Menü Kapat

Kategori: mekan (sayfa 1 / 2)

Kırlangıç yerine kamera

Kırlangıçların yerine geçip insanlığı izleyen kameralara bakarken insanlığın ölüşünü izledim. Balkonların saçaklarında kırlangıçlar bir mevsimde gelir bir mevsimde giderler. Yerlerinde olmadıkları zaman saçak altlarını kameralar doldurur. Saçak altlarındaki  dükkanları bu kameralar izler. Mevsimi geldiğinde bu kameraların direkt olarak iletişimi  kırlangıçlardır. Dolaylı olarak ise insan ahlakıdır. Bu tek gözlü olan, insan zamparası kamera insanın eylem ve edimlerini izler. Kameralar üzerinden bir yerleşim sorunu bence bu. Kırlangıç yuvaları kadar çoklar. Kameralar daha kanatlanmadılar diyorum kendi kendime. Şu an sadece tepemize kondular.

Kameralar mekanların üzerindeki çirkin et benleridir. Çünkü iyi  (faydalı) olması için tasarlanmış mekanlar hiçbir zaman insan dışı, eklenti bir kontrol mekanizmasına gereksinim duymamıştır. İşlev olarak kameralar kamusal mekan üretim sürecinin bir parçası olmamıştır. Çoğu zaman sonradan duvarlara eklenmişlerdir. Kameralar, konulduğu yerlerde sanal duvarlar örer oysa ki. Sanal duvar insanın mekana olan aidatını sorgulayan bir geçittir. Bir anlamda, herhangi kapıdan girerken kamerayla göz ucu ile kameraya bağlı kablonun diğer ucundakine mekana ait olduğunu söylersin. Kameralar pasif olarak duvarda bulunsa bile sosyal davranışlarımızın içinde sürekli rol oynar. Sosyalleştiğimiz mekanların içinde iletişim için kullandığımız davranışlarımızı etkiler.

İletişim her zaman devam eden, devam ettikçe de dönüşen bir süreçtir. Bilgi açığa çıkardığı içinde eylemlerimizin içine katılarak bir yandan ahlakı bir yandan da kendisini oluşturur. Kameranın en temel işlevi de ahlaksızlığı açığa çıkarmaktır. Bir taraftan kameranın bu eylemi iyidir ancak empati yaparak kendimi kameranın içine soktuğumda, kendimi iki insanın birbirinin sosyal aidiyetlik çıkarını yüzsüzce güvence altına almaya çalışan bir muhbir  görürüm. İnsanın sosyal olarak aidiyetini etkileyen bir faktör de ahlaklı iletişime sahip olmasıdır. İnsan ahlakını baskı ile kontrol eder kamera. Çünkü kameranın diğer tarafında gözlemci kişi bulunur ve tüm hareketlerimizi denetler. Sosyal iletişimimiz için olanları bile. Kameranın bizde yarattığı farkındalık, güvenli mekanın yaratılması ihtiyacını karşılaması değil, sürekli izlenmenin getirdiği baskılanmış -varsayımda doğru olarak biçimlendirilmiş- ahlaki aidiyetlik ihtiyacıdır.

Kameranın bir meyve satıcısı ile alıcı kişi arasında alışveriş sırasında yukarıdan (gerçek anlamda) bir ahlaki denetim mekanizması olarak çalışması ve insanların kendi kendini izlemesi, benim için, insanlığın ölümünü kendi elinden sorgulamasıdır.

Seyyarlık tanıdıklık

Sokaklarda seyyar satıcılardan çok seyyar toplayıcılar gördüm. Bir dakika durup betimleyelim. Şehir parkının içinde bir elinde ahşap tezgahı diğer elinde hasır bir sepet taşıyarak ağır aksak yürüyen insanlar gezer. Bu sırada sahip oldukları birbirinden farklı malları sergilerler. Durgun ağaç dalları arasında öten kuşların sesine seyyar satıcıların sesi de eklenir. Geri kalan herkes yaya halinde şehir parkı ve şehir parkını çevreleyen bulvar arasında yürüyüp parkı kendi doğasına bırakır. Kendi doğasında kuşlar, ağaçlar, kamelyalar ve seyyar satıcılar vardır. Her gün, her saat, biraz daha insan aynı amaçla parkın içinden seyyar satıcının yanından geçer.

