Menü Kapat

Kategori: kitap (sayfa 1 / 25)

Enis Batur – Bu Kalem Melûn

siyaset ve medya:
gündem yorgunluğu:
ülkeye, yurttaşlara
böylesine yüklenmek
bir “hak” mı?

Bir Enis Batur kitabı. Okuduğumuz öncelikle yeni bir kitap değil “fevkalade genişletilmiş” 4. basımı. Evvelinde YKY tarafından basılmıştı. Kendisi hemşehrimiz (bknz. Eskişehir) olmak ile birlikte özel bir torpil geçmeden bugüne kadar ürettikleriyle herhangi bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde saygı duruşunda bulunulması gereken şahsiyetler. Muhtemelen her güzel şey gibi aramızdan ayrıldığında kendisinin değerinin farkına varıyor olacağız.

bütün tiranlar bir gün gelir ölür, sorun “maliyet”tedir.

Kitaba dönecek olursak şahsen bir kitabı okurken üstünü karalamayıp notlar ve alıntılar için defterlerimi kullananlardanım. Bir kitabın beni ne kadar etkileyip etkilemediği de aldığım notların sayfa sayısıyla doğru orantılı olarak gelişiyor. “Bu Kalem Melûn” ise bir nevi Enis Batur’un not defteri. Fikirden çıkıp proje haline gelmiş kitaplarının bir listesi. Fazlasıyla ilham verici 66 projesi mevcut. Üstüne bir de “Fişler Kitabı” güzelliği var ki not defteri tutucuların hayran kalması mümkün.

Özetle Enis Batur’u zaten biliyorsunuz. Bu eseri ise kütüphanenizde bulundurmamanız büyük kayıp olur.

Bu Kalem Melûn
Enis Batur
Sel Yayıncılık
2017, 223 sayfa
ISBN: 978-975-570-851-5

Hapishane Çağı – Kapatılan İnsan

“Serbest piyasa”, “hukuk devleti”, “deomkrasi”, “insan hakları” diyerek, büyük soygunun yasal zeminini yaratmak için bütün bunları kullanıp şirket kuran ve bu şirketler yoluyla her türlü soygunu yasal olarak gerçekleştirip, sıkıştıkları en ufak durumda da devleti ve hukuku yardıma çağıran; şiddet tekelini elinde bulundurarak hiç ceza görmeden adam öldürme, zor kullanma, tecavüz etme hakkını kendine gören ve güvendiği hempalarına bu hakkı dağıtan; hiçbir yasa, hak tanımayarak her türlü hak ve hukuku tepeleme hakkını kendinde görürken en ufak bir aykırı sesi boğmak için elinden geleni ardına koymayan bir dünya sisteminin, ufak tefek soygunlar yapan birini veyahut bir polisin ya da subayın yanında elleri temiz kalacak bir katili cezalandırması arasındaki çelişkiyi kapitalizm çözemez. Bu çelişki bunca aşikarken, din soslu ahlaki ahkam kesmek ancak ikiyüzlü ve bayağı bir komedi etkisi uyandırabilir.

daha önce aynı yayın dizisinden “teröriz mi? direniş mi?” adlı kitabı paylaştığımız sel yayınları’ndan red kitaplığı’nın bir diğer güzelli ışık ergüden’in yazdığı “hapishane çağı”.  şahsen ışık ergüden benim için ciddi bir referans kaynağı. bir kitabı kendisi çevirdiyse yazar bağımsız okumam için bir sebep. kendisinin yazdıkları ise zaten tavsiye ettiklerimiz listesinde.

hapishane kavramı tarih boyunca ülkemizde ciddi yer edindi. günümüzde ise doluluk oranı ile yine zirve yaptı. aşağıdaki alıntı sizlere durumun ciddiyetini özetleyecektir. bu rakamlar bile tek başına konuyu ayrıntılı bir şekilde tartışmak ihtiyacı doğurmaya yetiyor. fakat tahmin edebileceğiniz gibi ülkemizde bu alanda yapılan çalışmalar bir elin parmaklarını geçmiyor.

