Üstelik bir de evinizin salonunun rahatlığında hissettiren bu mekanda, birlikte film izlemeye ne dersiniz diyorlar.

Başka Sinema işbirliğiyle aylık film gösterimlerine geçen hafta başlamışlar ve lansmanını Goro Miyazaki’nin Yerdeniz Öyküleri ile yapmışlar. Bu serinin ikinci gösterimi ise 18 Temmuz Perşembe günü, saat 19:30’da “Anadolu Turnesi” filminin gösterimi ile devam edecekmiş, ayrıca filmin yönetmenleri Can Eskinazi ve Deniz Tortum’un katılımıyla gerçekleşecekmiş. Gösterimin bitiminde, sinemaseverleri tatlı bir sohbet ortamı da bekliyormuş.

Farkındalık yaratmayı, farklı çevrelerden, farklı nitelikteki insanları bir araya getirmeyi, haklarımızı özgürlüklerimizi ve sevdiklerimizi korumayı, ortak sorunlara ortak çözümler üretmeyi hedefleyioruz diyor Plan Be Loft.

Bilet satışında tavsiye edilen ücreti ise ‘Gönlünden ne koparsa’ diyerek izleyicinin inisiyatifine bırakan mekan, gösterimlerden elde edilen gelirin tamamını Yedikule Hayvan Barınağı’na bağışlayacakmış.

Katılmanız ve destek vermeniz için yeterli sebebiniz var diye düşünüyoruz.

Kapı açılışı & Cafe: 19:00
Film gösterimi: 19:30
LCV ve diğer detaylar için:
planbetophane@gmail.com
Tel: 0212 243 79 14
Adres: Tomtom Mah. Örtme Altı Sokak. No:15 Tophane

Kırlangıç yerine kamera

Kırlangıçların yerine geçip insanlığı izleyen kameralara bakarken insanlığın ölüşünü izledim. Balkonların saçaklarında kırlangıçlar bir mevsimde gelir bir mevsimde giderler. Yerlerinde olmadıkları zaman saçak altlarını kameralar doldurur. Saçak altlarındaki  dükkanları bu kameralar izler. Mevsimi geldiğinde bu kameraların direkt olarak iletişimi  kırlangıçlardır. Dolaylı olarak ise insan ahlakıdır. Bu tek gözlü olan, insan zamparası kamera insanın eylem ve edimlerini izler. Kameralar üzerinden bir yerleşim sorunu bence bu. Kırlangıç yuvaları kadar çoklar. Kameralar daha kanatlanmadılar diyorum kendi kendime. Şu an sadece tepemize kondular.

Kameralar mekanların üzerindeki çirkin et benleridir. Çünkü iyi  (faydalı) olması için tasarlanmış mekanlar hiçbir zaman insan dışı, eklenti bir kontrol mekanizmasına gereksinim duymamıştır. İşlev olarak kameralar kamusal mekan üretim sürecinin bir parçası olmamıştır. Çoğu zaman sonradan duvarlara eklenmişlerdir. Kameralar, konulduğu yerlerde sanal duvarlar örer oysa ki. Sanal duvar insanın mekana olan aidatını sorgulayan bir geçittir. Bir anlamda, herhangi kapıdan girerken kamerayla göz ucu ile kameraya bağlı kablonun diğer ucundakine mekana ait olduğunu söylersin. Kameralar pasif olarak duvarda bulunsa bile sosyal davranışlarımızın içinde sürekli rol oynar. Sosyalleştiğimiz mekanların içinde iletişim için kullandığımız davranışlarımızı etkiler.

İletişim her zaman devam eden, devam ettikçe de dönüşen bir süreçtir. Bilgi açığa çıkardığı içinde eylemlerimizin içine katılarak bir yandan ahlakı bir yandan da kendisini oluşturur. Kameranın en temel işlevi de ahlaksızlığı açığa çıkarmaktır. Bir taraftan kameranın bu eylemi iyidir ancak empati yaparak kendimi kameranın içine soktuğumda, kendimi iki insanın birbirinin sosyal aidiyetlik çıkarını yüzsüzce güvence altına almaya çalışan bir muhbir  görürüm. İnsanın sosyal olarak aidiyetini etkileyen bir faktör de ahlaklı iletişime sahip olmasıdır. İnsan ahlakını baskı ile kontrol eder kamera. Çünkü kameranın diğer tarafında gözlemci kişi bulunur ve tüm hareketlerimizi denetler. Sosyal iletişimimiz için olanları bile. Kameranın bizde yarattığı farkındalık, güvenli mekanın yaratılması ihtiyacını karşılaması değil, sürekli izlenmenin getirdiği baskılanmış -varsayımda doğru olarak biçimlendirilmiş- ahlaki aidiyetlik ihtiyacıdır.

Kameranın bir meyve satıcısı ile alıcı kişi arasında alışveriş sırasında yukarıdan (gerçek anlamda) bir ahlaki denetim mekanizması olarak çalışması ve insanların kendi kendini izlemesi, benim için, insanlığın ölümünü kendi elinden sorgulamasıdır.

