4. TEBLİĞ: Dünyanın Sonu

ANARŞİST ONTOLOJİ İŞTİRAKİ resmen “Dünyanın Sonu”ndan bunaldığını beyan ediyor. 1945’ten bu yana kanonik türevi bizleri Karşılıklı Muhakkak İmha korkusuyla sindirmekte ve süper kahraman politikacılarımız (ölümcül Yeşil Kriptonit’le baş edebilecek yegâne kişiler) karşısında ağlayıp sızlanan köleliğimiz için kullanılageldi. Yeryüzündeki tüm yaşamı yok edebilecek bir yol icat etmiş olmamızın anlamı ne? Pek bir şey değil. Bunu kendi

Toplumsal Tip Olarak Çocuğun Sinemada Temsili

Çıkış noktamız bu kez Jean-Pierre Faye’ın oldukça sıcak ama bir o kadar da ağır felsefi bir karakter taşıyan bir Heidegger metni… Daha doğrusu günümüzün bazı Fransız düşünürlerine yönelttiği bir suçlama metni bu… Diyor ki, sadece Nazizme “yandaş” olmanızın tescil edilmesi yetmez –onun karşısında duyduğunuz bir “korku”, bütün tekilliğiyle, felsefenin ve toplumsal hayalgücünün amplifikasyon etkisiyle artarak,

Güzel Şeyler Ancak Bir Kötülükten Çıkar

Tam da, 39-38 insan yılı önce, Ankara’daki devlet’in dışında ve Anadolu’nun Avrupa yakasında, kakışmalı seslerle örülmüş logaritmalı bir şiir üzerinde kendimce duruyordum. – Evet, düşünce ve şiir iç içe geçmiştir. Birbirine kenetlenerek çırılçıplak ayakta sevişen ve çift kıçlı bir toplum olan iki insan gibi! Hangisi şiir, hangisi düşünce? Ayıramazsın! Ve, burada Çanakköy’de, bütün gün, bizim

İyinin ve Kötünün Ötesinde

Kötünün altında yatan asıl soru şu: İyi nedir? Benim felsefem tamamen bu soruya cevap verme çabasının sonucu. Ben iyiyi, (çoğul halde) “hakikatler” olarak adlandırıyorum; bunun karmaşık sebepleri var. Bir hakikat, somut bir süreçtir: bir karşılaşma sonucunda, genel bir isyan veya şaşırtıcı bir buluş sonucunda yaşanan büyük bir altüst oluşla başlayıp, bu şekilde tecrübe edilen değişime

İran Sineması ve Kadın

İran sinemasında yalnızca kadının varlığı konusunda değil, İslam’da aslında yasak olan “imajın” varlığını tartışmanız gerekir önce. Yoksa hiçbir kültür kadınlara “dayanamaz” –muhakkak çekicilikleri ve birtakım güzellikleri, işveleri vesaire vardır onların. İşte Mahmalbaf’ın Kandahar filmine bakın –ne diyordu? İmajları olmayan ülke. Niçin? Çünkü kadınlarını burkalara kapatmış. Bu sosyo-politik gerçeklik yine de filme bir paradoks olarak yansımış

bir zamanlar bir yaşam diliminde

Saman balyalarını bağladığım tarlanın kuzeyine düşen az ilerideki alçak bir tepede başladı her şey. Bu tepede kendi kaderine bırakılmış üç armut ağacı vardı, ikisi yapraklarla kaplı, biriyse grileşmiş gövdesiyle çıplak ve ölüydü. Arkalarında kocaman, ak bulutlu mavi bir gökyüzü vardı. Daha önce hiç dikkatimi çekmemiş bu küçük görüntü, birden gözüme çarpıp mutlu etti beni. Sokakta