kutu adam

“bakmakta” sevgi vardır, “bakılmakta” ise nefret. insan bakılmanın sancısına dayanabilmek için sırıtır. fakat hiç kimse sürekli “bakan” olarak kalamaz. “bakılan” kendisine bakmakta olana dönüp bakarsa, “bakan” “bakılanın tarafına geçmiş olur. kobo abe. arka sayfada japon edebiyatının en sıradışı yazarlarından biri olarak tanımlanmış. o kadar hakim değiliz, dolayısıyla yorum yapamayacağız. ayrıca görülmek ve görülme arzusundan bahsetmiş.

voltaire – candide

… bazı bölgelerde yaşayanların yarısı kafayı yemiş, birkaçındakiler de fazla kurnaz, diğerleri genel olarak biraz nazik, biraz da safçaydı. bazılarında ise insanlar hazırcevap olmaya çalışıyordu ama hepsinde de en önemli meşguliyet aşktı. ikincisi dedikodu, üçüncüsü ise saçma sapan konuşmak. size voltaire’i tanıtacak değiliz. karşınızda 1759 yılında yazılmış bir eser var. candide yani saf, temiz kalpli

michel del castillo – gitar

çünkü aşmak zorunda kaldığı güçlükleri yalnızca yazarın kendisi bilir; yapıtın ortaya çıkmaya başladığı ilk haliyle bitmişi arasında katetmesi gereken mesafeyi yalnızca o ölçebilir. bu yapıtı, başka yapıtlardan daha çok ve kutsallıkla ilgili olmayan başka nedenlerden dolayı sevebilir: tıpkı bir annenin kendisine en çok üzüntü veren ve onu kaygılandıran çocuğunu yeğlemesi gibi. yazarın önsöz yazdığı ve

tekme tokatlı şehir rehberi

nerede sakladın onca gizli şeyi? insan dolup taşmaz mı bir yerlerden diye hayret ettim. ayrıca psikolog dedi ki, saklayınca olurmuş böyle şeyler zaten. insan tuvalet gibi geri tepermiş. öncelikle öykü denildiğinde bizim aklımıza ilk olarak ustalardan istvan örkeny gelir diyerek kendisinin bir dakikalık öykülerini hatırlatmak isteriz. sonrasında ise haftanın kitabına. karşımızda öyküleri daha önce çeşitli

kristal dünya

insan türünün doğuştan gelen iyimserliği, her tufanı ya da afeti atlatabileceğimize dair inancımız o boyutta ki, çoğumuz kriz baş gösterdiğinde onu önleyecek araçların bulunacağından gayet emin, florida’da yaşananları bir omuz silkmeyle geçiştiriyor. james graham ballard, daha ziyade “çarpışma” ve “gökdelen” gibi eserleriyle biliniyor. okumadıysanız bile izlemiş olma ihtimaliniz yüksek. çarpışma yani crash 1996 yapımı david

türkiye’nin linç rejimi

her geçen gün normal bir şeymiş gibi davranılmaya başlanılan linç kültürü üzerine bir şeyler karalamak niyetindeyken akla gelen tanıl bora’nın türkiye’nin linç rejimi eserinin giriş yazısını hatırlayıp paylaşmak istedik — Linç, 2008’de yitirdiğimiz sözlük ustası Ali Püsküllüoğlu’nun Türkçe Sözlük’ünde şöyle tanımlanır: Halktan bir topluluğun, bir suçluyu ya da kendilerine göre suç olan davranışta bulunmuş birini