Menü Kapat

Kategori: kitap (sayfa 1 / 26)

hüseyin kıran – madde kara

bazen bana kelimeler geliyor
gudubet, karmaşa, alkış azamet
kendiliğinden geliyor açılıyor evler
yorgun kahvaltılarıyla kadınları evlerin
çay sarhoşluğu, ovalanmış beşik, eterli dantel
hoş şeyler sunuyor kelimeler; tanrısal!
aklım almıyor
-donuk doğrularım var benim

kullan at çağında yaşıyoruz. estetik, kalite ve uzun ömürlülük her zaman geri planda. önemli olan hız. hızlıca tüketebilmek. tüketmek. dolayısıyla aksi yönde ilerleyenler ve üretimleri her daim dikkatimizi çekti, çekiyor, çekecek.

nereye varmak istediğimizi anladınız. madde kara. hüseyin kıran’ın “kült” diye nitelendirilen şiir kitabı. 13 yıl önce metis basmış. kendisinin ayrıca ilk kitabı. sel yayıncılık üşenmemiş tekrar basmış. hem de oldukça özenli basmış. kapağından tipografiye madde kara’ya birebir yakışmış. üstüne bir de baskıyı numaralandırmaları ayrı takdir toplamış. (kitap numaramız: 0982)

kıran üniversiteyi bırakmak ve on yıl cezaevinde kalmak zorunda olan biri. madde’nin neden kara halinde olduğuna bir cevap gibi. edebiyat tarihçisi ya da eleştirmeni değiliz. dolayısıyla onların söyleceklerinden uzak kitabın hissettirdikleri hakkında yorum yapabiliriz. yalınlığından bahsedebilir aynı zamanda derinliğiyle sizi alıp götüreceğinden söz edebiliriz. her sayfada vakit geçireceğinizden, o kadar hızlı tüketmek istemeyeceğinizden emin olabiliriz. varsayımlarımızın sayısını arttırmaya gerek kalmadan umuyorum kitaba ulaşıp göz atmanızı sağlayabiliriz. çünkü son varsayımımız, pişman olmayıp aksine teşekkür edebileceğiniz.

madde kara
hüseyin kıran
Sel Yayıncılık
2017, 75 sayfa
ISBN 978-975-570-879-9

todd may – şiddetsiz direniş

insanlar tökezledikleri vakit devlet yardımından yararlanamayacaklarının bilincindeyse, muhtemelen baskıdan ziyade korkuyla hareket ederler. bu durumda kişi, elindekileri muhafaza etmek ve böylelikle de toplumda diğerlerine katkıda bulunmaktansa kendi kaynaklarını kendi güvenliği için kullanmak zorunda kalır. dolayısıyla bu korku, toplumsal dayanışmayı aşındırır; bireyciliğin artmasına katkıda bulunur. insanlar başkalarını ortaklaşa toplum yoldaşları olarak değil, kendi imkanları için rekabet eden kimseler olarak görerek imkanlarını buna göre idareli kullanır.

çevremizi saran ve hayatlarımıza nüfuz eden çok sayıda baskıcı kurum ve faaliyetleri nasıl alaşağı edeceğimizi sormak yerine, altlarını nasıl oymamız gerektiğini sormalıyız diye bitiyor kitabımız. yine ismini vermek isteyen bir takipçimiz tarafından iletildi. siz de isminizi vermeden paylaşmaya devam edebilirsiniz zira muhakkak okunması gerekenler listesinde.

