Menü Kapat

Kategori: kitap (sayfa 1 / 26)

geceyarısı kitapları

kitapları genelde tek nefeste okumayı ve okurken bölünmemeyi tercih edenlerdenim. verilmek istenilen mesajın ve kitap ile okuyucu arasında kurulan bağın gündelik hayat kaygıları ile bölünmesi kanımcı etkiye ciddi anlamda azaltıyor. kitap uzunluğu bunu başarma konusunda ciddi bir öneme sahip olmak ile birlikte sel yayıncılık geceyarısı kitapları isimli yayın dizisi burada yardımcı olan ve takdir ettiğimiz tarafta. eserlerin seçilmişliği, uzunluğu ve tasarımı ile kitaplıkta özel bir yerde durmayı hakediyor. son dönemde okuma fırsatımız olan bu diziden 3 eser okuyacaklarınız listenizde ön plana çıkabilir.


Francis Picabia – Sonradan Görme İsa

felsefemizin bizi inandırdığından
çok daha az
şey vardır
dünyada.

bildiğiniz gibi dada denilince akla gelen isimlerden biri francis picabia. sonradan görme isa ise dadacılığın en önemli metinlerinden biri olarak görülüyor. 1920 yılından gelen ama bir şekilde güncelliğini koruyup sizi kışkırtmaya ve rahatsız etmeye devam ediyor. otoriteyi reddediyor olsak da bu metini şiddetle önermekte bir sakınca görmüyoruz.

sonradan görme isa

honore de balzac – sarrasine

engeller yüreğimdeki aşkı körüklüyor.

bu sefer biraz daha geri gidiyoruz zira balzac bu eseri 1830’da yayınladı. öykü içinde öykü barındıran farklı kurgusuyla, aşk, cinsel kimlik ve sanatsal yaratının doğası, hadımlık ve yazıldığı yıla göre değerlendirildiğinde oldukça çarpıcı bir eser. fransızcası okunduğunda eminim çok daha farklı bir etki yaratacaktır. edebiyat tarihçilerine duyrulur.

sarrasine

emile zola – kim nasıl ölüyor?

para ölümü zehirlediğinde, ölümden ancak öfke doğar. tabutların üzerinde dövüşülür.

ülkemizin mağlum gündeminde maalesef farklı şekillerde olmak ile birlikte ölümler ciddi bir yer kaplıyor. fakat daha da üzücü olan zola’nın 1883 tarihinde bahsettiği eşitsizliğin hala ve etkisini fazlaca hissettirecek devam ettirmesi. paranın ve gücün egemen olduğu bir dünyada aristokrat, burjuva, esnaf, işçi ve köylü ailelerinin ölüm döşeği, cenaze töreni ve yas sahneleri… üstüne sözümüz yok.

kim nasıl ölüyor?

eduardo galeano – tepetaklak

Ders Programı

– Tersine Dünya Okulu
Örneklerle Eğitmek
Öğrenciler
Adaletsizliğin Temel İlkeleri
Irkçılığın ve Cinsiyetçiliğin Temel İlkeleri

– Korku Okumaları
Korku Eğitimi
Korku Endüstrisi
Biçki Dikiş Kursları: Ismarlama Düşman Nasıl Hazırlanır?

– Etki Semineri
Alıştırmalar: Hayatta Nasıl Zafere Ulaşılır, Nasıl Dost Edinilir?
Faydasız Kötü Alışkanlıklara Karşı Dersler

– Dokunulmazlık Sahibi Sınıflar
Vaka İncelemeleri
İnsan Avcılarının Dokunulmazlığı
Gezegen Yok Edicilerinin Dokunulmazlığı
Kutsal Otomobilin Dokunulmazlığı

– Yalnızlığın Pedagojisi
Tüketim Toplumu Okumaları
İleri İletişimsizlik Dersleri

– Karşıokul
Binyıl Sonunun Vaadi ve İhaneti
Çıldırma Hakkı

“bu kitap ağustos 1998’de tamamlandı. günlük gazeteleri takip ederek güncelleyiniz” diyor eduardo galeano kitabının sonunda. yaklaşık 2 yıl önce aramızdan ayrılan uruguaylı yazar latin amerika solunun edebiyat kanadındaki en önemli isimlerden biri olarak görülüyor ki böyle düşünenlere katılıyoruz.

