Kategori: manifesto

Kendi Kendini Yıkan Sanat Manifestosu

Öncelikle kendi-kendini yıkan sanat, endüstriyel toplumlar için kamusal bir sanat biçimidir.
Kendi-kendini yıkan resim, heykel ve yapılar; fikrin, mekanın, biçimin, rengin, metodun ve dezintegratif süreç zamanlamasının toplam bileşkesidir.
Kendi-kendini yıkan, doğal etmenlerle, geleneksel sanat teknikleriyle ve teknolojik tekniklerle yaratılabilir.
Kendi-kendini yıkma sürecinin arttırılmış sesi, toplu kavrayışın bir faktörü olabilir.
Sanatçı, bilim adamları ve mühendislerle ortaklıklar kurabilir.
Kendi-kendini yıkan sanat, mekanik bir üretim ya da fabrikasyon bir montaj olabilir.
Kendi-kendini yıkan resim, heykel ve yapılar birkaç dakikadan yirmi yıla kadar değişen bir ömre sahip olmalıdırlar. Dezintegraif bozulma süreci tamamlandığında eser mekandan kaldırılmalı ve hurdaya atılmalıdır.

Gustav Metzger
1959

Film Listelerine Karşı

Film listeleri sizi kurtarmaz.

Film listeleri filmleri kurtarmaz.

Film listeleri filmlerin değer kazanma veya değerden düşme biçimlerini düzeltmez.

Listeler kilitli dolaplarda, bodrum katlarında, pasajlarda çürümeye yüz tutmuş –kayıp, keşfedilmemiş ve muhafaza edilmemiş– binlerce filmi korumaz.

Film listeleri yeni film tarihleri yazmaz.

Listeler, tarafsız veya masum ya da tümüyle öznel değildir.

Listeler sizin takdis edilmiş zevkinizi yüceltmez, yalnızca onu seyreltir.

Listeler, yorgun, güçten düşmüş, tıklanmaya aç olanlar için birer dikkat çekme gayri menkulüdür.

Listeler, hâlihazırda bilinenleri biraraya getirir ve gücü pekiştirir.

Listeler durmaksızın, sanki gözlemlenebilen cisimlermiş gibi “deha”nın ve “azamet”in hesabını tutar.

Listeler sayısal görünümü, dâhiyaneliğin görünüşteki ampirizmine dönüştürür.

Peki uzun vadede o takdirler kimlere bahşedildi?

Listeler yeni kanonlar yaratmaz – hele kaybolup gitmiş kadın, queer, trans, siyah, Latin kökenli, küresel güneyli, sömürgelikten kurtulmuş ve sömürge-karşıtı sinemacılara ait bir kanonu hiç yaratmaz.

Barbara Hammer’a, Kathleen Collins’e, Kira Muratova’ya ve Sara Gómez’e kendi listelerini kim soracak?

Listeler, geçmişe ve şimdiye dair bir iddiada bulunuyormuş gibi görünürler; oysa tarih-karşıtıdırlar, çağdaşlığın tiranlığı ve dar ufkuyla, kendi anlarına kilitlenip kalmışlardır. Çoktan işitilmiş olanın tutucu zevklerini pekiştirip yeniden teyit ederler.

Listeler zihni sömürgeleştirir ve hayal gücünü yoksullaştırır.

Listeler, sınırsız bir doluluğu, bitmez tükenmez bir dünyayı vaat ederken bile, daima hayal kırıklığına uğratır.

Listeler mülksüzleri, sanki evrensel bir değermiş gibi popülerlik ölçütüyle ezer.

Listeler mülkiyeti, hâkimiyeti, sahipliği savunur.

Listeler birer film-karşıtı politikadır.

Listeler ölçübirimleridir.

Ölçübirimler bizim düşmanımız, sanatın ve politik mücadelenin düşmanıdırlar. Her liste, zorunlu olarak imkânsızdır ve yazıya dökülmemeli, kişisel bir değerlendirme olarak kalmalıdır. Yazıya dökülmemiş liste, bilinmezlik girdabıyla oyalanır – biz onları daha iyi savunup anlatmadıkça, canlı ve faal formlar olarak işleyecekleri alanı açmadıkça tüm filmlerin kaçınılmaz kaderi olacaktır o girdaba düşmek.  

Kıçınıza bağlı zinciri kırmak için listeleri yakın.