todd may – şiddetsiz direniş (.pdf)

sonsuz dikkat dağınıklığı

bu sürede iletişim ve enformasyonun yaratıcı kapasitesi yavaşça fakat kesin olarak tükenir. her yeni iletişim ve enformasyon aracından, örneğin elektrikten (“elektrik perisi!”; elektrik artı sovyetler!”), ardından telefon, radyo ve televizyondan mucize beklendi: gündelik hayatın biçimini değiştirmesi. sanki bu değişim bir araçtan ya da aracından kaynaklanablirmiş gibi. bu araç ya da medya, olsa olsa dolayımlayıcı işlemden önce var olanı ya da bu işlemin dışında cereyan edeni aktarabilirler. günümüzde iletişim yansıtıyor, ne daha fazla, ne daha az. bu araçların çoğalmasının ve karmaşıklaşmasının sonucu ne oldu? gündelik hayat başkalaşacağına, tersine, mevcut haliyle gündelik hayat, yani belirli, tek başına bırakılmış, ardından da programlanmış gündelik hayat iyice yerleşti. bunun sonucunda, kamusalla özeli birleştirmeden karıştıran, ayırt etmeden ayıran bitmek bilmez bir mübadele içinde kamusalın özelleştirilmesi ve özelin kamusallaştırılması (reklamı) meydana geldi ve hala da böyle sürmekte.

“gündelik yaşamda sosyal medyaya odaklanmak” kitabın alt başlığı. sosyal medya terimini kendi içimde sosyal olmayan medya mı var diye sorgularken yazar dominic pettman’ın da aynı soruyu sorması şahsen kitap ile yakın ilişki kurmamı sağladı. ardından dikkat dağınıklığı konusunda da sosyal medya öncesinde neye odaklanmıştık da şimdi dikkatimiz dağıldı önermesi ise ayrıca alkış topladı.

konuyu daha fazla dağıtmadan adından da anlaşılabileceği gibi hepimizin içinde bulunduğu durumu tartışıyor kitabımız. muhtemelen siz de bu yazıya sosyal medya aracılığıyla ulaştınız. etilen’in uzun süreler derdi olan televizyonları bile geride bırakan bu mecraların yarattığı yeni ilişki biçimleri üzerine oldukça geniş bir kaynakça ve referanslar ile kısa bir özet geçmiş dominic. sonunda da okuduğunuzda akıllı telefonunuz ve bilgisayarınız aracılığıyla yaptıklarınızı sorgulatan leziz bir eser ortaya çıkarmış.

gezegenin ve ülkenin başı dertte iken pek çoğumuzun kafamızı sosyal medyaya gömmeyi tercih ettiği günümüzde arada da olsa kafanızı kaldırmayı ihmal etmeyin. karanlığın var olmadığı yerde buluşacağız.

Sonsuz Dikkat Dağınıklığı – Gündelik Yaşamda Sosyal Medyaya Odaklanmak
Dominic Pettman
Türkçesi: Yunus Çetin
Sel Yayıncılık
2017, 126 sayfa
ISBN 978-975-570-874-4

ekolojinin kızıl hattı

bazı yeşiller (onlara dindarlar diyeceğim), insanın doğal süreçlere müdahalesinin sebebi sanki insanların kötülüğüymüş, sanki “iyi yürekli doğa ana”ya sevgiyle muamele etmek gerekiyormuş gibi bir mantık yürütüyorlar. bu budalalıktır. bütün canlı varlıklar doğaları gereği doğayla mücadele halindedir. hepsi yer, yutulur ve birbirlerini yenilgiye uğratırlar. hepsi de çevreleri üzerinde etkide bulunur, bu çevreden beslenerek onu değişikliğe uğratır. insana özgü olan şey, onun sınırsız öğrenme kapasitesidir. doğası gereği doğal değildir o. ancak toplumsallaşmasıyla insan olur. toplumsallaşma olmaksızın doğal, doğuştan gelen kapasitesi de yoktur. kendisini çevreleyen doğayla uyum içinde yaşayacak şekilde genetik olarak programlanmış değildir. ancak -başka türlerden farklı olarak- insanın, hayat tarzının doğanın bütünlüğüyle uyumlu hale gelebilmesi için, doğanın ona yasak etmediği doğal döngülere müdahale imkanlarından bazılarını kendine yasak etmesi gerekir.

