Menü Kapat

Kategori: kitap (sayfa 1 / 31)

murat beşer – yoldan çıkmış simalar

elinizdeki kitap, “ben yazmazsam hiç kimsenin yazmayacağı şey ne olabilir?” diye kendi kendime sorduğum sorunun yanıtı olarak şekillenmeye başladı. işte ondan sonradır ki, bir günden diğerine ıkına sıkına geçen, özgürlüğüne ölümüne düşkün, bilinçli ya da bilinçsiz boyun eğmeyen, hizaya girmeyen, toplumun kendisine biçtiği karikatür rolü kabul etmeyen portreler düştü aklıma bir bir.

şaşaaya, sınıf atlamaya, paraya pula, kariyere, şana şöhrete yüz değil, sırt çeviren, birçoğumuza anlamsız görünen ancak meşrebimize ehemmiyet verdiğimiz bazı ana yoldan çıkmış ama müziğin izinden milim şaşmamış simaların unutlup gitmesine seyirci kalmaya gönlüm elvermedi. aslında onları siz de tanıyorsunuz, benimki bir tür aracılık.

bir süredir yoğunluk ve tembellik etkisiyle haftalık kitap tanıtımlarımıza ara vermiştik. kendimizi affettirmek için özel bir güzellik ile devam edelim. murat beşer ve yoldan çıkmış simalar var karşımızda. istediğimiz kadar uğraşalım üstte murat beşer’in giriş yazısında tanımladığı kadar güzel tanımlayamayacağımız gerçeği ve bilinci mevcut. dolayısıyla fazla uzatmayalım.

ülkeden, ülke insanlarından ve gündemden olumsuz şeyleri seçme ve oransal olarak düşük olduğu gerçeğini kabul etmek ile birlikte mevcut güzellikleri de görmezden gelme ya da odaklanmama eğiliminde olduğumuz kesin. bir de kıyıda köşede kalmış olanlar var, bizim de göz önüne getirmek için ciddi çaba sarfettiğimiz. murat beşer işte bu güzelliklere odaklanmış, iyi ki böyle bir şey yapmış. aksi takdirde unutulacak bir çok isim belki birilerine ilham verecek noktaya gelmiş. üstüne bir de alternatif müzik tarihi gibi bir mertebeye erişmiş.

yani farkında değilseniz hemen kütüphanenize eklemeniz ve gülümseyerek ve apaçi ayhan, tebeya birol, melodi adnan, laterna bülent, remix ihsan, shades süleyman, eloy hakan, kemal x ve daha nice güzel insanları anarak okumanız dileğiyle.

yoldan çıkmış simalar
murat beşer
iletişim
2016, 279 sayfa

Hepimiz çukurdayız

Canı sıkılıyordu köpeğin sırf doğdu diye yaşıyor,aynı benim gibi (s.9)

İnsan günlük yaşantısını tamamen  alışkanlıklar ile tamamlıyor. Bunun dışında hayatı ve anlamı kavramadan sürdürüp ölüp gidiyor. Platonov  hikayesi Sovyet Rusya’da geçse de bize sadece bir ideoloji altında yaşayan insanların bu eğilimde olduğunu göstermiyor aynı zamanda bizim şu an yaşadığımız dünyaya da ışık tutması bakımından önemli. Kapitalizmin görünmez ideolojisi altında biz de aynı şekilde yaşıyoruz. Farklı olarak hayatın anlamını isteyen insanlar totaliter rejimlerde olduğu gibi fiziki cezalandırmalara maruz kalmayıp toplumdan dışlanıyor. Bizler anlamını bilmeden çalışmaya, şükür etmeye, iyi bir vatandaş olmaya, ortak duyguları taşımaya zorlanıyoruz, hatta eğlenmeye bile. Çukur biz hayatı kavramak dışında yaptığımız diğer dünyevi eylemlerin toplamı aslında, ancak biz hayatın anlamını kavramak yerine çukura odaklanmış durumdayız. Bir anlamda çukura düşmüşüz. Hepimiz bu çukurdayız. Kimimiz kenarında, kimimiz tam ortasında. Çukur bizim için güvenli çünkü düşüncenin lanetinden koruyor. Zamansa hepimiz için işliyor.

