Menü Kapat

Kategori: kitap (sayfa 1 / 30)

arabeskfanzin

bitirim bir tavırla girmeyi elbette isterdik, lakin serde kadınız. kadınlığın verdiği naifliğe defalarca yenilmiş duygusal balıklarız. her ne kadar müslüm dinliyor olsak da, otobüsteki kızınçantasını dakikalarca dikizleyecek kadar adam zıttıyız. bu işe kalkıştığımızdan beri, yaklaşık 2 senedir, günün 5-6 saati adamız. başının üstünde çatı değil, gökyüzü taşıyanlardanız. ganyan bayiinin önünde küfrettiğinin daha sabahında kuşlarını yemleyen mahmurlarız. oğlunun kafasına daha bir kere sabun sürmemişken kuşlarının pirerlerini tek tek ayıklayanlardanız. vefasızız, kalbi ağırlaşanlardanız. yırtık deri ceket giymenin, delikanlılığın getirdiği “süssüzlüğünde” evinin çatısını cennete çeviren kaypaklarız. gamsızız, çırağının adını karıştırır da atların adını unutmayız. zamanında bizim yerimize acılar çekip ağdalı şarkılar yazan adamlar “babamız”. acıları bahis açarak kapıştıranız, ama aslında onda bile hazırcıyız. evine yük, dışarıya cillop gibi ağabeyleriz, amcalarız. aslında güzel adamlarız. hem de gülüşü çok güzel olanlardanız. işaret parmaklarımız küttür, bir nefes üflemeyle yananız.

üç nokta ile bitirmemiş olmamız hüzünlendirebilir fakat devamı burada. 3 yıl önce yazmışız. ilk sayının heyecanı ile. şimdi ise bu arada çıkan 14 hatta sizle 15 yapalım sayı sonrasında yine karşınızdayız. en hakiki ve en sağlam giriş ve kendini tanıtma metni sayılabilecek üstte okumuş ve sevmiş olduğunuz metin arabesk fanzine ait. ülke topraklarında hala nostaljinin verdiği gazla eli yüzü tutulur fanzin ararken bulamamın hüznünü yaşarken, böyle bir fanzin ansiklopedisini ele almanın heyecanlandırdığını belirtmekte fayda var. sapına kadar arabesk, sapına kadar bilgili, sapına kadar ilgili, sapına kadar öğretici ve sapına kadar kaliteli bu arabesk.

üstte görmüş olduğunuz görsel de belirttiğim ansiklopedi. arabeskin bütün sayıları harika bir şekilde toplanmış. kitaplıkta yer almalı. nasıl ulaşacağız sorularının cevabı da basit – kitabı almak isteyenler arabeskfanzin@gmail.com’a mail atabilir. her zaman dedikleri gibi: sevgi, saygı ve kederle…

kaya ulusay – zamansız

“yaşadıkları hayatın aslında hiçbir nabız belirtisi göstermeden sürüp gittiğini farkettiklerinde her şey çok geç olacak,” diye düşündü barbaros. ofiste çalışanları göz ucuyla izlerken, “sistemin içinde, sisteme karşı ama sistemden kopamayan bir zavallıyım ben,” dedi kendi kendine. yanlışı gören ama haykıramayan bir korkaktı belki de.

etilen’i tam zamanlı bir proje/iş gibi olduğu gerçeğini düşünen insanlar bizi şaşırtıyor olsa da dönem dönem karşımıza çıkıyor. fakat aksine etilen günlük hayatın koşuşturmacası dışında kalan zaman diliminde yaşamını sürdürüyor gibi bir durum söz konusu. dolayısıyla ne kadar zorlayıcı olduğunu sanıyorum ancak benzer şeyleri tecrübe edenlerin anlayabileceğini düşünüyoruz. bu uzun girişin sebebi elimizdeki kitabın da yine benzer bir şekilde oluşmuş olması. kaya ulusay’ın ilk kitabı zamansız. kendisi özel sektörde çalışıyor.

kitabı bu sınırlamalar ile değerlendirdiğimizde ve ilk kitap olduğunu düşündüğümüzde şans tanımanız gerektiğini düşünüyoruz. biraz fazla depresif ve karamsar gelebilir ama yazarın kendi ağzından sorguladığı konunun “akıp giden zamanda “biz” diye tanımladığımız aslında gerçekten biz miyiz; yoksa belli rollere atanmış, farklı hayatlar yaşadığını düşünen ama benzer sıkıntılarla boğuşan aynı kişiler miyiz?”  olmasının kitap boyunca yeterince soru sorduğunu ve düşündürdüğünü söyleyebiliriz. ayrıca tek oturuşta okunabilecek bir akıcılıkta olduğunu da belirtmek isteriz. kendinizi yalnız hissetmemeniz de bazen güç verebiliriz. umudunuzu kaybetmeyin.

