Görünmezlik Peşinde

Bir süredir birçok insanın fotoğraf veya hareketli görüntü temsillerinden fiilen kaçınmaya başlaması, kamera merceklerinden uzak durmaları dikkatimi çekiyor. İster güvenlikli sitelerdeki veya elit tekno kulüplerindeki kamerasız alanlar olsun, ister röportaj taleplerini geri çevirenler, ya da kameraları parçalayan Yunan anarşistler veya LCD televizyonları kıran yağmacılar, insanlar mütemadiyen izlenmeye, kaydedilmeye, teşhis edilmeye, fotoğraflanmaya, taranmaya ve görüntülenmeye etkin

yığın

İnsanların oluşturduğu bütün yığınlar, bir araya toplanmış şeylerden oluşur. Meyve ya da tahıl yığınının bir’liği bir faaliyetin sonucudur. Bunların toplanmasıyla ya da hasadıyla pek çok el meşgul olmuştur. Bu ürünler belirli bir mevsime bağlıdır ve mevsimlerin öylesine belirleyici önemleri vardır ki yılın bölümlere ayrılmasının en eski tarihlisi bunlardan türetilmiştir. İnsanlar toplamayı başardıkları çeşitli yığınlar nedeniyle

kitap nedir?

“Kitap”, eski Yunancada “byblos” nedir? Söylemek gerekirse kitap, ille de Gutenberg’in icadına ve onun tarihsel yayılmaz sürecine doğrudan başvurmasak bile, modern çağın bir olgusudur. Gılgameş destanı da, Hesiodos’un “İşler ve Günler”i de kitap değildi. Ne de Rigveda, Upanişadlar kitaptılar. Eflatun da Aristoteles de “kitap” yazmadı. Kutsal metinler ise salt “kutsal” olmalarından, yani Tanrı kelamını temsil

Düşünmek, Hissetmek, Algılamak

Sanatta asli olan ne vardır? Burada bu soruyu genel olarak değil, sanatın maddiliğine, hatta doğrudan doğruya malzemesine ilişkin olarak ortaya atacağım: malzeme sanatta “asli” midir, onun esasına mı aittir, gerçekten? Ya da sanat, üretildiği malzemeye, teknikler bütününe, sözgelimi heykel için taşa, plastiğe, kile, mermere, tahtaya indirgenebilir mi? Edebiyat sözcüklerden, söz dizimlerinden mi oluşuyor? Resim bir

Gece nerede, hangi anda başlar?

Gece nerede, hangi anda başlar? Buna hangimiz karar verebildi? Gecenin geleceği, geldiği, indiği, sardığı, gömdüğü, hep birer benzetim olarak, söylenebilir; gecenin üzerimize kapanmakta olduğunu, bizi ezeceğini hepimiz gördük. Hangimiz, kaçınılmaz olduğu bilinen şeyler karşısında bile, kendini biraz daha aldatmaktan, bu kaçınılmazdan kaçılabileceği, belki de bu korkulanın başa hiç gelmeyeceği umuduna —bütün boşluğunu bilerek— kapılmak çocukluğunu

Andre Kertesz: Okumaya Dair

Kertesz’in On Reading (Okumaya Dair) adlı kitabında yer alan altmış fotoğrafın her biri, belirli bir portre ile yarıda kesilmiş. bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz, belirli bir hikayeden oluşur. Bereket versin, imgelerin hiçbirini sözcüklerle tarif etmek mümkün değildir. Görünümlerin kendi dili vardır. Yine de, kitabın sayfalarını çevirirken ve birbirini izleyen imgelere bakarken daha önce hiç farkına varmadığım