Türkiye genelinde 296 kapalı, 70 açık, 6 çocuk cezaevinde 195 bin tutuklu, hükümlü bulunuyor. 15 Temmuz sonrası FETÖ operasyonlarından alınan 34 bin ve bunun dışındaki 6 bin tutukluyla cezaevleri kapasitelerini aştı. Adli kontrol ve denetimli serbestlikle tahliye olanlara karşı, doluluk oranı yüzde 104’e ulaştı.

dolayısıyla oldukça önemli bir eser hapishane çağı. suç, ceza, hukuk, mahkeme, adelet kavramlarını inceleyerek başlıyor. ardından dan hapishaneleri, hapishanelerin tarihçesini ve en önemlisi kapatılan insanın maruz kaldığı şiddetti tartışıyor. ve kitabın amaçlarından biri olarak “hapishanesizlik talebini, hapishaneyle ilgili her türlü mücadelenin en başına koymayı unutturmamaktır” diyor. içinde yaşadığımız gerçeklik üzerine oldukça ütopik gelse de, muhtemelen neslimizin göremeyeceği bir zaman dilinde insanlığın bu mekanlardan kurtulacağı umudunu da taşımıyor değiliz.

kitabın aslında 2007’de yazıldığını hatırlatmakta fayda var. versus kitap etiketli. tanıttığımız bu yeni baskı ise ışık ergüden’in önsözünü ve türkiye hapishane çalışmaları merkezi konferansı’nda yaptığı konuşmanın kaydını içeriyor. kendisinin de 17 yaşında hapishaneye adım attığını unutmamak gerek. dolayısıyla bir şekilde içeride olmayan herkesten daha çok hakim ve sizi fazlasıyla düşünmeye ve sorgulamaya sevk ediyor.

hapishanesiz ve şiddetsiz bir biçimde tavsiye ediyoruz.

hapishane çağı – kapatılan insan

istvan örkeny – bir dakikalık öyküler

Envanter

Engebeli bir arazi (sağanak yağmur sonrası)

3 küme bulut
1 balık üretme gölü
1 baraj bekçisi kulübesi
1 adam (pencereden sarkan)
1 çığlık
1 sıra kavak
Tekerlek izi (çamurda)
1 kadın bisikleti
1 çığlık (öncekinden daha şiddetli)
1 çift sandalet
1 etek (rüzgarda uçuşan, seleye çarpan)
1 çiçek desenli bluz
1 amalgam dolgu (dişte)
1 kadın (genç)
1 çığlık (çok daha şiddetli)
Yeni tekerlek izleri
1 kapanan pencere
Sessizlik

ortalamanın üstünde ve oldukça seçici bir şekilde okumama rağmen, okurken alıp götüren, belirli hisleri uyandıran, zihinde kıvılcımlar oluşturan eserlerinin sayısı çok fazla olmuyor. dolayısıyla bunu başaran eserler benim için oldukça önemli ve sevdiğim insanlara bir şekilde okumalısın baskısı da oluşturabiliyor. istvan örkeny’nin “bir dakikalık öyküler”i ise bu listede üst sıralarda. kitap isminin önerdiği gibi 62 kısa öyküden oluşuyor. üstte alıntıladığımız bu öykülerden bir tanesi. birazdan okuyacağınız ise kitabın başında yer alan “kullanım kılavuzu”;

ilişikteki öyküler, kısa olmalarına karşın oldukça değerlidir. öncelikle okura zaman kazandırdıkları için. öyküleri okumak öyle haftalarca, aylarca dikkat harcamayı gerektirmez.

bir dakikalık öyküler rafadan yumurta kaynarken ya da aradığımız kişi telefona yanıt verene dek (eğer telefon meşgulse tabii) okunabilir.

moral bozuklukları, kaygılı ruh halleri, öykülerin okunmasına kesinlikle engel değildir.