zamansız
kaya ulusay
eks libris yayıncılık
2018, 183 sayfa

marguerite duras – moderato cantabile

çocuk, omzunda hafifçe sallanan küçük okul çantasıyla demir kapıyı itti, sonra parkın girişinde durdu. çevresindeki çimenleri dikkatle inceledi; ayak uçlarına basarak, dikkatle, yavaşça yürüdü, yürürken korkutup kaçırabileceği kuşları asla bilemezdi insan. gerçekten de, bir kuş havalandı. çocuk gözleriyle kuşu bir süre takip etti, kuş bu sürede gidip yandaki parkta bulunan bir ağaca kondu; sonra çocuk gürgen ağacının arkasında kalan bir pencereye kadar yoluna devam etti. başını kaldırdı. bu pencerede, günün o saatinde, hep gülümserlerdi ona. gülümsediler.

marguerite duras’ı tanıyor olduğunuzu düşünüyoruz. tanımıyorsanız da çok şey kaybettiğinizi. fransızlar “nouveau roman” yani yeni roman edebiyat akımıyla anmışlar. biz kendisini kelimeleri fazlasıyla yaşatıp sizin de o yaşama dahil etmesiyle anıyor olacağız. yani fazla değerli. yani her kelimesi özenle seçilmiş. yani kısa, yani basit, yani olması gerektiği gibi ve bundan sonrası da belirli övgü kelimeleri ve cümleleri…

minimalizm bizim için fazlasıyla önemli ve değerli. moderato cantabile, hafif ve ezgili demek. aynı bu kitap gibi. moderato cantabile ritminde umarım bir oturuşta okuyacağınız harika bir yapıt. eser sizin ve fikir vermesi için dinleyerek başlayabilirsiniz;

moderato cantabile
marguerite duras
türkçesi: alper turan
Sel Yayıncılık
2018, 90 sayfa

victor turner – ritüeller

bu noktada bir kayıt düşmek isterim: sanat konularında olduğu gibi dinsel konularda da “daha basit” halklar diye bir şey yoktur, sadece bizimkinden daha basit teknolojilere sahip bazı halklar vardır. insanın “hayali” ve “duygusal” hayatı her zaman ve her yerde zengin ve karmaşıktır. kabile ritüellerindeki sembolizmin ne kadar zengin ve karmaşık olduğunu göstermek bu kitaptaki hedeflerimden biri. “kendimizinkinden farklı bir zihin yapısı”ndan söz etmek de tam anlamıyla doğru sayılmaz. söz konusu olan farklı bilişsel yapılar değil, aynı bilişsel yapının büyük çeşitlilik gösteren kültürel deneyimler ifade etmesidir.

dünyayı kendi yaşadıkları dünyanın değerleri ile sınırlı tutan ciddi sayıda bir insan nüfusu var ve bu grubun büyük bir kısmı da diğer grupları küçümseme ya da kötüleme eşiğinde. bu durum özellikle afrika halkları üzerinde yıllardır tekrar ediliyor ve dile getiriliyor. burada yaşayan yerli gruplar üzerine sık sık “ilkel”, “basit”, “yamyam” gibi kelimeler kullanıldığını biliyoruz. bu durumun saçmalığını gözler önüne sermeye çalışan güzel insanlar da yok değil. büyük bir kısmı uzaktan okuduklarıyla kalmayıp bu insanların yanında bir süre yaşıyor. dolayısıyla yazdıklarının değeri de bir hayli katlanıyor.

bu güzel insanlardan biri victor turner, stanford üniversitesinde görev yapan bir hocaydı, 1983 yılında aramızdan ayrıldı. geride bıraktığı ve bir antropoloji klasiği haline gelen eser ise “ritüeller – yapı ve anti-yapı”. ziyaret ettiği kabile afrika’daki ndembu kabilesi. kitap iki bölümden oluşuyor. öncelikle ndembuların ritüellerinin tek başlarına ve karşılaştırmalı olarak derinlemesine bir analizi yapılıyor. ikinici bölümde ise geçmişte ve geçtiğimiz yüzyılda bizim de pek bildiğimiz hippiler, zen, beat kuşağı, krishna, bob dylan, 68 kuşağı gibi oluşum ve olgulardan örneklerle “komunitas” kavramını sorguluyor. ilk bölümüyle ufkunuzu açacağınız, ikinci bölümü ile bazı şeyleri artık daha iyi anlayacağınız ve antropoloji klasiği ünvanını sonuna kadar hakeden bir eser. unutmayın. etilen de bir sosyete.