Liste çıkarma dürtüsü, koleksiyonla güç birliği içindedir: aksi takdirde hatırlanmayacak filmlerin deneyimini ve estetik duygusunu kayda geçirme, arşivleme, hatırlama ve koruma arzusudur. Bunlar, kendi koşulları içinde anlamlı, önemli ve tarihsel olarak yüceltilen faaliyetlerdir. Fakat içinde bulunduğumuz bu aşırı-dolayımlanmış dönemde, durmadan dolaşıma giren listelerin zorlayıcı formu –arzulanan tüketim nesnelerini sıralayan liste, seyrettiklerinizin vesikası olan bir manav fişi olarak liste– bir meta fetişizmi aracı haline gelmiştir: bir algoritmik kapma aracı; fallik, gevşek bir kendini teşhir aracı. Dikkatli bakın. Bu liste furyasını tam olarak kim üretiyor?

Listeleri çıkaranların, andıkları eserlerin özsel varoluşunu kavranabilir bir kesinliğe hapsettiklerini görmek için kaç liste okumamız gerekiyor? Bu kirli liste deryasını durmaksızın yazarak, okuyarak ve tüketerek, sinefil ruhun çürümüş ticari anlayışına dahil oluyoruz. Film kültürüne zarar veren daha tehlikeli faaliyetler var muhtemelen, fakat öyle olsa bile, listeler bu dünyanın bozulmuşluğunun ve yok olmaya yüz tutmuşluğunun bir o kadar sıradan ve çarpıcı belirtisidir.

Listelerinizi yakın. İlla sayı saymanız gerekiyorsa, listenizde yer almayan bir film hakkında listenizdeki sayı kadar cümle yazın.

Bir kadın sinemacı veya küresel güneyden bir sinemacı hakkında o kadar cümle okuyun.

Veya o cümleleri ve harfleri zaman birimlerine dönüştürüp, listenize hiç girmemiş bir filmi izleyin.

Liste potlacı: Kolektif listeleme enerjisinin, kaynakların yeniden dağıtımına yönlendirilmesi.

Estetik üstünlük iddiası listelerle başlar. Keşke, değer alanları yaratacağımız veya sığ değer çerçevelerini toptan ortadan kaldıracağımız başka yollar olsaydı – böylece onlarla birlikte, sinema sanatında neyin muteber olduğunu, neyin izlenmeye ve uğruna savaşmaya değer olduğunu belirleme iddiasındaki o keyfî ve dar tanımları da ortadan kaldırabilirdik. Listeler, apaçıklığa sahipmişçesine pekişirler – listeye almadıkları her şeyde, listeyi yapanın öğrenemediği, göremediği, fark edemediği şeyleri teyit ederler.

Listeler kirli çamaşırlar içindir, filmler için değil.

Gözlerimizi, kulaklarımızı ve zihinlerimizi yıkayacak olursak şunu göreceğiz ki, köpükler akıp gittikten sonra bize kalan şey, başka bir sinema dünyasının filizleri olacaktır: görüntüler, mekânlar, sesler, geçitler, mücadeleler ve zaman – narsist sinefilin sermayeye bağlılığının bizden çaldıklarından kurtardığımız zaman.  

Elena Gorfinkel’in (King’s College London) 29 Kasım 2019 tarihinde Another Gaze dergisinde yayınlanan “Against Lists” başlıklı manifestosunun çevirisidir.

Çeviri: İpek Gürkan. Kaynak: e-skop

manifeste cannibale dada

Hepiniz sanık sandalyesindesiniz: Ayağa kalkın! Sizinle ancak ayakta durduğunuz zaman konuşulabilir.

Marseillaise’i, Rus ulusal marşını ya da God Save the King’i dinliyormuş gibi ayağa kalkın.

Karşınızda bayrak varmış gibi kalkın.

Ya da yaşam anlamına gelen ve sizi hep pahalı olan ne varsa sırf snobluk olsun diye sevmekle suçlayan DADA’nın karşısındaymış gibi ayağa kalkın.

Hepiniz tekrar oturdunuz ha? Daha iyi, o zaman beni daha dikkatle dinleyeceksiniz.
Ne yapıyorsunuz burada, ciddi kabuklu hayvanlar gibi sıkış tıkış bir halde – ciddisiniz değil mi?