yazımızın konusu olan “tepetaklak – tersine dünya okulu” adlı kitabı ise bunun en güzel örneklerinden biri. latin amerika üzerinden örneklerle dünyanın nasıl bir kimliğe büründüğünü özetlemiş galeano 1998 yılında. kitabı günümüzde okuduğumuzda ise iki şey dikkatimizi çekiyor. birincisi varsayımlarının ve öngörülerinin büyük ölçüde yaşandığını, ikincisi ise yazdıklarının hala günümüz dünyasında geçerli olduğunu; dolayısıyla çok fazla ilerleme kaydedememişiz ve dünyanın hala tepetaklak.

yazının başında gördüğünüz ders programı ile akıyor kitap. tezler kanıtları ve örnekleriyle birlikte ortada. bir de yanında jose guadalupe posada’nın harika gravüleri mevcut. dünyanın durumunu ve yaşanan vahşeti okumak moralinizi bozabilir ama ülkemizde yaşanan saçmalıkların büyük kısmının da kendimize özel olmadığını görmek sizi rahatlatabilir. aynı zamanda umutsuzluk da yok tersine dünya okulunda aksine cesaretin önemini vurguluyor galeano;

yaşamak, ayakta kalmak; bu küçük bir zaferdir. capcanlı kalmak; vedalaşmalar ve cinayetlere rağmen neşeli olabilmek… sonunda acıya alıştık. ve neşe elemden daha fazla cesaret gerektiriyor.

birçok konuda latin amerika ülkeriyle aynı sınıflandırılıp aynı sepette yorumlandığımız bir gerçek. dolayısıyla bizede dair  bir okuma aslında. tersine dünya, tersine ülke ve düzeltmek için gerekli olan cesaret. hepsi elimizde. yola kitabı okuyarak koyulabilirsiniz.

Tepetaklak – Tersine Dünya Okulu
Eduardo Galeano
Türkçesi: Bülent Kale
Sel Yayıncılık
2017, 350 sayfa
ISBN: 978-975-570-859-1

e-kitap arşivi – 2

ismini vermeden arşivini paylaşmak isteyen bir güzeli insanı daha önce size aktarmıştık. cesaret bulaşıcı olduğu gibi paylaşmakta pek tabii bulaşıcıdır. başka bir güzel arkadaş oldukça düzenli ve başarılı bir biçimde bu sefer karşımızda. çok seveceğinizi biliyoruz. afiyet olsun.

arşiv – yandex.disk

Enis Batur – Bu Kalem Melûn

siyaset ve medya:
gündem yorgunluğu:
ülkeye, yurttaşlara
böylesine yüklenmek
bir “hak” mı?

Bir Enis Batur kitabı. Okuduğumuz öncelikle yeni bir kitap değil “fevkalade genişletilmiş” 4. basımı. Evvelinde YKY tarafından basılmıştı. Kendisi hemşehrimiz (bknz. Eskişehir) olmak ile birlikte özel bir torpil geçmeden bugüne kadar ürettikleriyle herhangi bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde saygı duruşunda bulunulması gereken şahsiyetler listesinde üst sırada. Muhtemelen her güzel şey gibi aramızdan ayrıldığında kendisinin değerinin farkına varıyor olacağız.

bütün tiranlar bir gün gelir ölür, sorun “maliyet”tedir.

Kitaba dönecek olursak şahsen bir kitabı okurken üstünü karalamayıp notlar ve alıntılar için defterlerimi kullananlardanım. Bir kitabın beni ne kadar etkileyip etkilemediği de aldığım notların sayfa sayısıyla doğru orantılı olarak gelişiyor. “Bu Kalem Melûn” ise bir nevi Enis Batur’un not defteri. Fikirden çıkıp proje haline gelmiş kitaplarının bir listesi. Fazlasıyla ilham verici 66 projesi mevcut. Üstüne bir de “Fişler Kitabı” güzelliği var ki not defteri tutucuların hayran kalması mümkün.

