Menü Kapat

Kategori: manifesto (sayfa 1 / 10)

SPK – Endüstri Sonrası Strateji

Ölüm Katedralini Teşhir Etmek

Bizler hepimiz Alman Yahudileriyiz* sloganının gerçek anlamı, o insanlarla dayanışmak için söylenmiş olması değil, aslında onların olağandışı bir fenomen olmadığının da kaçınılmaz bir olgu olmasıdır. BU DURUM NORMDUR. ÖLÜM HAYATIN HER YERİNDEDİR. SPK bu durumu fetiş haline getirmez, o bu Ölüm Katedralini teşhir eder.
Strateji ‘diyalektik’ değildir. – özgürleştirme/kontrol, bilinçdışı/bilinç, sapkın/normal, seksüel/iffetli vs. gibi.
Strateji FEKALETSELDİR – durumu en uçlarına kadar götürmektir.
Strateji SEMBOLİKTİR – sistemin kendi tahammül edilemez göstergelerini kendisine karşı kullanmaktır.
Strateji ANONİMDİR – başka bir ‘yıldız’ kayması şeklindeki sınıflandırmayı reddetmektir. Norm bizleriz. Alacakaranlık bizleriz.

Endüstri Sonrası Strateji (Putların Alacakaranlığı)

Michel Foucault ‘Disiplin ve Cezalandırma’da, sosyal kontrol mekanizmalarının kapatma ve gözetlemeden, sağaltıma doğru nasıl dönüştüğünü gösterir. Suçlular ve akıl hastaları artık bir ‘geri dönüşüm’e tabi tutulmakta ve normalize edilmiş homojen vatandaşlara dönüştürülmektedir. Hem sağ hem de sol, sapkın olanı yeniden topluma kazandırmak gibi yöntemlerle bu problemlerde sorumluk almak isterler. Bizler bunu yapmamalıyız. Sosyal sapmaya olan ilgimiz, sistemin kendi hudutlarını kontrol altında tutabilme sakatlığını devam ettirmek ve genişletmek olmalı.

Başka bir kurgu da, bilinçdışını ya da ‘psişe’yi özgürleştirerek endüstri sonrası dönemin imgeselliğine (simulakra) saldırabileceğimiz fikridir. En başta, modern bilinçdışı, metafizik bir kavram olarak ele alınmalıdır. İlkel insanların bu kavrama ihtiyacı olmamıştır çünkü medeni ve ilkel düşünce arasında bir ayrıma gitmemişlerdir. Kurtuluş ya da özgürlük fikriyle ‘Efendi’nin hepimizin içinde içselleştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmış ve yabancılaşma başlamıştır. Bütün yaban, gezgin, ve sembolik süreç ‘’bilinçdışı’’ olarak adlandırılmış ve tıpkı ölüm kavramı gibi ele alınarak uygarlaştırılmıştır. Bu yapay bölünmeyi sürdüren her fikir trajik olarak meseleyi anlamaktan uzaktır. Ayrıca, bilinçdışını yaratan sosyal bir kodun da, onun içeriğini yazıp kontrol edemediğini düşünmek ahmaklık olur; tıpkı bilinçli yaşamlarımızı manipüle ettiği gibi. Aslında bu da aynı zamanda kodun kendisini devam ettirebilmesi için kullandığı en etkili yöntemdir. Psişik özgürleşme tam anlamıyla sistemin bir formudur, altmışların uyuşturucu deneylerinin de gösterdiği gibi aslında radikal bir çözüm de değildir. Bireyleri değiştirmek tam olarak toplumları değiştirmez.

Endüstri Sonrası Simulakra

Batı kültürünü Endüstriyel olarak adlandırılabilmemizin ardından birkaç on yıl geçti. 1930’ların yetersiz-tüketim krizinden itibaren, üretimin değil yeniden üretimin, eşdeğerliliğin değil mübadelenin, ürünün değil modelin hüküm sürdüğü tamamıyla farklı bir sosyal yapıya dönüştük. Artık endüstri sonrası bir dünyada yaşıyoruz: daha fazla, bütün emeğin değiş tokuş edildiği ve tekilliğini kaybettiği değil onun yerine emeğin ve boş zaman faaliyetinin birbirine girdiği bir dünyada, alınıp satılan değil, bütün kültürlerin birbirini etkilediği bir kültürde, sevginin orospulaştırıldığı değil, ama özgürleştirilmiş soğuk bir cinselliğin mecburi olduğu bir yerde ve zamanın artık para gibi biriktirildiği değil, nostalji, fetişizm ve fütürizmin karmaşık ağında kırıldığı bir dönemde…