Ciddi, ciddi, ölümüne ciddi. Ölüm ciddi bir meseledir değil mi?

Ya kahraman ya da gerzek olarak ölünür, ikisi de aynı şey. Gündelik bir değerden daha fazla değeri olan tek sözcük ölüm sözcüğüdür. Ölümü seversiniz siz – başkalarının ölümünü.

Öldürün! Gebertin! Zıbartın! Yalnızca para ölmez, biraz uzaklaşır o kadar!

Ona saygı duyulur, o ciddi bir şahsiyettir. Tanrı odur!

Para, tüm aileler onun önünde diz çökerler. Yaşasın para!

– Çok yaşasın! Parası olan adam, saygıdeğer bir adamdır.

Saygınlık satılabilir veya satın alınabilir – göt gibi. Göt, yaşamı kızarmış patates gibi temsil ediyor ve hepiniz bu ciddiyetinizle tezek gibi kokuyorsunuz.

DADA’ya gelince, o kokmaz; o bir anlam taşımaz, hiçbir anlam taşımaz.

DADA sizin umutlarınız gibidir: HİÇ.
cennetiniz gibidir: HİÇ.
putlarınız gibidir: HİÇ.
siyasal önderleriniz gibidir: HİÇ.
kahramanlarınız gibidir: HİÇ.
dinleriniz gibidir: HİÇ.

Islık çalın, haykırın, dişlerimi kırın – ya sonra?

Aptal öküzler gibi olduğunuzu her zaman söyleyeceğim, ben ve arkadaşlarım üç ay içinde birkaç franka size resimlerimizi satacağız.

Francis Picabia

Gösteri Ekonomisine Karşı Kargaşa Projesi

KARGAŞA PROJESİ, BİR NUMARALI GÖREV: Şeyleri topluluğun, ailenin, ideolojinin ve diğer insanların gözleriyle görmeye son vermek.

KARGAŞA PROJESİ, İKİ NUMARALI GÖREV: Kaybedenlerin kazanacağı bir oyun yaratmak.

KARGAŞA PROJESİ, ÜÇ NUMARALI GÖREV: Söylenmemiş şeylerin söylenenlerden daha önemli olduğu saldırıları sürekli kılmak.

KARGAŞA PROJESİ, DÖRT NUMARALI GÖREV: Dolaysız deneyimlerin rehberliğinde bireyi, bilinçaltını ve rüyaları cephane haline getirmek.

KARGAŞA PROJESİ, BEŞ NUMARALI GÖREV: Otoriterlik ve edilgenlikle mücadele etmek için pratikteki her yalpalama anında radikal yaptırımlardan kaçınmamak.

KARGAŞA PROJESİ, ALTI NUMARALI GÖREV: Burjuva değerlerine ve sanata yönelik küçümseyici bakışı beslemek, ideolojiyi reddeden bir barbarca isyanı örgütlemek.

KARGAŞA PROJESİ, YEDİ NUMARALI GÖREV: Şimdiyi yaratmak için seferber olmak, düşlerimizi ve arzularımızı onları hapseden gelecek kaygısından kurtarmak.

KARGAŞA PROJESİ, SEKİZ NUMARALI GÖREV: Kolektiflerin şiirsel, ateşli ve şakacı olması gerektiğini bir an olsun unutmamak.

KARGAŞA PROJESİ, DOKUZ NUMARALI GÖREV: Aklı ve tutkuyu olabilecek en mükemmel biçimde birbiriyle bütünleştirmek.

KARGAŞA PROJESİ, ON NUMARALI GÖREV: Müesses nizama, otoriteye, dile, bizi hipnotik uyuşukluğa sevk eden her şeye ölümcül darbeler indirmek

KARGAŞA PROJESİ, ON BİR NUMARALI GÖREV: Herhangi bir davaya bel bağlamamak, kendi hayatını başlı başına dava haline getirmek.

KARGAŞA PROJESİ, ON İKİ NUMARALI GÖREV: Apolitik hedonizmden, cemaatçilikten, ahbap çavuşluktan uzakta konumlanmak, eleştirinin eleştirisini ihmal etmemek.

KARGAŞA PROJESİ, ON ÜÇ NUMARALI GÖREV: Kurban etmeyi, çalışmayı, suçluluğu, mübadeleyi hayatta kalmanın olmazsa olmazları olarak sunan tekno-endüstriyel sisteme karşı yıkıcı bir iradeyle direnerek hayatın tüketilmesine engel olmak.