Bir diğer açıdan baktığımda,seyyar satıcının parkın doğal ortamının önemli parçası olarak öne çıkması dikkatimi çeker. Sadece ticaret insanı olarak kendini tanımlamayıp, bulunduğu mekanı da tanımlar. Böylelikle kuş sesini duyup ve yaya geçişini gözlediğim şehir parkı ve birçok kamusal alan seyyar satıcılarla birlikte kimliğe, dokuya ve tanıdıklığa bürünür. Açık kamusal alanlar yollarla, ağaçlarla ne kadar çevrelenmişse ve heykellerle kamusallaştırılmışsa, seyyar satıcılarla insancıllaştırılmıştır sanırım. İnsanı diğer şeylerden tanıdıklık yarattığı için ayırırım.

Bir meydandan bir caddeye,bir sokaktan dört yol ağzına kadar kaldırım üstünde yollarına devam ederler. İnsanlar anlamasa da gelip geçerken şehir duvarlarından,sokak kaldırımlarından; izler alıp bırakırlar. Seyyarlık kendi kendini tanıtır her yerde. Açık ve anlaşılırdır seyyar. Seyyar kendini insanlara sesiyle tanıtır. Görme duyusunun yanında duyma duygusunu da ekleyerek evinde oturan insana bir an için dışarıyı hatırlatır ve tanımlar. Bu eylemin kısa zaman aralığında gerçek dünya için bildiri aracı olduğunu düşünürüz… Eski zamanlarda saati anlamak için seyyarların at arabalarının şehirden ayrılışını dinleyen Romalılar gibi… Bir heykelin konuşan haline benzetiyorum. Heykelsi oluşu bıraktığı sürekli iz ve tanım ile örtüşse bile, seyyarın sahip olduğu hareket eylemi, kendisini yerden bağımsız, özgün tanımlayıcı kavramlara dönüştürür. Bu özgünlük şehirlerin ve sokakların özgün dokusunu, tanıdıklığını belirginleştirir.

Aslında şehir seyyarı sessizce öz-deyişler söyler farkında olmadan. İnsanların gözünde hiç boş kalmayan sokaklarla tanıtır kendisini.

Sanal Oda

Yaşam odalarındaki insan kalabalığı sanallaşan yaşam iletişiminin bir mekanı. Gelişerek ileriye doğru giden iletişim kanallarımız sadece haber alma aracı tanımının dışına çıkıp eğlencenin, sanatın, kültürün devamında da güncel olup güncel kalmanın aracı ve kaynağı konumuna yerleştiler. Ayrılamaz bir parçamız. Metafor yok bu sefer.

Düpedüz karşımızdalar. Kağıt, ses ve sonrasında görüntü. Sahip olduğumuz bu üç zemin, bulunduğum yüzyıl içinde gelişimini ve gerileyişini gözlemlemek için uygun bir ortam oluştururken beni de uygun bir denek haline getiriyor.

Sanallaşan odalar, medyanın çanak tuttuğu, hızlıca gerçekleşen boş bir bilgi aktarımı mekanına dönüşürken, diğer taraftan, yani, faydacı bir araç olarak, sanallıktan realiteye geçerek insanları hala gerçek tutabilir. Sanallaşan insan kavramı belki bir sonraki yüzyılın sonucu olacak ama sanallaşan insanın sürecini şu an deneyimliyoruz.

Evin, iş yerin, evinin odası, iş yerinin kafeteryası ve bazen kaldığın otel odası. Oturma düzenini ekrana çevirmiş sandalyeler yüzünüzü radyoaktif ışığın kaynağına, insanın kalın ensesini de Güneş’in radyoaktif ışınlarına göre doğrultmuş vaziyette bulunur. Sanallıkla direk karşı karşıya kalır insan. Oda da artık duvarlarını yavaş yavaş eritip yok etmeye başlar. Zira insanın elindeki sanallığın çekimine dayanamaz.

Eskimekte olan maddeden süreç olgusunu çıkaran insan, medyayı kullanarak eğlence, sanat ve güncellik ortamını zaman aşımına uğratır. İçinde bulunduğu kişiselleşmiş odaları sanal araçlarla bedenen terk eder. Tekrardan yerleşeceği yeni bir kişiselliğin ve özelleşmiş olanın arayışını başlatır.

Güncelliği dilimlere ayırıp saniyelere kadar indirebildiği süreçte sanal olan bilgisini, anısını ve sahip çıktığı anları kolaylıkla bir müzeye ve koleksiyona dönüştürebiliyor. Tozlu sayfalar ve eski kayıtlar içine yaşlı bir sahaf kaçmış benim için koleksiyon kalıyor. Sahafların tuttuğu odaların yerine ise sonsuz karolarla döşenmiş yüzen bir zeminin üstünde, dünün ve bir önceki günün sergisini, duvarları erimekte olup sanallaşma sürecine girmiş odalarda sunuyor.