andre gorz’dan 8 yıl önce bahsetmişiz, daha fazla bilinen kitabı “iktisadi aklın eleştirisi” ile. kendisi bu arada aslında gerard horst, andre gorz eserlerinde kullandığı takma isimlerinden birisi gibi bir gereksiz bilgi de verelim. hangi ismi seçerseniz seçin kendisi jean-paul sartre’ın ekibinden çıkma çağın önemli düşünürlerinden biriydi. devrim, gündelik hayat, iktisat, üretim, faydacılık ve ekolojik politika üzerine ciddi katkıları bulundu.

kitabımıza dönecek olursak da ekolojinin kızıl hattı kendisinin erich hörl, thomas schaffroth ve vladimir safatle ile yaptığı 3 mülakatı içeriyor. geçenlerde “yazamayan insanların, okumayan insanlar için makaleler hazırlamak amacıyla düşünemeyen insanlarla röportaj yapması” gibi bir bildirimimiz olmuştu. bu kitap ise o bildirimin tam zıt konumunda duruyor.

günümüz ekonomisi ve gündelik hayatını etkisi altına alan neoliberal dünyada alternatifler üzerine kafa yormak isteyenler için zihin hapı niteliğinde. mücadeleye devam diyenlere nefes aldıracak bir eser. kitaplıklarda yer almalı.

Ekolojinin Kızıl Hattı – Mülakatlar
Andre Gorz
Türkçesi: Nihan Özyıldırım
Sel Yayıncılık
2017, 101 sayfa
ISBN: 978-975-570-871-3

geceyarısı kitapları

kitapları genelde tek nefeste okumayı ve okurken bölünmemeyi tercih edenlerdenim. verilmek istenilen mesajın ve kitap ile okuyucu arasında kurulan bağın gündelik hayat kaygıları ile bölünmesi kanımcı etkiye ciddi anlamda azaltıyor. kitap uzunluğu bunu başarma konusunda ciddi bir öneme sahip olmak ile birlikte sel yayıncılık geceyarısı kitapları isimli yayın dizisi burada yardımcı olan ve takdir ettiğimiz tarafta. eserlerin seçilmişliği, uzunluğu ve tasarımı ile kitaplıkta özel bir yerde durmayı hakediyor. son dönemde okuma fırsatımız olan bu diziden 3 eser okuyacaklarınız listenizde ön plana çıkabilir.


Francis Picabia – Sonradan Görme İsa

felsefemizin bizi inandırdığından
çok daha az
şey vardır
dünyada.

bildiğiniz gibi dada denilince akla gelen isimlerden biri francis picabia. sonradan görme isa ise dadacılığın en önemli metinlerinden biri olarak görülüyor. 1920 yılından gelen ama bir şekilde güncelliğini koruyup sizi kışkırtmaya ve rahatsız etmeye devam ediyor. otoriteyi reddediyor olsak da bu metini şiddetle önermekte bir sakınca görmüyoruz.

sonradan görme isa

honore de balzac – sarrasine

engeller yüreğimdeki aşkı körüklüyor.

bu sefer biraz daha geri gidiyoruz zira balzac bu eseri 1830’da yayınladı. öykü içinde öykü barındıran farklı kurgusuyla, aşk, cinsel kimlik ve sanatsal yaratının doğası, hadımlık ve yazıldığı yıla göre değerlendirildiğinde oldukça çarpıcı bir eser. fransızcası okunduğunda eminim çok daha farklı bir etki yaratacaktır. edebiyat tarihçilerine duyrulur.

sarrasine

emile zola – kim nasıl ölüyor?

para ölümü zehirlediğinde, ölümden ancak öfke doğar. tabutların üzerinde dövüşülür.

