Menü Kapat

Kategori: insan (sayfa 1 / 19)

franz reichelt

franz reichelt. ilginç bir kişilik. özünde terzi. uçmaya hevesli. garip kıyafetler tasarlayarak 5. kattan yaptığı atlayışlar başarılı olduktan sonra yeni icadı ile eiffel üzerinden deneme yapıyor. hatta başarısından emin ki basını da çağırıyor. sonucu aşağıda izliyorsunuz.

inanmak ve hayallerin peşinden koşmak mı yoksa aptallık mı siz karar verin.

uyanıkken görsel halüsinasyon görmek – II

Herkes, başkalarını var ettiği kadar var. Ya da Sartre gibi düşünürsek, başkalarının varlığı bizim varlığımızın temelini oluşturuyor. Peki ya, var olmasını istediklerimiz, determinist bir şekilde arzuladıklarımız, kendimizden sakladıklarımız ne olacak? Onları görmezden gelebilecek miyiz?

-Bu aşamada, içinde bulunduğunuz duruma göre ya kimyasal bir takım etkiler sonucu (tam anlamıyla bir uyuşturucu fabrikası olan bedenimizin bu takım efektleri ortaya çıkartması hiç de zor olmayacaktır; bkz insan bedeninde bulunan adrenokrom, dimetiltriptamin, endorfin, serotonin vs) ya da gerçek anlamda ruhlar tarafından ziyaret edilmiş olabilme ihtimaline karşılık, metnin içindeki kendi durumunuza uyan kısımları kendiniz için kullanabilirsiniz.-

Bireyin beyni, genel olarak bireye hizmet eder şekilde çalışsa da –en azından bizim için kabul gören gerçek bu- bazı noktalarda bariz şekilde aksi davranışlarda bulunabiliyor. Bunu genellikle, görsel imgeler üzerinden gerçekliğin boyutlarıyla oynayarak yapıyor. Koku, tat alma, dokunarak hissetmek gibi bir takım farklı duyular beyin için yeterli çeşitliliği ve yaratıcılığı sağlayamadığı ve yanıltılması bir noktada daha zor olduğu için, büyük çoğunlukla görme duyusu beynin ilk tercihleri arasında oluyor.

Peki ya neden her seferinde, karanlık bir gölge peşimizden geliyor, neden öteki taraftan gelen ve sanki hep buradaymış gibi davranan o gizemli gölge ruh, karabasanların elçisi bizi rahatsız ediyor? Neden ciddi anlamda büyük çoğunluğumuz aynı şeyleri görüyoruz? Gerçekten var oldukları için mi, yoksa beyinlerimiz kimyası gereği aynı şekilde çalıştığı için mi?

“canlı gibiler”, “çok gerçekçi bir kâbus gibi”,  “yol kenarındaki siluetler” “travmatik bir kaza sonrasında başlayan sanrılar” ve benzeri birçok tanım. Hepsi neredeyse birbirleriyle aynı belirtiler. Bu, beynin tekdüzeliğin içine sıkışmış, somutluk yaratan kısmı (1.1). İkinci olarak, görünürden çok, hissedilen, beyninizin içinde sizinle konuşan bir kısım var, asla kurtulamadığınız ve sürekli tiktaklayan bir saat gibi işlemeye devam eden o saplantılı kısım (1.2 ve diğer soru-nlarınız için iletişime geçebilirsiniz.)

Devam

weegee

usher fellig olarak 1899’da doğdu. ailesi amerikaya göç edince ismi daha amerikan gözüksün diyerekten “arthur” ismini de aldı. yetmedi, polis telsizine gizlice bağlanarak dinlediği anonsların ardından suç mahaline polisle aynı anda gittiği için “weegee” lakabı takıldı. isimden ziyade bizim için önemli olan nokta kendisinin yaptıkları. yani çektiği fotoğraflar.

kendisi foto muhabiri, fotoğrafçı olarak anılıyor. bu yazıya konu olmasının sebebi ise 1930 ve 1940’lı yıllarda efsane olmasını sağlayan tarzı ve çarpıcı fotoğrafları. çarpıcı olmasının temel sebebi de kanımca doğrudan gerçeği yansıtması. farkedeceğiniz gibi fotoğraflar bakarken herhangi bir yorum yapmanız gerekmiyor. her şey apaçık ortada.

bu durumun arkasında ise basit bir sebep yatıyor: para kazanma isteği. geçim sıkıntısı yaşarken ACME haber ajansında karanlık odacı olarak çalışmaya başlıyor. birgün etrafta kimse olmadığı için kendisinden bir yangının fotoğrafı çekilmesi istenildiğinde fotoğrafı teslim ettikten sonra  kazandığı telif ücreti onu bütün sansasyonel olayların peşinden koşmasına sebep oluyor. çünkü en çok sükse yapan fotoğrafların sansayonlar olduğunun farkına varıyor. kendisi bu durumu şöyle açıklamış;

birinin bana iş ya bir şey vermesini beklemedim. kendim için bir iş yarattım – freelance fotoğrafçılık. ve herkesin yapabileceği bir şeyi yaptım. yaptığım tek şey iki yıl boyunca Manhattan polis merkezine  gitmekti ve herhangi bir polis kimliği ya da izin olmadan çalıştım. polis telsizine bir haber geldiğinde, peşinden gittim. amacım fotoğrafları gazetelere satmaktı. ve doğal olarak, bir anlamı olan hikayeleri tercih ettim.