Devam

yeni mağara adamı manifestosu

Huzuru nerede bulabilirsiniz?
Mutlak sessizliği nerede bulabilirsiniz?
Zifiri karanlığı?
Burada.
Telefon çekmiyor.
Wi-fi yok.
Televizyon yok.
Radyo yok.
Bu gerçek “underground” sound’u. (çünkü yani burası gerçekten yeraltı)
Dış etkenler falan yok.
Boş bir tuval.
Tabii aslında tamamen boş değil. Şu duvarlara bakın. Ne görüyorsunuz oraya baktığınızda? Yüzler görebiliyor musunuz? Desenler? Gerçekten orada değiller biliyorsunuz. Geceleyin gökyüzünde
akrepler, ayılar veya avcılar olmadığı gibi. Hayır, onlar unutulmuş bir mağara adamı tarafından noktalar birleştirilerek icat edilmiş resimler. Evren rasgeledir: sadece insan ona bir kalıp biçmeye
çalışır. Bir anlamı olması için.
Ama bu motifler var oldukları halleriyle de iyi değiller mi? Bir anlam çıkarmadan? Bu kadar güzel bir şeyi yapabilmek istemez miydiniz? Tabii ki isterdiniz. Ama bunu kimse yapmadı. Bu sadece oldu.
Dikitler
Sarkıtlar
Biliyorsunuz bunların oluşması 20.000 sene sürüyor.
Ben de kendimi yavaş çalışan biri sanırdım.
Geçtiğimiz yüzyılın en etkili ve kayda değer grubunun çıktığı mekanın adının The Cavern (mağara) olması tesadüf mü? Sanmıyorum.
Ve neden en iyi gece kulüpleri soluk, karanlık, alçak tavanlı bodum katlarıdır?
Cevabı kolay:
Çünkü bize burada olduğumuz zamanı hatırlatırlar… Mağarada. Yani lütfen; sizce neden rock (kaya) müzik diyoruz ki?
Her şeyin başladığı yer burası.
Ailenizin bir üyesi burada yaşamıştı.
“hayallerinizdeki ev”in aslı
Şimdi eve dönme vakti
Kaynağa dönem vakti
Sizi gerçekte kim olduğunuzdan ve ne yapmak istediğinizden alıkoyan devamlı, bitmek bilmez, anlamsız zırvalamalardan kaçmanın zamanı…
Burada oturup düşünecek yer var.
Yaşanacak yer de
İçeri buyurun. (kafaya dikkat)
Oturun.
Bir kayaya bakın.
Haydi baştan başlayalım.

Jarvis Cocker
Çeviri: Viktor Platan
karga mecmua – sayı 92

Charlie Sheen’in Hayat Manifestosu

Madde 1: Panik yok, yargılamak yok.

Madde 2: Evliliği amatörlere ve İncil tutucularına bırak.

Madde 3: Çirkin karılarıyla çirkin çocuklarının önünde yatan budalaları ve trolleri önemseme ve onların çirkin hayatlarına bak.

Madde 4: Öldürmeye hakkın  var; ancak yargılamaya hakkın yok.

Madde 5: Röportaj verme, ikazlar bırak.

Madde 6: Aşk ya da nefret. Ama bunları çok şiddetli şekilde yapman gerek.

Madde 7: Ailenden olmayan herkesten nefret et; çünkü seni yok etmek için oradalar ve bütün şekil ve biçimlerde gelecekler.

Madde 8: Ortada yaşama. O, senin boğazlandığın yerdir. Balo kraliçesinin önünde utandırıldığın  yerdir.

Madde 9: Kırgınlıklarına tutun. Onlar, saldırını körükler. Senin ölümcül, tehlikeli ve sessiz askerlerinin savaş çığlığını körükler.

Madde 10: Korkuya namlu sana çevrilmişken bak.

Madde 11: Yapman gereken tek şey, kazanmaya bağımlı olmaktır.

Kim olduğunu elbet biliyorsunuz, ancak yine de hayatı hakkında bilgi almak istiyorsanız, bkz.