Özetle Enis Batur’u zaten biliyorsunuz. Bu eseri ise kütüphanenizde bulundurmamanız büyük kayıp olur.

Bu Kalem Melûn
Enis Batur
Sel Yayıncılık
2017, 223 sayfa
ISBN: 978-975-570-851-5

Hapishane Çağı – Kapatılan İnsan

“Serbest piyasa”, “hukuk devleti”, “deomkrasi”, “insan hakları” diyerek, büyük soygunun yasal zeminini yaratmak için bütün bunları kullanıp şirket kuran ve bu şirketler yoluyla her türlü soygunu yasal olarak gerçekleştirip, sıkıştıkları en ufak durumda da devleti ve hukuku yardıma çağıran; şiddet tekelini elinde bulundurarak hiç ceza görmeden adam öldürme, zor kullanma, tecavüz etme hakkını kendine gören ve güvendiği hempalarına bu hakkı dağıtan; hiçbir yasa, hak tanımayarak her türlü hak ve hukuku tepeleme hakkını kendinde görürken en ufak bir aykırı sesi boğmak için elinden geleni ardına koymayan bir dünya sisteminin, ufak tefek soygunlar yapan birini veyahut bir polisin ya da subayın yanında elleri temiz kalacak bir katili cezalandırması arasındaki çelişkiyi kapitalizm çözemez. Bu çelişki bunca aşikarken, din soslu ahlaki ahkam kesmek ancak ikiyüzlü ve bayağı bir komedi etkisi uyandırabilir.

daha önce aynı yayın dizisinden “teröriz mi? direniş mi?” adlı kitabı paylaştığımız sel yayınları’ndan red kitaplığı’nın bir diğer güzelli ışık ergüden’in yazdığı “hapishane çağı”.  şahsen ışık ergüden benim için ciddi bir referans kaynağı. bir kitabı kendisi çevirdiyse yazar bağımsız okumam için bir sebep. kendisinin yazdıkları ise zaten tavsiye ettiklerimiz listesinde.

hapishane kavramı tarih boyunca ülkemizde ciddi yer edindi. günümüzde ise doluluk oranı ile yine zirve yaptı. aşağıdaki alıntı sizlere durumun ciddiyetini özetleyecektir. bu rakamlar bile tek başına konuyu ayrıntılı bir şekilde tartışmak ihtiyacı doğurmaya yetiyor. fakat tahmin edebileceğiniz gibi ülkemizde bu alanda yapılan çalışmalar bir elin parmaklarını geçmiyor.

Türkiye genelinde 296 kapalı, 70 açık, 6 çocuk cezaevinde 195 bin tutuklu, hükümlü bulunuyor. 15 Temmuz sonrası FETÖ operasyonlarından alınan 34 bin ve bunun dışındaki 6 bin tutukluyla cezaevleri kapasitelerini aştı. Adli kontrol ve denetimli serbestlikle tahliye olanlara karşı, doluluk oranı yüzde 104’e ulaştı.

dolayısıyla oldukça önemli bir eser hapishane çağı. suç, ceza, hukuk, mahkeme, adelet kavramlarını inceleyerek başlıyor. ardından dan hapishaneleri, hapishanelerin tarihçesini ve en önemlisi kapatılan insanın maruz kaldığı şiddetti tartışıyor. ve kitabın amaçlarından biri olarak “hapishanesizlik talebini, hapishaneyle ilgili her türlü mücadelenin en başına koymayı unutturmamaktır” diyor. içinde yaşadığımız gerçeklik üzerine oldukça ütopik gelse de, muhtemelen neslimizin göremeyeceği bir zaman dilinde insanlığın bu mekanlardan kurtulacağı umudunu da taşımıyor değiliz.