1930 yılında tamamlanan bu kitap kendi ülkesinde ancak 1987 de yayımlanabiliyor. Kitaptan birkaç alıntı;

– Kuyrukta olmaktan korkuyorsunuz. Kuyruk uçtur, o yüzden omuzlarına binmişsiniz.

– Fikir yoksa insanların eylemleri anlamsızdır.

– Yeryüzünde her ne varsa bir şey anlamadan yaşayıp sabrediyor.

– Yapılar çoğaldıkça insanlar yaşadıklarını daha az hissediyor olmasın sakın?

– İnsan evi kurar- kendi yıkılıverir.

– Mutluluk nasılsa tarihsel olarak gelecek

– Ben de geziniyorum,uyuyamıyorum bir türlü. Birini kaybetmişim de bir türlü rastlayamıyormuşum gibi geliyor…

– Bizim haberimiz yok yoldaş Ciklin. Biz kendimiz de yanlışlıkla yaşıyoruz.

– Artık yaradılışın büyüsünü duyamıyorum. Ben tanrısız kaldım tanrı da insansız…

ruj lekesi – soundtrack

o dönem bir kuşku, kaos, öfke, tedirginlik, çelişki ve son olarak neşe dönemiydi – evet neşe. tarihiniz paramparça yerde duruyordu ve onun parçalarını yerden almak veya onları öylece bırakıp çekip gitme tercihine sahiptiniz. hiçbir şey önemsiz değildi. her şey bir bütüne aitti ve bütün, nasıl yaşamak istediğinizle bağlantılıydı: tarihin bir öznesi mi yoksa nesnesi mi olmak istediğinizle ilgiliydi.

greil marcus’un ruj lekesi kitabına olan saygımızı biliyorusunz. daha önce güzellik yapıp kitabın yeni baskısı bulunmazken .pdf versiyonunu paylaşmıştık. şimdi bir diğer ruj lekesi güzelliği ile devam edelim. karşımızda soundtrack mevcut. 1993 yılında toparlanmış. discogs üzerinden içeriği inceleyip ubuweb üzerinden dinliyoruz. zira nefis.

arabeskfanzin

bitirim bir tavırla girmeyi elbette isterdik, lakin serde kadınız. kadınlığın verdiği naifliğe defalarca yenilmiş duygusal balıklarız. her ne kadar müslüm dinliyor olsak da, otobüsteki kızınçantasını dakikalarca dikizleyecek kadar adam zıttıyız. bu işe kalkıştığımızdan beri, yaklaşık 2 senedir, günün 5-6 saati adamız. başının üstünde çatı değil, gökyüzü taşıyanlardanız. ganyan bayiinin önünde küfrettiğinin daha sabahında kuşlarını yemleyen mahmurlarız. oğlunun kafasına daha bir kere sabun sürmemişken kuşlarının pirerlerini tek tek ayıklayanlardanız. vefasızız, kalbi ağırlaşanlardanız. yırtık deri ceket giymenin, delikanlılığın getirdiği “süssüzlüğünde” evinin çatısını cennete çeviren kaypaklarız. gamsızız, çırağının adını karıştırır da atların adını unutmayız. zamanında bizim yerimize acılar çekip ağdalı şarkılar yazan adamlar “babamız”. acıları bahis açarak kapıştıranız, ama aslında onda bile hazırcıyız. evine yük, dışarıya cillop gibi ağabeyleriz, amcalarız. aslında güzel adamlarız. hem de gülüşü çok güzel olanlardanız. işaret parmaklarımız küttür, bir nefes üflemeyle yananız.

üç nokta ile bitirmemiş olmamız hüzünlendirebilir fakat devamı burada. 3 yıl önce yazmışız. ilk sayının heyecanı ile. şimdi ise bu arada çıkan 14 hatta sizle 15 yapalım sayı sonrasında yine karşınızdayız. en hakiki ve en sağlam giriş ve kendini tanıtma metni sayılabilecek üstte okumuş ve sevmiş olduğunuz metin arabesk fanzine ait. ülke topraklarında hala nostaljinin verdiği gazla eli yüzü tutulur fanzin ararken bulamamın hüznünü yaşarken, böyle bir fanzin ansiklopedisini ele almanın heyecanlandırdığını belirtmekte fayda var. sapına kadar arabesk, sapına kadar bilgili, sapına kadar ilgili, sapına kadar öğretici ve sapına kadar kaliteli bu arabesk.