KARGAŞA PROJESİ, ON DÖRT NUMARALI GÖREV: Özerk bireylerden oluşan topluluklarla emir ve lütufla yönetilen kalabalıklar arasındaki nitel farkı teori ve pratikte göstermek.

KARGAŞA PROJESİ, ON BEŞ NUMARALI GÖREV: Soluk alıp vermeye devam ettiğimiz müddetçe son sözün henüz söylenmediğinin bilincinde olmak.

-UYUMSUZLAR FRAKSİYONU-

http://karaisyan.blogspot.com/

kAos’n Roll Manifestosu

2010′ dan beri bir nebze olsun Ortadoğu’da boktan bir hayat yaşıyor olduğumuz gerçeğinden kurtulmamız için hayatımızı zehir eden insanlar, ideolojiler, gündemler, modalar ve türlü aptallığı ayarsız derecede tiye alarak kaçış çizgileri yaratmak dışında bir amaç gütmeyen Facebook sayfası kAos’n Roll, bir insan ve iki kedi tarafından onaylanan bir manifesto yayınladı. İşte;

” Manifestolar ortak amaç ile bir araya gelmiş bir grup insanın görüş ve ideallerini, diğerlerine tehditkar ve üstten bakan bir açı ile sunmaya yarar, akademik dilin manifestonun tehditkar dilinin önüne geçmesi anlamına geleceğinden karşı çıkılan görüşler hakkında detaylı analiz yapmaya gerek yoktur; ”Neden haklıyım?”dan çok ”Neden geri zekalısınız?” ve ”Geri zekalı olmanızın bedelini nasıl ödeyeceğinizi öğrenmek istersiniz diye bir metin yazdık.”ın özetidir. Manifestolar cooldur. O zaman bir manifesto yazalım. Manifestomuzun adı ‘Manifesto‘ olsun. Yanına başka bir kelime kullanmamıza ihtiyaç bile duymayacak kadar kendinden emin bir görüntü sergilememize yarar.

