murat beşer – yoldan çıkmış simalar

elinizdeki kitap, “ben yazmazsam hiç kimsenin yazmayacağı şey ne olabilir?” diye kendi kendime sorduğum sorunun yanıtı olarak şekillenmeye başladı. işte ondan sonradır ki, bir günden diğerine ıkına sıkına geçen, özgürlüğüne ölümüne düşkün, bilinçli ya da bilinçsiz boyun eğmeyen, hizaya girmeyen, toplumun kendisine biçtiği karikatür rolü kabul etmeyen portreler düştü aklıma bir bir. şaşaaya, sınıf atlamaya,

Hepimiz çukurdayız

Canı sıkılıyordu köpeğin sırf doğdu diye yaşıyor,aynı benim gibi (s.9) İnsan günlük yaşantısını tamamen  alışkanlıklar ile tamamlıyor. Bunun dışında hayatı ve anlamı kavramadan sürdürüp ölüp gidiyor. Platonov  hikayesi Sovyet Rusya’da geçse de bize sadece bir ideoloji altında yaşayan insanların bu eğilimde olduğunu göstermiyor aynı zamanda bizim şu an yaşadığımız dünyaya da ışık tutması bakımından önemli.

ruj lekesi – soundtrack

o dönem bir kuşku, kaos, öfke, tedirginlik, çelişki ve son olarak neşe dönemiydi – evet neşe. tarihiniz paramparça yerde duruyordu ve onun parçalarını yerden almak veya onları öylece bırakıp çekip gitme tercihine sahiptiniz. hiçbir şey önemsiz değildi. her şey bir bütüne aitti ve bütün, nasıl yaşamak istediğinizle bağlantılıydı: tarihin bir öznesi mi yoksa nesnesi mi

arabeskfanzin

bitirim bir tavırla girmeyi elbette isterdik, lakin serde kadınız. kadınlığın verdiği naifliğe defalarca yenilmiş duygusal balıklarız. her ne kadar müslüm dinliyor olsak da, otobüsteki kızınçantasını dakikalarca dikizleyecek kadar adam zıttıyız. bu işe kalkıştığımızdan beri, yaklaşık 2 senedir, günün 5-6 saati adamız. başının üstünde çatı değil, gökyüzü taşıyanlardanız. ganyan bayiinin önünde küfrettiğinin daha sabahında kuşlarını yemleyen

kaya ulusay – zamansız

“yaşadıkları hayatın aslında hiçbir nabız belirtisi göstermeden sürüp gittiğini farkettiklerinde her şey çok geç olacak,” diye düşündü barbaros. ofiste çalışanları göz ucuyla izlerken, “sistemin içinde, sisteme karşı ama sistemden kopamayan bir zavallıyım ben,” dedi kendi kendine. yanlışı gören ama haykıramayan bir korkaktı belki de. etilen’i tam zamanlı bir proje/iş gibi olduğu gerçeğini düşünen insanlar bizi

marguerite duras – moderato cantabile

çocuk, omzunda hafifçe sallanan küçük okul çantasıyla demir kapıyı itti, sonra parkın girişinde durdu. çevresindeki çimenleri dikkatle inceledi; ayak uçlarına basarak, dikkatle, yavaşça yürüdü, yürürken korkutup kaçırabileceği kuşları asla bilemezdi insan. gerçekten de, bir kuş havalandı. çocuk gözleriyle kuşu bir süre takip etti, kuş bu sürede gidip yandaki parkta bulunan bir ağaca kondu; sonra çocuk