ülkemizin mağlum gündeminde maalesef farklı şekillerde olmak ile birlikte ölümler ciddi bir yer kaplıyor. fakat daha da üzücü olan zola’nın 1883 tarihinde bahsettiği eşitsizliğin hala ve etkisini fazlaca hissettirecek devam ettirmesi. paranın ve gücün egemen olduğu bir dünyada aristokrat, burjuva, esnaf, işçi ve köylü ailelerinin ölüm döşeği, cenaze töreni ve yas sahneleri… üstüne sözümüz yok.

kim nasıl ölüyor?

eduardo galeano – tepetaklak

Ders Programı

– Tersine Dünya Okulu
Örneklerle Eğitmek
Öğrenciler
Adaletsizliğin Temel İlkeleri
Irkçılığın ve Cinsiyetçiliğin Temel İlkeleri

– Korku Okumaları
Korku Eğitimi
Korku Endüstrisi
Biçki Dikiş Kursları: Ismarlama Düşman Nasıl Hazırlanır?

– Etki Semineri
Alıştırmalar: Hayatta Nasıl Zafere Ulaşılır, Nasıl Dost Edinilir?
Faydasız Kötü Alışkanlıklara Karşı Dersler

– Dokunulmazlık Sahibi Sınıflar
Vaka İncelemeleri
İnsan Avcılarının Dokunulmazlığı
Gezegen Yok Edicilerinin Dokunulmazlığı
Kutsal Otomobilin Dokunulmazlığı

– Yalnızlığın Pedagojisi
Tüketim Toplumu Okumaları
İleri İletişimsizlik Dersleri

– Karşıokul
Binyıl Sonunun Vaadi ve İhaneti
Çıldırma Hakkı

“bu kitap ağustos 1998’de tamamlandı. günlük gazeteleri takip ederek güncelleyiniz” diyor eduardo galeano kitabının sonunda. yaklaşık 2 yıl önce aramızdan ayrılan uruguaylı yazar latin amerika solunun edebiyat kanadındaki en önemli isimlerden biri olarak görülüyor ki böyle düşünenlere katılıyoruz.

yazımızın konusu olan “tepetaklak – tersine dünya okulu” adlı kitabı ise bunun en güzel örneklerinden biri. latin amerika üzerinden örneklerle dünyanın nasıl bir kimliğe büründüğünü özetlemiş galeano 1998 yılında. kitabı günümüzde okuduğumuzda ise iki şey dikkatimizi çekiyor. birincisi varsayımlarının ve öngörülerinin büyük ölçüde yaşandığını, ikincisi ise yazdıklarının hala günümüz dünyasında geçerli olduğunu; dolayısıyla çok fazla ilerleme kaydedememişiz ve dünyanın hala tepetaklak.

yazının başında gördüğünüz ders programı ile akıyor kitap. tezler kanıtları ve örnekleriyle birlikte ortada. bir de yanında jose guadalupe posada’nın harika gravüleri mevcut. dünyanın durumunu ve yaşanan vahşeti okumak moralinizi bozabilir ama ülkemizde yaşanan saçmalıkların büyük kısmının da kendimize özel olmadığını görmek sizi rahatlatabilir. aynı zamanda umutsuzluk da yok tersine dünya okulunda aksine cesaretin önemini vurguluyor galeano;

yaşamak, ayakta kalmak; bu küçük bir zaferdir. capcanlı kalmak; vedalaşmalar ve cinayetlere rağmen neşeli olabilmek… sonunda acıya alıştık. ve neşe elemden daha fazla cesaret gerektiriyor.

birçok konuda latin amerika ülkeriyle aynı sınıflandırılıp aynı sepette yorumlandığımız bir gerçek. dolayısıyla bizede dair  bir okuma aslında. tersine dünya, tersine ülke ve düzeltmek için gerekli olan cesaret. hepsi elimizde. yola kitabı okuyarak koyulabilirsiniz.

Tepetaklak – Tersine Dünya Okulu
Eduardo Galeano
Türkçesi: Bülent Kale
Sel Yayıncılık
2017, 350 sayfa
ISBN: 978-975-570-859-1

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.