MANİFESTO

1- kAos’n Roll bir tavırdır. Fakat uzun ve anlamsız bir isim olduğundan biz o tavra kaos diyeceğiz.
2- Kaos formülize edilemeyecek bir tavırdır. Öyle ki; kaos herkeste farklı bir şekilde anlam bulabileceği gibi, bireyin farklı zamanlarında da farklı şekillerde anlam bulabilir. Kaos, kendisini açık seçik tanımlamadığı için onu metafizik ve değersiz bulan pozitivistleri geri zekalı bulur.
3- Kaos tüm üst anlatıların reddedilmesini gerektirir. Bu üst anlatılardan kasıt klasik anarşizmin Tanrı ve devlet (ve dolayısıyla hukuk) reddini onaylarken ideoloji, ahlak, bilim (unutulmazsa buna ileride değinilecek) ve tüm felsefe ekollerinin reddini de içermektedir. Kaos konular hakkında bulduğu random çözümler ve hala seks isteğine sahip olması nedeni ile nihilizmden farklılık gösterir.
4- Zeki insanların bu noktada düşünmesi gereken bireyin tüm üst anlatıları reddetmesinin imkansızlığı olacaktır. Fiziksel, bilişsel hatta biyolojik her eylem bir onaylamadır. Kaos bu çakışmanın farkında olmayı gerektirir. Kaosun red mekanizması rasyonalizmi dayanak noktası olarak kullanmadığı için bu asılı kalmış bir sorundur.
5- Kaos, çocuk tavrın onayıdır. Yetişkinlik ve getirilerini can sıkıcı olarak görür ve temel düşmanlarından biridir. Çay ve kahveden nefret eder, alkol,uyuşturucu, tursu suyu ve ota hayranlık besler.
6- Kaos eşitliğe inanmaz. Onu hiçbir anlam ifade etmeyen gereksiz bir tanım olarak görür ve karşı çıkar. 
7- Kaos anarşizmin yıkıcı tavrını içinde barındırır fakat tüm yaratımları can sıkıcı ve çelişkili bulur. Nihai hedefini açıkça tanımlayamadığı ve bu yüzden ulaşılması imkansız olduğu için bu gereksiz bir sorundur. Böyle olmasa da gereksiz bir sorun olacaktı.
8- Kaos paranın geçerli olduğu bir dünyada parayı sever. İsteklerine ulaşmak için toplumun ahlakını ve üst anlatıları reddeder. 
9- Kaos sevgisiz ve Kyrene dolaylarında hazcı değildir. Sevgisi akışkan ve tanımlanamazdır, hazzı ise bir sırtlana benzer. Sivrisineğe duyulan aşk ile dolandırıcılık arasında fark göremez.
10- Kaos seks için bireyin %25‘ten fazla kendisinden taviz vermemesini aklından çıkarmaz.
11- Kaos amacına ulaşmak için manipülasyondan çekinmez fakat içinde bir empati bariyeri barındırır. Vereceği hasar hakkında tahminde bulunup eylemini tekrar değerlendirir. Bu ’empati bariyeri’ tüm bireylerin içinde bulunduğuna inandığı bir özdür ve kaos tüm özleri reddetmeyi kendine üst anlatı edinmeyi reddeder.
12- Kaos tüm canlılığı kompleks bir illüzyondan ibaret olarak görür fakat bu onu eylemlerinden alıkonulmuş salak bir Kafka karakteri yapmaz. O daha çok gözyaşları içinde ve amaçsızca uçsuz bucaksız bir yaylada koştururken dondurmasını yalamaya çalışır.
13- Kaos insan ilişkilerinin geçici, simbiyotik ve toksik olduğunu bilir. 
14- Kaos dünyanın sonunu onaylar fakat bunun için çaba sarfetmeyi yorucu bulur.
15- Kaos İstanbul’dan, Pink Floyd’dan, sosyalizmden ve Vanessa Cage’den nefret eder, yoğun şekilde onaylanmış her şeye sonsuz bir şüphe ile yaklaşır.
16- Kaos iletişimin imkansızlığına ve iletişimin dil bilgisi ile değil kelimelerin metafizik harmonisi ile mümkün olduğuna inanır.
17- Kaos birden fazla kişiyle monogamdır.
18- Bu şekilde özetlenebilecek kaos tavrı var olan tek gerçekliktir ve aksini düşünenler geri zekalıdır. Bizim gibi düşünmeyenleri çok kötü bir gelecek bekliyor, bizden söylemesi.

yamyamlık manifestosu

Yalnızca Yamyamlık bizi birleştirir. Toplumsal olarak. Ekonomik olarak. Felsefi olarak.

Dünyanın benzeri olmayan yasası. Tüm bireyselliklerin, tüm kolektivizmlerin örtülü ifadesi. Tüm dinlerin. Tüm barış antlaşmalarının.

Tupi or not tupi sorun bu.

Tüm dinî öğretilere karşı. Ve Gracchi’lerin anasına karşı.

Yalnızca benim olmayana ilgim var. İnsanın kanunu. Yamyamın kanunu.

Tiyatro oyunlarındaki tüm o kuruntulu Katolik kocalardan bıktık usandık. Freud ve yakın zamanın psikoloji kâhinleri kadının muammasını bitirdiler.

Hakikate hükmeden, kıyafetlerdi; iç dünya ile dış dünya arasında geçirimsiz bir katman. Kıyafet giyen insanlara karşı tepki. Amerikan sineması bize bunu anlatacak.

Güneşin çocukları, yaşayan varlıkların anası. Hasret riyasıyla, coşku dolu karşılama ve sevgi: ithalat, para bozdurma ve turistler. Büyük yılanın ülkesinde.

Sebep, hiçbir zaman bir gramer yapısına ve eskiden kalma bitki koleksiyonlarına sahip olmamamız. Şehri sayfiyeden, sınır ülkesini kıta ülkesinden ayırt edemememiz. Brezilya’nın dünya haritası konusunda tembeliz.

Bir katılım bilinci, bir dinî ritim.

Konserve vicdan ithalatçılarına karşı. Hayatın elle tutulur varlığı uğruna. Bırakın Lévy-Bruhl gitsin mantık-öncesi zihniyetle uğraşsın.

Cariba Devrimi’ni istiyoruz. Fransız Devrimi’nden daha büyük. İnsanoğlunun iyiliği gereği, tüm etkin devrimlerin birliği için. Biz olmasak, Avrupa pek de önemli olmayan insan hakları beyannamesine bile sahip olamazdı.