infiAl

infial ülke sınırları içerisinde eksikliği hissedilen bir mekanın yerini doldurmuş gözüküyor. her ne kadar henüz ziyaret etme şansımız olmasa da nedir kısmı ve bugüne kadar yapılan etkinlikler doğru yolda olduklarının bir kanıtı. takibinize almayı ve en azından uğramayı ihmal etmeyin. etkinlik takvimlerine aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz;

infial

nedir

Anarşistler için zaruri bir mesele olan bir araya gelme, örgütlenme ve eyleme faaliyetleri günümüzde kendini var edebilmek adına bir ‘dayanışma ağı’ oluşturabilmek şöyle dursun; ideolojik savrulma furyaları ve paramparça ilişki biçimleri ile gündemin ‘dar’ ekseninde tali mücadelelere bağlı, kimliksiz, fütursuz bir anlayışa yerini bırakıyor. Birçoğumuz için ortak bir mekan; anarşist, anti-kapitalist, ekoloji ve hayvan özgürlüğünden, kuir dayanışmasına kadar birbirleriyle doğrudan irtibatı olan eğilimler arasında, ‘kendin yap’ ilkesine dayalı bir çeşit dirsek teması oluşturulmasına zemin sağlamanın ve yeryüzündeki canlı cansız her şeyin duygularını dahi alınır-satılır hale getiren yüzsüz iradeye karşı, örgütlenmeyi ve harekete geçmeyi desteklemenin küçük bir adımı olarak görülebilir.

Konumu itibariyle birbirini destekleyen farklı anarşist perspektiften birey ve grupların buluşabileceği bu ortam; sisteme aykırı her tür neşriyat ve aktivitenin yaygınlaşması ve ulaşılmasını kolaylaştırarak infoshop, konser alanı, sinema etkinliği, vegan yemek, tartışma, toplantı, sunum, sergi, atölye vb.örgütlenme, dayanışma ve paylaşma odaklı organizasyonların faaliyete geçmesinde ‘mekansal’ bir katkıda bulunmaya çalışacaktır. Bizzat düzenleyecek olanların ortaya koydukları emekle yürütülen bu organizasyonlar, devlet ve otorite, sermaye ve kapitalizm, parlamentarizm ve militarizm, homofobi ve transfobi, faşizm ve ırkçılık, ataerki ve türcülük karşıtı bir duruş sahibi olduğu sürece bu ortamda yer bulabilecek, bunların aksine ötekileştiren, marjinalize eden, istismar eden, iktidar ve tahakkümün kalesi konumundaki ulusalcı-milliyetçi ideoloji ve fikirlerin mensupları, sempatizanları ve onun bunun askerlerine kapımız her daim kapalı, elektriğimiz ana kofradan kesik olacaktır.

infiAl, mekan etrafında örgütlenme hayali olan bir kolektif değildir. Bu topraklarda yıllardır ivme kazanan ‘isyankâr anarşist’ pratiğin sosyal olarak yayılması gerektiğine inanan anarşist bireylerin yürüttüğü faaliyetlerin yaygınlaştırılmasına katkı sağlama rolünü üstlenmiştir.

Mekan’ın bir ‘işgal’ hareketinden farkı, çeşitli giderlerden muzdarip olması, devamlılığını sürdürmek adına bunları karşılamanın gerekliliğinin bilinmesi ve bireyler tarafından bir kullanım alanı olarak belirlemiş olmasıdır. Böyle bir mekanda önünüzde duran bir bardak çayın ekonomik karşılığı illa kâr amacı güden bir oluşumun emarelerini taşımaz, aksine orada bulunmanın sonuç ve sürekliliğini sağlayan mütekabil bir yardımlaşmadan öteye gitmemektedir.

Kaybettiğimiz yoldaşımız Kerem Kamil Koç anısına oluşturacağımız, yerel veya uluslararası anarşist ve anti-otoriter literatürün derlenip toparlandığı bir distro niteliği de taşıyacak olan kütüphaneden bugüne kadar yayınlanmış olan bir çok kitap, dergi, fanzin, broşür, bildiri ve cd’lerle birlikte farklı dillerden uluslararası yayın arşivlerine ulaşılabilecektir.