kitabın aslında 2007’de yazıldığını hatırlatmakta fayda var. versus kitap etiketli. tanıttığımız bu yeni baskı ise ışık ergüden’in önsözünü ve türkiye hapishane çalışmaları merkezi konferansı’nda yaptığı konuşmanın kaydını içeriyor. kendisinin de 17 yaşında hapishaneye adım attığını unutmamak gerek. dolayısıyla bir şekilde içeride olmayan herkesten daha çok hakim ve sizi fazlasıyla düşünmeye ve sorgulamaya sevk ediyor.

hapishanesiz ve şiddetsiz bir biçimde tavsiye ediyoruz.

hapishane çağı – kapatılan insan

istvan örkeny – bir dakikalık öyküler

Envanter

Engebeli bir arazi (sağanak yağmur sonrası)

3 küme bulut
1 balık üretme gölü
1 baraj bekçisi kulübesi
1 adam (pencereden sarkan)
1 çığlık
1 sıra kavak
Tekerlek izi (çamurda)
1 kadın bisikleti
1 çığlık (öncekinden daha şiddetli)
1 çift sandalet
1 etek (rüzgarda uçuşan, seleye çarpan)
1 çiçek desenli bluz
1 amalgam dolgu (dişte)
1 kadın (genç)
1 çığlık (çok daha şiddetli)
Yeni tekerlek izleri
1 kapanan pencere
Sessizlik

ortalamanın üstünde ve oldukça seçici bir şekilde okumama rağmen, okurken alıp götüren, belirli hisleri uyandıran, zihinde kıvılcımlar oluşturan eserlerinin sayısı çok fazla olmuyor. dolayısıyla bunu başaran eserler benim için oldukça önemli ve sevdiğim insanlara bir şekilde okumalısın baskısı da oluşturabiliyor. istvan örkeny’nin “bir dakikalık öyküler”i ise bu listede üst sıralarda. kitap isminin önerdiği gibi 62 kısa öyküden oluşuyor. üstte alıntıladığımız bu öykülerden bir tanesi. birazdan okuyacağınız ise kitabın başında yer alan “kullanım kılavuzu”;

ilişikteki öyküler, kısa olmalarına karşın oldukça değerlidir. öncelikle okura zaman kazandırdıkları için. öyküleri okumak öyle haftalarca, aylarca dikkat harcamayı gerektirmez.

bir dakikalık öyküler rafadan yumurta kaynarken ya da aradığımız kişi telefona yanıt verene dek (eğer telefon meşgulse tabii) okunabilir.

moral bozuklukları, kaygılı ruh halleri, öykülerin okunmasına kesinlikle engel değildir.

öyküler oturarak ya da ayakta, rüzgarda, yağmurda, karda, balık istifi bir otobüste, hatta yolda yürürken bile okunabilir.

öykülerin başlıklarına lütfen dikkat edelim. yazar kısa ve öz olmalarına özen göstermiş, gelişigüzel adlar seçmemiştir. tramvaya bineceğimiz zaman önce numarasını okuruz değil mi? işte öykülerden önce de aynı dikkatle başlıkları okumak gerekir. ancak yalnız başlıkların okunması elbette yeterli olmayacaktır. önce başlık, sonra öykü. önerilen tek okuma yöntemi budur.

dikkat! anlayamadığınız öyküyü tekrar okuyun lütfen! hala anlamıyorsanız sorun okurda değil öyküdedir. okur aptal olamaz, olsa olsa öyküler kötüdür!..

örkeny’nin yazdığı bu kılavuz üzerine kitap için söylememiz gereken her şey söylenmiş oluyor. şimdi sizi 60 öykünüz kaldı ve ayıracağınız bir saat pişman olmama garantisi içeriyor. en yakın zaman diliminde okumanız ve içinde yaşadığımız kara mizah günlerinin farkındalığını arttırmanız dileğiyle. çağın en önemli isimlerinden biriyle yolculuğa çıkacaksınız.

ek: bir ayrı paragraf çevirisi için açmak gerekiyor. sevgi can yağcı aksel özenle macarcadan çevirmiş. harika olmuş. teşekkür ederiz.

istvan örkeny – bir dakikalık öyküler

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.