Amerika’nın ilan ettiği altın çağ. Altın çağ. Ve bütün o kızlar.

Aynı soydan gelmek. Brezilya’nın Cariba yerlileriyle temas. Oú Villegaignon print terre. Montaigne. Doğal insan. Rousseau. Fransız Devrimi’nden Romantizm’e, Bolşevik Devrimi’ne, Sürrealist Devrim’e ve Keyserling’in teknolojik barbarlığına. Eşlik edip gidiyoruz.

Biz hiç vaftiz edilmedik. Uyku hakkımızı kullanarak yaşıyoruz. Bize göre İsa Bahia’da doğdu. Ya da Belem do Pata’da.

Kendimizi hesaba katmaksızın, mantığın doğduğunu hiçbir zaman kabul etmedik.

Rahip Peder Vieria’ya karşı. Komisyon almak için bize ilk ödünç parayı veren oydu. Okuma-yazma bilmeyen kral ona demişti ki: lafı uzatmadan bunu kâğıda dök. Böylece ödünç para verildi. Brezilya şekeri izah edilmiş oldu. Peder Vieria parayı Portekiz’de bıraktı ve bize sadece lafı kaldı.

Tin, beden olmazsa tini idrak etmeyi reddeder. Antropomorfizm. Yamyamlık aşısının gerekliliği. Meridyen çevresindeki dinlere karşı dengeyi tutturmak için. Ve dışardaki sorgulamalara.

Biz yalnızca duyan dünya nezdinde var olabiliriz.

Doğru bir intikam kodlamasına sahiptik. Kodlanmış Büyü bilimi. Yamyamlık. Tabunun sürekli olarak toteme dönüşmesi için.

Tersyüz edilebilir dünyaya ve nesnelleştirilmiş düşüncelere karşı. Kadavralara çevrilmiş. Dinamik düşüncenin sekteye uğraması. Düzenin kurbanı olan birey. Klasik adaletsizliklerin kaynağı. Romantik adaletsizliklerin. Ve içe dönük fetihlerin unutkanlığı.

Senaryolar. Senaryolar. Senaryolar. Senaryolar. Senaryolar. Senaryolar. Senaryolar.

Cariba sezgisi.

Hipotezlerin ölümü ve yaşamı. Kainat’tan gelen I denkleminden, I’den gelen Kainat önermesine. Geçinebilme. Bilgi. Yamyamlık.

Ot seçkinlere karşı. Yalnızlıkla iletişim içinde.

Biz hiç vaftiz edilmedik. Karnaval bizimdi. İmparatorluk Senatörü kılığına girmiş Yerli. Pitt’in rolünü oynuyor. Ya da Portekiz’e özgü en iyi hissiyatla Alencar’ın operalarında boy gösteriyor.

Komünizme zaten sahip olmuştuk. Keza sürrealist bir dile de vâkıftık. Altın çağ.

Catiti Catiti

Imara Notia

Natia Imara

Ipejul

Büyü ve yaşam. Parasal mülkiyet, ahlaki mülkiyet ve onursal mülkiyet ilişkilerine ve paylaşımına sahiptik. Ve birkaç gramer oyunu sayesinde gizemi ve ölümü aktarmayı biliyorduk.

Birine neyin Hukuk olduğunu sordum. Tüm olasılıkların deneyimlenmesi güvencesi diye cevap verdi. Adı Galli Mathias idi. Onu yedim.

Determinizmin olmadığı yegâne yer gizemin olduğu yer. Fakat bundan bize ne?

İnsanların Cape Finisterre’de başlayan hikâyelerine karşı. Tarihlerin olmadığı bir dünya. Yönergelerin olmadığı. Napolyon’un olmadığı. Sezar’ın olmadığı.

Kataloglar ve televizyonların dayattığı ilerleme saplantısı. Yalnızca makinelerle. Ve kan nakilleriyle.

Yelkenli gemilerin taşıdığı düşmanca yüceltmelere karşı.

Yoksul misyonerlerin bir yamyamın bilgeliğiyle tanımlanan hakikatlerine karşı, Kahire Vikontu. Bu çok tekrarlanan bir yalan.

Ancak hiçbir Haçlı bize gelmedi. Bizim yiyip yuttuğumuz uygarlıktan kaçıyorlardı çünkü biz kaplumbağalar kadar güçlü ve bir o kadar kindarız.