21. Yüzyıl İnsanlık Manifestosu – Waking Life

Belediye binasıyla, ölüm ve vergilerle savaşamazsın.
Politikadan ya da dinden bahsetme. Bu, güvenlik hattını ihlal eden düşman propagandasıyla eşdeğerdir.
“Yere yat asker! Yere yat, asker!” 20. yüzyıl boyunca hep bunu gördük. Şimdi 21.yüzyıldayız… ayağa kalkma ve kendimizi bu fare labirentine sıkıştırdığımızı anlama zamanıdır. İnsanlıktan çıkmaya boyun eğmemeliyiz.
Seni tanımam ama bu dünyada ne olduğuyla ilgileniyorum. Yapı ile ilgileniyorum. Denetleme sistemleriyle ilgileniyorum, hayatımı kontrol eden ve hep kontrol etmeye çalışacak olan…
Özgürlük istiyorum! Tek istediğim bu!
Senin de istemen gereken bu!
Her birimize ve hepimize bağlıdır koyuverip gitmek, alt etmek hırsı, nefreti, kıskançlığı ve tabii ki güvensizliği… Çünkü bu bizi acınası ve küçük hissettiren temel bir denetleme mekanizmasıdır, böylece bağımsızlığımızdan, özgürlüğümüzden yazgımızdan isteyerek vazgeçeriz. Kitlesel bir biçimde koşullandırıldığımızı anlamalıyız.
Meydan okumaya başla şu birleşik kölelik devletine!
21. yüzyıl yeni bir yüzyıl olacak, köleliğin yüzyılı olmayacak yalanların ve önemsizliğin, sınıf ayrımının, devletçiliğin ve diğer denetleme biçimlerinin yeni yüzyılı olmayacak. Saf ve doğru bir şey için ayağa kalkan insanlığın çağı olacak.
Liberal demokratla, tutucu cumhuriyetçi sadece çöp yığınıdır. Hepsi de seni denetlemek için. Bir paranın iki yüzü gibi… İki yönetici takımı denetim için çekişmekteler! Kölelik Anonim Şirketi’nin yönetim kadrosu için.
Gerçek oralarda bir yerde önünde duruyor ama yalanlar büfesinde sergiliyorlar onu! Bundan sıkıldım. Artık yemiyorum, Anladınız mı?
Direniş boşuna değil!
Kazanacağız!
İnsanlık yeterince iyi… Biz başarısızlar ordusu değiliz!
Ayağa kalkacağız ve insan olacağız!
Gerçek şeyler için, önemi olan şeyler için kendimizi ateşe atacağız: boyun eğmeyi reddeden yaratıcılık ve dinamik insan ruhu gibi şeyler için!
Tamam.
Bu kadar söyleyeceklerim!
Şimdi sıra sizde!

Alex Jones – Waking Life

Ascetic House Manifesto

yeni bir çağ başlıyor; bilimden destek alan ve devrimi hedefleyen. futurizm, dadaizm ve sürrealizmin yolunda, dört gözle bekliyoruz. onların sanatta devrim yaptığı yerde, biz yaşamda devrim yapmalıyız. özgürlüğe giden yol her zaman ölüm tarafından sinsice takip edildi, fakat arkamızdaki sonsuzluk ile birlikte biz ölümün ötesindeyiz.

sanatın sahip olabileceği formları dikte eden kültürün yıkımından başka bir şey istemiyoruz. yaşamın sahip olabileceği formları dikte eden kültürün yıkımından başka bir şey istemiyoruz. tamamiyle dönüşmekten daha azı kabul edilebilir değil. gardiyanların değişimi yeterli değil, biz sonunda yaşamın kendisini değiştirmeliyiz. sosyal, ekonomik ve kültürel olarak kendi çevremizin doğrudan kontrolünü ele geçirmeliyiz. kendimizin dışında herhangi bir gücü tanımıyoruz, (devrimci ya da değil) kaderimizi belirleyen elitleri tanımıyoruz, politika ve hayat arasındaki ayrımı tanımıyoruz. bu kültüre karşı toplu bir saldırıdır ve ihtiyacımız uzmanlar ya da sanatçılar değil – sadece sen.

çeviri ve yorum: etilen

ascetic house

ankara anarşist kadın inisiyatifi manifestosu

Ankara anarşist kadın inisiyatifi her türlü otoriteyi ve iktidarı reddeder.

Özsavunmayı ve özörgütlülüğü yöntem olarak benimser.

Ataerkiye karşı yapılan, şiddet içeren ya da içermeyen tüm eylemlerin vicdanen meşru olduğunu kabul eder.