Seyyarlık tanıdıklık

Sokaklarda seyyar satıcılardan çok seyyar toplayıcılar gördüm. Bir dakika durup betimleyelim. Şehir parkının içinde bir elinde ahşap tezgahı diğer elinde hasır bir sepet taşıyarak ağır aksak yürüyen insanlar gezer. Bu sırada sahip oldukları birbirinden farklı malları sergilerler. Durgun ağaç dalları arasında öten kuşların sesine seyyar satıcıların sesi de eklenir. Geri kalan herkes yaya halinde şehir parkı ve şehir parkını çevreleyen bulvar arasında yürüyüp parkı kendi doğasına bırakır. Kendi doğasında kuşlar, ağaçlar, kamelyalar ve seyyar satıcılar vardır. Her gün, her saat, biraz daha insan aynı amaçla parkın içinden seyyar satıcının yanından geçer.

Bir diğer açıdan baktığımda,seyyar satıcının parkın doğal ortamının önemli parçası olarak öne çıkması dikkatimi çeker. Sadece ticaret insanı olarak kendini tanımlamayıp, bulunduğu mekanı da tanımlar. Böylelikle kuş sesini duyup ve yaya geçişini gözlediğim şehir parkı ve birçok kamusal alan seyyar satıcılarla birlikte kimliğe, dokuya ve tanıdıklığa bürünür. Açık kamusal alanlar yollarla, ağaçlarla ne kadar çevrelenmişse ve heykellerle kamusallaştırılmışsa, seyyar satıcılarla insancıllaştırılmıştır sanırım. İnsanı diğer şeylerden tanıdıklık yarattığı için ayırırım.

Bir meydandan bir caddeye,bir sokaktan dört yol ağzına kadar kaldırım üstünde yollarına devam ederler. İnsanlar anlamasa da gelip geçerken şehir duvarlarından,sokak kaldırımlarından; izler alıp bırakırlar. Seyyarlık kendi kendini tanıtır her yerde. Açık ve anlaşılırdır seyyar. Seyyar kendini insanlara sesiyle tanıtır. Görme duyusunun yanında duyma duygusunu da ekleyerek evinde oturan insana bir an için dışarıyı hatırlatır ve tanımlar. Bu eylemin kısa zaman aralığında gerçek dünya için bildiri aracı olduğunu düşünürüz… Eski zamanlarda saati anlamak için seyyarların at arabalarının şehirden ayrılışını dinleyen Romalılar gibi… Bir heykelin konuşan haline benzetiyorum. Heykelsi oluşu bıraktığı sürekli iz ve tanım ile örtüşse bile, seyyarın sahip olduğu hareket eylemi, kendisini yerden bağımsız, özgün tanımlayıcı kavramlara dönüştürür. Bu özgünlük şehirlerin ve sokakların özgün dokusunu, tanıdıklığını belirginleştirir.

Aslında şehir seyyarı sessizce öz-deyişler söyler farkında olmadan. İnsanların gözünde hiç boş kalmayan sokaklarla tanıtır kendisini.

Sanal Oda

Yaşam odalarındaki insan kalabalığı sanallaşan yaşam iletişiminin bir mekanı. Gelişerek ileriye doğru giden iletişim kanallarımız sadece haber alma aracı tanımının dışına çıkıp eğlencenin, sanatın, kültürün devamında da güncel olup güncel kalmanın aracı ve kaynağı konumuna yerleştiler. Ayrılamaz bir parçamız. Metafor yok bu sefer.

Düpedüz karşımızdalar. Kağıt, ses ve sonrasında görüntü. Sahip olduğumuz bu üç zemin, bulunduğum yüzyıl içinde gelişimini ve gerileyişini gözlemlemek için uygun bir ortam oluştururken beni de uygun bir denek haline getiriyor.

Sanallaşan odalar, medyanın çanak tuttuğu, hızlıca gerçekleşen boş bir bilgi aktarımı mekanına dönüşürken, diğer taraftan, yani, faydacı bir araç olarak, sanallıktan realiteye geçerek insanları hala gerçek tutabilir. Sanallaşan insan kavramı belki bir sonraki yüzyılın sonucu olacak ama sanallaşan insanın sürecini şu an deneyimliyoruz.

Evin, iş yerin, evinin odası, iş yerinin kafeteryası ve bazen kaldığın otel odası. Oturma düzenini ekrana çevirmiş sandalyeler yüzünüzü radyoaktif ışığın kaynağına, insanın kalın ensesini de Güneş’in radyoaktif ışınlarına göre doğrultmuş vaziyette bulunur. Sanallıkla direk karşı karşıya kalır insan. Oda da artık duvarlarını yavaş yavaş eritip yok etmeye başlar. Zira insanın elindeki sanallığın çekimine dayanamaz.

Eskimekte olan maddeden süreç olgusunu çıkaran insan, medyayı kullanarak eğlence, sanat ve güncellik ortamını zaman aşımına uğratır. İçinde bulunduğu kişiselleşmiş odaları sanal araçlarla bedenen terk eder. Tekrardan yerleşeceği yeni bir kişiselliğin ve özelleşmiş olanın arayışını başlatır.

Güncelliği dilimlere ayırıp saniyelere kadar indirebildiği süreçte sanal olan bilgisini, anısını ve sahip çıktığı anları kolaylıkla bir müzeye ve koleksiyona dönüştürebiliyor. Tozlu sayfalar ve eski kayıtlar içine yaşlı bir sahaf kaçmış benim için koleksiyon kalıyor. Sahafların tuttuğu odaların yerine ise sonsuz karolarla döşenmiş yüzen bir zeminin üstünde, dünün ve bir önceki günün sergisini, duvarları erimekte olup sanallaşma sürecine girmiş odalarda sunuyor.