üstte görmüş olduğunuz görsel de belirttiğim ansiklopedi. arabeskin bütün sayıları harika bir şekilde toplanmış. kitaplıkta yer almalı. nasıl ulaşacağız sorularının cevabı da basit – kitabı almak isteyenler arabeskfanzin@gmail.com’a mail atabilir. her zaman dedikleri gibi: sevgi, saygı ve kederle…

kaya ulusay – zamansız

“yaşadıkları hayatın aslında hiçbir nabız belirtisi göstermeden sürüp gittiğini farkettiklerinde her şey çok geç olacak,” diye düşündü barbaros. ofiste çalışanları göz ucuyla izlerken, “sistemin içinde, sisteme karşı ama sistemden kopamayan bir zavallıyım ben,” dedi kendi kendine. yanlışı gören ama haykıramayan bir korkaktı belki de.

etilen’i tam zamanlı bir proje/iş gibi olduğu gerçeğini düşünen insanlar bizi şaşırtıyor olsa da dönem dönem karşımıza çıkıyor. fakat aksine etilen günlük hayatın koşuşturmacası dışında kalan zaman diliminde yaşamını sürdürüyor gibi bir durum söz konusu. dolayısıyla ne kadar zorlayıcı olduğunu sanıyorum ancak benzer şeyleri tecrübe edenlerin anlayabileceğini düşünüyoruz. bu uzun girişin sebebi elimizdeki kitabın da yine benzer bir şekilde oluşmuş olması. kaya ulusay’ın ilk kitabı zamansız. kendisi özel sektörde çalışıyor.

kitabı bu sınırlamalar ile değerlendirdiğimizde ve ilk kitap olduğunu düşündüğümüzde şans tanımanız gerektiğini düşünüyoruz. biraz fazla depresif ve karamsar gelebilir ama yazarın kendi ağzından sorguladığı konunun “akıp giden zamanda “biz” diye tanımladığımız aslında gerçekten biz miyiz; yoksa belli rollere atanmış, farklı hayatlar yaşadığını düşünen ama benzer sıkıntılarla boğuşan aynı kişiler miyiz?”  olmasının kitap boyunca yeterince soru sorduğunu ve düşündürdüğünü söyleyebiliriz. ayrıca tek oturuşta okunabilecek bir akıcılıkta olduğunu da belirtmek isteriz. kendinizi yalnız hissetmemeniz de bazen güç verebiliriz. umudunuzu kaybetmeyin.

zamansız
kaya ulusay
eks libris yayıncılık
2018, 183 sayfa

marguerite duras – moderato cantabile

çocuk, omzunda hafifçe sallanan küçük okul çantasıyla demir kapıyı itti, sonra parkın girişinde durdu. çevresindeki çimenleri dikkatle inceledi; ayak uçlarına basarak, dikkatle, yavaşça yürüdü, yürürken korkutup kaçırabileceği kuşları asla bilemezdi insan. gerçekten de, bir kuş havalandı. çocuk gözleriyle kuşu bir süre takip etti, kuş bu sürede gidip yandaki parkta bulunan bir ağaca kondu; sonra çocuk gürgen ağacının arkasında kalan bir pencereye kadar yoluna devam etti. başını kaldırdı. bu pencerede, günün o saatinde, hep gülümserlerdi ona. gülümsediler.

marguerite duras’ı tanıyor olduğunuzu düşünüyoruz. tanımıyorsanız da çok şey kaybettiğinizi. fransızlar “nouveau roman” yani yeni roman edebiyat akımıyla anmışlar. biz kendisini kelimeleri fazlasıyla yaşatıp sizin de o yaşama dahil etmesiyle anıyor olacağız. yani fazla değerli. yani her kelimesi özenle seçilmiş. yani kısa, yani basit, yani olması gerektiği gibi ve bundan sonrası da belirli övgü kelimeleri ve cümleleri…

minimalizm bizim için fazlasıyla önemli ve değerli. moderato cantabile, hafif ve ezgili demek. aynı bu kitap gibi. moderato cantabile ritminde umarım bir oturuşta okuyacağınız harika bir yapıt. eser sizin ve fikir vermesi için dinleyerek başlayabilirsiniz;

moderato cantabile
marguerite duras
türkçesi: alper turan
Sel Yayıncılık
2018, 90 sayfa

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.