öyküler oturarak ya da ayakta, rüzgarda, yağmurda, karda, balık istifi bir otobüste, hatta yolda yürürken bile okunabilir.

öykülerin başlıklarına lütfen dikkat edelim. yazar kısa ve öz olmalarına özen göstermiş, gelişigüzel adlar seçmemiştir. tramvaya bineceğimiz zaman önce numarasını okuruz değil mi? işte öykülerden önce de aynı dikkatle başlıkları okumak gerekir. ancak yalnız başlıkların okunması elbette yeterli olmayacaktır. önce başlık, sonra öykü. önerilen tek okuma yöntemi budur.

dikkat! anlayamadığınız öyküyü tekrar okuyun lütfen! hala anlamıyorsanız sorun okurda değil öyküdedir. okur aptal olamaz, olsa olsa öyküler kötüdür!..

örkeny’nin yazdığı bu kılavuz üzerine kitap için söylememiz gereken her şey söylenmiş oluyor. şimdi sizi 60 öykünüz kaldı ve ayıracağınız bir saat pişman olmama garantisi içeriyor. en yakın zaman diliminde okumanız ve içinde yaşadığımız kara mizah günlerinin farkındalığını arttırmanız dileğiyle. çağın en önemli isimlerinden biriyle yolculuğa çıkacaksınız.

ek: bir ayrı paragraf çevirisi için açmak gerekiyor. sevgi can yağcı aksel özenle macarcadan çevirmiş. harika olmuş. teşekkür ederiz.

istvan örkeny – bir dakikalık öyküler

terörizm mi? direniş mi?

İnsanlık tarihinin parıldadığı ve iz bıraktığı ender anların, kurumsal ve düşünsel statükoyu sarsarak kolektif deneyimi farklılaştıran fikirlerin peşine düşen; geçmişin ve günümüzün özlü metinlerini, manifestolarını, unutturulmuş kavramları ve fikirleri hatırlatmayı, tanıtıp tartıştırmayı dert edinen Red Kitaplığı dizisi yolculuğuna başladı.

diyor sel yayıncılık. bu serinin ilk kitaplarından biri ise fransız filozof ve sosyolog gerard rabinovitch’in “terörizm mi? direniş mi? – kitle toplumları çağında bir sözlük karmaşasına dair” olmuş. iyi ki böyle bir dizi başlamış, iyi ki böyle bir eser seçilmiş diyebiliriz. hayır diyenlerin bile terörist olarak adlandırıldığı ve terörizm ile direniş kavramları arasındaki çelişkinin zirve yaptığı bir dönemden geçiyoruz malumunuz.

Nazizm insanların etine ve kanına tek tek kelimelerle, deyimlerle, cümle formlarıyla giriyor, milyonlarca defa tekrarlayarak kendini dayatıyor, bunların mekanik ve bilinçsiz biçimde devralınmasını sağlıyordu.

rabinovitch, “terörizm paradoksu”nu ayrıntılı bir biçimde incelemiş. öncelikle dilin etkisini ve siyasal dili ve kavramları tartışmış. ne de olsa “dünya görüşleri”ni dil belirler; dünyayı bölen dilin olasılıklarıdır diyor. ardından da tarihsel olarak sokrates, adorno, camus, orwell ve fransız direnişçileri gibi farklı düşünür ve eylemlerden yola çıkarak tartışmayı detaylandırmış.

Tutuculardan anarşistlere dek bütün partilere uygulanmasının sağlayacak kimi değişkeleriyle birlikte siyasal dilin işlevi yalanı inanılır, cinayeti de saygın kılmak, sadece bir esinti olan şeye istikrar görünümü vermektir. – George Orwell

kimsenin hayatında yer almasa da herkesin paylaştığı klişelerin ve basmakalıp sözlerin oranı giderek büyümeye devam etmektedir noktasını hatırlatıp, barış’ın artık burada bir hedef değil sadece bir ateşkes olduğunu, süreli savaşa verilen bir ara olduğunun bir kere daha kanıtlandığını göstermiş. insanlar bilgi’nin getirdiği yetilerin çoğalmasıyla daha iyi olmuyorsa, bu onların daha kötü oldukları anlamına gelir önermesinden hareketle direnişin artık bir gün değil bir irade olması gerektiğini bir kez daha kanıtlamış.