Bedensel bütünlüğümüzü ve yaşam alanlarımızı tehdit eden bütün unsurlara karşı antifaşist mücadeleyi esas alır.

Tek tipleştirip, bizi bize yabancılaştırdığınız düzeninize karşı isyanımız var. Kaldırımlarda toplanıp, beton dökülmüş zihinlerinizi ve siz efendilerin huzurunu bozmaya geliyoruz. Biz oyundan dışlanmış çocuklar! Oyunu bozmaya, oyununuzu karartmaya geldik.

Ordularınıza, bayraklarınıza, silahlarınıza ve ardına saklandığınız üniformalarınıza karşı küçük bir çocuğun sapanı olduk. Mülklerinizi ve yozlaşmış ahlak inancınızı yıkacağız! Hiçbir kadınsal deneyimin erk hegemonyasına ait olmadığının bilincindeyız. Kadınlığını tanımlayan herkesin ağacıyız. Sizin hayatınızı çeşitlendiren “renkler” değil, hayatın ta kendisiyiz. Ne doğduğumuz bedene sıkışıp kalacağız, ne de sizin gri yaşamınızı giyineceğiz. Görmek istemeyeceğiniz her yerde lgbtiq’ler olarak sesimiz her zaman kulaklarınızı tırmalayacak. Süslü vaatleriniz ve sahte sözleriniz sizin olsun. Sesinizi kısacak, tanımları yeniden yapacağız. Her zaman, her yerde, müdahale gerektirecek bir olayda şiddete başvurmaktan kaçınmayacağız. Kahkahalarımız erk zihniyetlerinize bir yumruk kadar yakın olacaktır. Ödünüzü tutun, patlatacağız!

Üzerinde yaşadığımız bu yerküre ve yaşamlarımız, sisteminizin çarkını döndürecek birer “kaynak” değildir. Her gün daha fazla tüketen, kendi kabuğuna çekilmiş, suya sabuna dokunmayan yalnız insanlar olmayacağız. Mezbahaneler, sirkler, çiftlikler birer işkencehaneyken topyekün bir özgürleşme mümkün değildir. Sömürünün makyajı olan; renkli reklam panolarınızda dönen afili sözleriniz, tecavüzcü zihniyetiniz, türcülük ve cinsiyetçilikle bezenmiş söylemleriniz, yaşamlarımıza karşı birer saldırıdır. Köklerimizi aldığımız toprağın her zerresine bastınız. Yüzsüzlüğünüz hükmünüze kılıf değildir. Ne kadar basarsanız o kadar oradayız. Rahat olmayın rahat uyumayın!

Biz dayanışmayla kavgamızı büyütürken, bu yeryüzünde hiçbir sınır göremiyoruz. Bir botta karşı kıyıya geçmenin hayali, yaşamı devam ettirmenin tek koşuluyken, çadır kentlerde gelecek belirsizken, buraların yerlisi olmayı kabul etmiyoruz. Buralarda ve oralarda göçmeniz, mülteciyiz, her ülkenin yabancısıyız. Pazarlarda satılan ezidi kadınlar gibi bıçağımız koynumuzda, öfkemiz kınında bileniyoruz.

Devletler eliyle çizilmiş sınırların mücadelemizde ve vicdanımızda hiçbir hükmü yoktur. Hayalini kurduğumuz özgür bir yaşamın şu anda bambaşka yerlerde filizlendiğini görüyoruz. Dünyanın herhangi bir yerinde, tam da şimdi kürdistan’da olduğu gibi yaşamları için direnenlerin, devletin mutlak otoritesine karşı başka bir yaşamın mümkün olduğunu gösterenlerin mücadelesini yükseltmek sorumluluğumuzdur. Demokrasi adı altında bize yutturmaya çalıştırdığınız zırvalıkları değil, özyönetimi mücadelemizin temel bir unsuru olarak görüyoruz. Sözümüz ve kavgamız devletlerin katliamcı yüzlerinin teşhiridir.

Size bir taş sözümüz var:

Bizler ruhları unutkanlaşmamış olanlar,

Yer ve gök arasında yaşamı kuranlar,

Kavgayı büyütmeye ve her türlü tahakkümü yıkmaya kararlıyız.

Sözümüz avcunuzdaki yumruğumuz sayılsın.

Kursağımızdaki hiçbir düğüm içeride kalmayacak!

Öfkemiz sözümüze tanıktır.

Ne babamız devlet, ne anamız toprak

Soyadımız yok adımız isyan!

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.