kriz hali ve devlet

baskın bir devletin kullandığı şiddet daha sonra televizyonun ve diğer kitle medyasının hipnotik gücü sayesinde bireyin düşüncesinin koşullanmasıyla – gene baskın olmakla birlikte- yer değiştirdi; bu araçların yukarıdan aşağıya -birinden pek çoğuna, tek bir yönde otoriter ve ısrarlı- işleyen iletişim formu bilincin kitleselleşmesini ve geçerliliğinin onaylanmasını daha etkileyici biçimde destekledi. theodor w. adorno, frankfurt okulu’nun diğer üyeleriyle birlikte, sadece piyasayı desteklemek için kullanılan günlü sanatsal değerlerin oluşmasıyla kitle kültürü (kendisinin “kültür endüstrisi” dediği bir süreçtir bu) tarafından taşınan koşullanmayı sert biçimde eleştirmekte haklıydı.

kriz hali ve devlet, ülke sınırlarında çok sık duyduğumuz bir kelime kriz özellikle ekonomi ile ilişkilendirildiğinde ve gidişatın gösterdiğine göre yakın zamanda çok daha fazla gözler önüne serilecek havuz medyası da konuşmak zorunda kalınca. kriz kelime anlamı olarak sadece ekonomi ile alakası değil pek tabii. günümüzün giderek küreselleşen dünyasının ürettiği çözümlerin belirli konularda tıkandığını ve türeyen popülizmin hangi seviyelerde olduğunu liderlerin enteresan çıkışlarına gülüp geçerek görüyoruz. ülke bu noktada istisna değil.

kitabımız “kriz hali ve devlet” yazarları değerli sosyologlar zygmunt bauman ve carlo bodoni. içinde bulunduğumuz ve farkında olduğumuz krizleri “devletin krizi”, “modernitenin krizi” ve “demokrasinin krizi” başlıkları altında detaylı bir şekilde inceliyorlar. hobbes ve leviathan, modernite, postmodernite, yapısöküm, ilerleme etiği, post-demokrasi gibi harika başlıklar ve oldukça değerli tartışmalar var kitap boyunca.

ve asıl değerli olan hiçbir iktidarın bilgi ve iletişimle ateşlendiğinde hayal gücünü durduramayacağı gerçeğini gözler önüne sermesi. 

okumanız, bilginin ve gerçeklerin peşinde koşmaya devam etmeniz dileğiyle.

modernizmin siyaseti

bir zamanlar “modern”, hatta “avangard” olan bugün için oldukça eskidir. modernist dilin ve yapıtların ifşa ettiği şey, en kuvvetli ifadelerinde bile, tespit edilebilir bir tarihsel dönemdir – gerçi bu dönemden tamamen çıkmış da sayılmayız. dönemin en faal ve yaratıcı yıllarında bugünden tespit edebileceğimiz şey, birçok yapıtın zeminini teşkil eden, hızla değişen çeşitli bir sanatsal yöntem ve pratikler yelpazesidir; aynı zamanda da görece sabit, kalıcı tutumlar ve bir dizi inanç söz konusudur.

bu haftanın okumasında raymond williams ile birlikteyiz. kendisini şahsen “gerçek radikallik, umutsuzluğu ikna edici bir şekilde açıklamakla değil, umudu mümkün kılmakla olur” sözü ile tanıyıp sevmiştik. şimdi kendisinin en çok söz söylediği alanlardan olan kültürel teori üzerine bir eser ile baş başayız. modernizm ve kültürel teori ile başlayıp, metropol algıları ve modernizmin doğuşu, dil ve avangard, siyasal forum olarak tiyatro, sinema ve sosyalizm, kültür ve teknoloji, kültürel incelemenin geleceği gibi birbirinden değerli bir çok başlık mevcut. bu başlıkların raymond tarafından değil, kendisinin aramızdan ayrılışının ardından tony pinkney isimli akademisyenin taslak metinleri düzenleyerek oluşturulduğunu belirtmek de gerekiyor.

bütün bu metinlerin, herhangi bir yolculukta ya da ayaküstü okunacak şeyler olmadığını belirtmek gerekiyor. sindire sindire, üzerinde düşünerek okunması gereken eserlerden. sabrettiğiniz ve gerekli özeni gösterdiğiniz takdirde ek olarak keyifli bir edward said söyleşisi de karşına çıkacak. kolay gelsin.

modernizmin siyaseti
raymond williams
türkçesi: barış sannan
Sel Yayıncılık
2018, 248 sayfa
ISBN: 978-975-570-916-1

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.