Tüm deneyimler gibi henüz tamamlanmamış olan bir manifestoyla ancak, nasıl hareket edileceği konusunda kendinden emin sistemin dayattığı liberalleşen ilişkiler karşısında gardını düşürmemeyi, kendi özsavunmasını oluşturmayı kendine misyon edinmiş bir anlayışla, belki de bu mekanda “yeni bir dünyanın tohumlarını” atamayacağımızın farkındayız. Anarşist mücadelede en azından kendi cephemizden faaliyetlerimizi yürütebildiğimiz ve bu faaliyetleri koordine edebildiğimiz kendimize ait bir zemini örgütlemiş olmakla beraber, bizimle benzer düşünen öznelerin bir araya gelebilmeleri, etkinliklerini gerçekleştirebilmeleri, yayın veya bilgi paylaşımı yapabilmeleri için de bir zemini oluşturmuş olacağımızdan böyle bir mekanın dayanışmacı, ön açıcı ve harekete ivme kazandırıcı taraflarının da farkındayız. Varolduğu sürece, ekonomik baskı aygıtının karşımıza çıkardığı binbir türlü sorun karşısında içeriden veya dışarıdan her türden dayanışmaya, desteğe, katkıya ve karşılıklı-karşılıksız yardımlaşmaya ihtiyacımız olacağını hatırlatmak istiyoruz.

Kentsel dönüşümün tehdidi altındaki mahalle kültürünün yaşamaya devam ettiği Tarlabaşı’nda bulunan infiAl’e benzer fikriyatı olan herkesi bekleriz…

Her hafta Pazartesi 13:00-18:00,  Salı’dan Pazar gününe kadar 13:00-22:30 saatleri arasında açık olacaktır.

LAMEKAN: Metalaşan Kentin Çöküşü

her ne kadar biraz veri desteği ile daha çarpıcı olabileceğini düşünsem de bu hali de görmezden gelinen bazı şeyleri fazlasıyla açık ortaya koymuş. doğal yaşamı yıkıp istanbulun göbeğinde doğal yaşam alanı oluşturduğunu iddaa eden şirketlerinizle yıkılacaksınız.

508317166_1280x544

AKP’nin 12 yıllık iktidarı süresince yürüttüğü ve büyük bir gümbürtüyle çökmesi kaçınılmaz olan neoliberal politikalar ve inşaat odaklı ekonomik büyüme stratejisi, bir yandan milyonlarca insanın yaşadığı mahalleleri yabancı ve yerli sermayenin birer yatırım aracına dönüştürürken, diğer yandan kentlerimizin, ormanlarımızın, sularımızın, genel olarak yaşam alanlarımızın talanına, emekçilerin örgütlenme haklarının ellerinden alınarak güvencesiz ve güvenliksiz çalışmaya mahkum olmalarına neden oluyor.

Yönetmen: İmre Azem
Yapımcı: Gaye Günay
Kurgu ve Müzik: Kaan Çuhacı

[omuz omuza] kumbara yaşam

10497219_886302104724794_5512567217562829795_o

evvela tekrar belirtmek isteriz ki, etilen sosyete olarak her daim para, kar, kazanç gibi kavramlardan uzağız. herhangi bir şekilde reklam almayız, etilen üzerinde herhangi bir ticari faliyette bulunmayız ve pek tabii tecrübe edenler bilirler ki etilen ürünlerine ücretsiz ulaşılır. ve ayrıca belirtmek isteriz ki her ne kadar nesilleri hızla tükenmekte olsa da, şaibeli yurdumuz, cinnet vatanımızda güzel insanlarla karşılaşmakta mümkün. ve eklemek isteriz ki hayat kesinlikle sokakta ve sokaklar zaten bizim. ve gönülden inanıyoruz ki direnişin özünde dayanışma yer alır, gerektiği kadar insan omuz verilse yıkılır ve omuz omuza tribünlerin enerjisini en doğru şekilde yansıtır.

iş bu sebeple bundan sonra etilen’in omuz omuza sayfasında, birlikte hareket ettiğimiz güzel insanlar, gruplar, hareketler yer alacak. buna kumbara yaşam ile başlıyoruz. ankaranın bürokrasi kokulu havasında ve griliğinde kendi kendilerine yaptıkları kıpkırmızı tabelasıyla fark yaratıyor. hayal kurmakla yetinmeyip, bir de hayallerini uygulama cesareti olan güzel insanların ürünü olan bu mekan, çalışanların hayatını yaşayabilecek kadar kazanması gayretiyle oluşturulmuş. oturup onlarca paragraf yazmaya gerek yok, ankaradaysanız gidiniz görünüz, değilseniz ankaralı eşe dosta öneriniz onlar da yoksa böyle bir mekan olduğunu da biliniz. çok uzaksanız da üşenmeyip onlayn alışveriş şansı tanımışlar.

ayrıca belirtmek isteriz ki pek yakın zamanda etilen sosyete yayınlarına kumbara yaşamdan ulaşabileceksiniz. bakarsınız sizi başka süprizlerde karşılıyor olur.

santrayla omuz omuza!

adres: büklüm sok 29/d kavaklıdere / çankaya, ankara

kumbara yaşam
kumbara yaşam . facebook

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.