özetle sizi yeterince düşündüren ve fazlasıyla soru sorduran leziz bir eser ortaya çıkmış. bu seri devam etmeli ve uyumamalı.

Terörizm mi? Direniş mi? – Kitle Toplumları Çağında Bir Sözlük Karmaşasına Dair

Güzel sanatların bir dalı olarak cinayet

İtiraf etmem gerekir ki Quincey ve kitabı ile ilk karşılaştığım ve hatta ilk okumamda beni fazla heyecanlandırmadı. Ancak ikinci ve üçüncü okumalarım sonrası kitabın beni savurduğu iklimler inanılmazdı.

Ayrıca şu altta ki kısım Quincey’nin daha kimleri etkilendiğine örnektir

“Biraz de Quincey karıştırdım ve bunca zaman onu okumamış olmakla neler kaçırdığımı fark ettim. Sen de hemen herhangi bir yazısını ya da kitabını bulup başlamalısın…”
– Vladimir Nabokov, Edmund Wilson’a bir mektubundan

“De Quincey’e o kadar çok şey borçluyum ki, bu borçların sadece birkaçını anarsam sanki başka borcum yokmuş gibi zannedilir diye korkuyorum.” – Jorge Luis Borges

Fazla uzatmayarak kitabın indirme linkini bırakıyorum şuraya. Afiyet olsun.

download . Thomas de Quincey – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet (.pdf)

marquis de sade . juliette

Tadına vardıkları hazlardan aslında pişmanlık duymaları gerektiğini düşünerek. Aynı anda hem günah içinde erdemli, hem de erdem içinde günahkar olurlar.

O halde öncelikle dinden kurtulmak gerekmektedir çünkü bu yaptırım sadece rahatsız edici ve sıkıcıdır. Meseleye sadece mantıklı bir şekilde baksak bile Tanrının sadece fantastik bir kurgu olduğu ortaya çıkıyor. Yani, bunu anlamak için tartışmaya ya da üzerinde düşünüp kafa patlatmaya gerek yok. Ama Juliette sadece din sorununu çözmek yeterli olmuyor, bunun yanı sıra daha farklı sosyal engeller de var ve en az din kadar etkili. İşte tüm bunları aştığında inanmanın verdiği rahatlıkla, zevk ve tutkuyla uykudan uyanacaksın, bilincin tamamen özüne dönecek doğaya yönelecek, sana yol gösterecek. Özel alışklanlıklarınla, derin düşüncelerin ve hayal gücünün sınırsızlığıyla kendine yeni, ulaşılmaz bir dünya kuracaksın ve bu sadece senin doğrularından oluşacak. Yavaş yavaş aklın güçlenecek -konuşma tarzımı yanlış anlama lütfen- ve tüm bunlar alışkanlık olmaktan çıkarak doğanın kurallarının gücü olacaklar. Bu tavsiyelerin kariyerinde de başarıya ulaşmanda etkili olacağına inanıyorum ve geçmişine baktığında geçirdiğin günlerin ne kadar aptalca olduğunu, zevklerden, tutkulardan uzak olduğunu göreceksin. Kendini bulduktan, duygularını özgür bıraktıktan sonra yaşadıkların ise her zaman aklının bir köşesinde unutulmaz güzellikte anılar olarak kalacak ve zamanı geldiğinde ise yeniden çiçek açacaklardır…


erdem, tanrı, zaaflar, evlilik, zaaflar, seks, doğa, özgürlük, vicdan ve okunması gereken bir marquis de sade.

download – marquis de sade . juliette (.pdf)

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.