solaris eleştirileri

Dün Sizov, Merkez Komite Kültür Bölümü, Demiçov’un bürosu, komite ve yönetim kurulu gibi değişik mercilerin Solaris’le ilgili yaptığı yorum ve eleştirileri dikte etti. Bu gözlemlerin otuz üç tanesi hakkında tuttuğum notlar var. İşte buradalar. Bunlardan çok var. Bunlardan etkilenmiş olsaydım (bu aslında pek mümkün değil) filmin tümü mahvolurdu. Bu, Rublev’de olduğundan daha absürd oldu. Yorumlar

Salo Ya Da Sinemanın Yüz Yılı

Hatırlayalım: PPP bu filmi 1975 yılında, Hayat Üçlemesi’nin (Decameron, Canterbury Hikayeleri ve Bin Bir Geceler) ardından “nihai filmi” olarak çekmişti. Ahlaki düzen bütün kıtalarda sarsıldı. Yeniden her izlenişinde bu film insanda psikanalistlerin anlattığı “bastırılmışın geri dönüşünü” yaşamadan edemez. Diyorlar ki “katlanılamaz” olmaktan çok, “neresinden tutulacağı asla belli olmayan” bir film bu. Ancak “pusuya yatarak” seyredebilirsiniz

ilhan mimaroğlu – diskografya

Elli tane uzunçalan plağın sıralandığı aşağıdaki liste, musiki tarihinin başlıca evrelerini izlemektedir. Elli plaklık bir koleksiyonun tamamlıktan çok uzak bulunduğunu belirtmek bile gerekmez ama, böyle bir koleksiyonun bir “musiki tarihi antolojisi” değeri taşıyacağına ve ilerdeki eklemeler için bir temel sağlayacağma inanıyoruz. Plakların seçiminde bir yandan hem yorum, hem de yapım nitelikleri gözetilmiş, öte yandan birkaç

arzunun bir başka yüzü

Kollarında bir ada buldum, gözlerinde bir ülke, zincirleyen kollarında, yalancı gözlerinde. Kır yık del geç öte yakaya. Jim Morrison Arzu. EROTİK ARZU. Erotik nitelemesinin cinsel’den daha uygun olduğunu düşünüyorum, o kadar indirgemeci değil zira. Arzu karşılıklı (iki kişi arasında) olunca, şehvet hatta libido kavramları geçerliğim yitirir; çünkü her ikisi de tanımları gereği tekildir, ikili değil.

hukuk modeline karşı

Foucault hiçbir zaman yazmayı bir amaç olarak görmedi. Onu büyük bir yazar yapanın tam da bu olduğunu söyleyenler haklıdırlar. Onlar, Foucault’nun yirmibeş yılı aşkın bir zamana yayılan eserinin güzergahlarında şen bir bilimin yolaçtığı kahkahaları bastırmasız, özgürce ve sakınmaksızın savuranlar olabildiler: Foucault’nun öncesinde Spinoza ile Nietzsche’yi, sonrasında ise Deleuze’ü ve yeni bir düşünür kuşağım bu kahkaha

türkiye’nin linç rejimi

her geçen gün normal bir şeymiş gibi davranılmaya başlanılan linç kültürü üzerine bir şeyler karalamak niyetindeyken akla gelen tanıl bora’nın türkiye’nin linç rejimi eserinin giriş yazısını hatırlayıp paylaşmak istedik — Linç, 2008’de yitirdiğimiz sözlük ustası Ali Püsküllüoğlu’nun Türkçe Sözlük’ünde şöyle tanımlanır: Halktan bir topluluğun, bir suçluyu ya da kendilerine göre suç olan davranışta bulunmuş birini