Yaratılmamış Evren’in vicdanı sadece Tanrı, Guaraci yaşayan herkesin anası. Jaci bitkilerin anası.

Hiçbir zaman spekülasyon yapmadık. Ama kehanete inandık. Siyasetimiz vardı, yani paylaşım bilimimiz. Ve bir sosyo-dünyasal düzenimiz.

Göçler. İç sıkıcı ülkelerden kaçış. Kentsel doku sertleşmesine karşı. Muhafazakârlara ve spekülatif usanca karşı.

William James ve Voronoff’tan. Tabunun başkalaşarak toteme dönüşmesi. Yamyamlık.

Aile babası, leylek masalının bir icadı: adamakıllı bir cehalet örneği, hayal ürünü bir hikâye ve meraklı kalabalıklar önünde bir hâkimiyet hissi.

Tanrı fikrine ulaşmak için derinden bir ateistlikle işe başlamalıyız. Ancak Caribalar hassasiyet peşinde değillerdi. Çünkü Guaraci onlarındı.

Yaratılan nesne yeryüzüne inmiş melek misali tepki verir. Musa o zamandan beri hayaller kurup duruyor. Bundan bize ne?

İki Portekizli Brezilya’yı keşfetmeden önce Brezilya mutluluğu keşfetmişti.

Yerli de tocheiro’ya karşı. Meryem’in Yerli oğlu, Catherine de Médici’nin vaftiz oğlu ve Antonio de Mariz’in damadı.

Gerçek kanıt mutluluktur.

Pindorama anaerkilliği yok.

Alışkanlığın kaynağı hafızaya karşı. Kişisel deneyim için yenilenmiş.

Somutuz. Düşünceleri kaale alır, tepki gösteririz, meydanlarda insanları yakarız. Düşünceleri ve başka tür felçleri bastırırız. Senaryolar aracılığıyla. İşaretlerimize inanmak için, araçlarımıza ve yıldızlarımıza inanmak için.

Goethe’ye karşı. Gracoların anasına ve VI. Don Juan’ın saray erkânına karşı.

Gerçek kanıt mutluluktur.

İnsanla tabuların arasında süregiden çelişkinin gösterdiği, Yaratılmamışlar ve Yaratılmışlar diyebileceklerimizin arasındaki mücadele. Gündelik aşk ve kapitalist modus vivendi. Yamyamlık. Kutsal düşmanın massedilmesi. Toteme dönüştürülmesi. İnsanlık macerası. Dünyevi son. Oysa sadece Freud’un tespit ettiği kötülükleri, o dinsel kötülükleri görmezden gelen saf seçkinler içlerindeki bedensel yamyamlığı, bir tür hayat algısını, gerçekleştirmeyi başarabilirler. Cinsel dürtünün yüceltilmesi işe yaramaz. Bu, yamyamlık dürtüsünün termometrik ölçüsüdür. Bedensel olduğunda seçicidir ve arkadaşlık kurar. Etkinlik, veya aşk. Spekülatif, bilim. Sapma yapar ve nakleder. Kesin bir iftiraya varırız. Süfli yamyamlık söz konusu olduğunda vaftiz edilmiş günahlarımız birikir – haset, tefecilik, iftira veya öldürme. Bizim, biz yamyamların, karşısında harekete geçtiğimiz, sözde kültürlü ve Hıristiyanlaşmış olanlardan yayılan veba.

Iracema diyarında Anchieta’nın on bir bin bakire şarkısı söylemesine karşı – São Paulo’nun kurucusu başpapaz João Ramalho.

Bağımsızlığımız hiçbir zaman ilan edilmedi. VI. Don Juan’dan tipik bir cümle – Oğlum, tacı başına koy, yoksa bir maceraperest bu işi yapacak! Hanedanı defediyoruz. Braganza ruhundan kurtulmalıyız, Maria de Fonte’nin buyurganlığı ve kurnazlığı.

Freud’un tanımladığı giyimi kuşamı yerinde ve baskıcı toplumsal gerçekliğe karşı – aslında karmaşığız, deliyiz, fahişeleriz ve Pindorama anaerkilliğinin hapishanesinden yoksunuz.

Oswald de Andrade, Piratininga içinde, Yıl, Sardinha Piskoposu’nun yiyildiği 374.