bu şekilde kariyeri boyunca  5.000’e yakın cinayeti görüntülemiş olduğunu söyleyen birinden bahsediyoruz. daha fazla uzatmadan sosyal ortamlarda kullanabileceğiniz bilgiler ile de devam edelim; george michael’in “listen without prejudice” albümünün kapağı kendisinin. ayrıca john zorn’un “naked city” albümünün de isim babası ve pek tabii kapak fotoğrafının sahibi. ayrıca kubrick’in “dr. strangelove” filmindeki görsel efektler danışmanı. karakteri filmdeki oyuncuları da oldukça etkilemiş.

sanıyorum bu kadar bilgi sizin için yeterli. araştırmak isteyenlerde farklı kaynaklara yönelebilir. şimdi sizi bir süre ekran başına kitleyecek bu fotoğraflardan oluşan bir weegee albümü ile başbaşa bırakıyoruz.

weegee

bakışsız bir kedi kara (Ece Ayhan)

Sen bu topluma “insan toplumu değil” dersen, o toplum seni dışlar. Bunu biliyorum ben. Ben de istemezdim ama, bu böyle. Biraz ileri gitmiş de olabilirim. Ama ben hayattan çekilmiş olsam, bir başkası gelecek. Gelir. Bizim işlevimiz de bitti aslında. Yapılacak şeyi yaptık gibi geliyor bana. Bayrağı diktik. Ayarlar, aymazlar. Artık bizim dışımızda.
– Ece Ayhan

zafer yalçınpınar yıllardır üretmeye ve paylaşmaya devam eden sevdiğimiz güzel insanlardan (selam olsun). kendisi ayrıca bakışsız bir kedi kara altında ece ayhan toplaması yapıyor. ece ayhan hakkında çok sayıda yazı, görsel ve düzenli bir indekse de ulaşabilirsiniz. teşekkür ederiz.

bakışsız bir kedi kara (Ece Ayhan)

İnsanın Sonu

Biz, insanlık en baştan beri katillerimizin peşinden gideriz. Biz, bizi en dibe sürükleyenleri, kendi çobanımız olarak görürüz, zira biz en üstte olanlarız, biz yaratılanların en yücesiyiz ve bizden üstün ne olabilir ki?

Yaratılmışların en yücesi olan insan, dünyayı yok etmeye en eğilimli olandır, zira dünya onun için yaratılmıştır, onun hizmetine sunulmuştur ve başka hiçbir canlının bu mavi nokta üstünde söz hakkı yoktur.

İnsan, kendi çıkarları nedeniyle en çok kendi türünü ve başka türleri yok eden varlıktır, zira dünya kendisi için kurulmuştur ve sırf bu neden yaptıklarını doğrular niteliktedir, o insan, dünyanın sahibidir.

O insan ki inandığı doğruluğu sorgulanabilecek şeyler için kendi türünü ve daha da ötesi başka türleri öldürür, sırf kendi var ettiği şeylerden daha fazlasını elde edebilmek için.

İnsan kendi yaratmıştır, parayı, toprağı, madenleri birer sosyal statü belirteci olarak, ve kendi bunlar için kendiyle savaşır sırf kendi anlamlandırdığı şeyler için, kendisi kendi anlamlandırdığı şeyler dolayısıyla kendi türünden varlıklardan üstte olmak için daha fazlasını elde etmek ister.

İnsan budur, kendisi güçlü olmak ister, kendisi güçlü değilken güçlülere ateş püskürür, kendisi zayıf iken ise zayıfların fazla çalışmadığını söyleyecek kadar da ikiyüzlüdür.

Hangimiz güçlüyüz oysa, hangimiz kendi hayatımızdaki çelişkileri alt edebiliyoruz, hangimiz kendimizi ve kendi türümüzü yenebiliyoruz?

İnsan budur, kendisi güçlü olmak ister, kendisi güçlü değilken güçlülere ateş püskürür, kendisi zayıf iken ise zayıfların fazla çalışmadığını söyleyecek kadar da ikiyüzlüdür.

Hangimiz kendimizi aşabiliyoruz? Her birimiz kendi türümüzden birilerinin belirlediği sınırları aşmak için uğraşan tekilleriz. Artık yapacak hiçbir şeyimiz yok, sadece izimiz kalsın istiyoruz ve izlerimizi küreselleştiremedikçe birer hiç olmaya devam edeceğiz.

Ey insan ki kafandaki bir kiloluk hamurla sendin en güçlüsü canlıların, neden kendini öldürmeye çalışıyorsun?

suyun ayak sesinden

1928’de kaşhan’da dodğu. 20. yy’da nima yusiç,ahmed şamlu, furûğ ferruhzâd, mehdiehkevan salis gibi iran şiirinin önemli temsilcilerinden biridir sepehri. “suya, toprağa ve rüzgara inanan şair.” ilk şiir kitabı “merg-i reng” (rengin ölümü) in ardından 7 şiir kitabı daha yayınlandı. cavit muhakkes tarafından türkçe’ye çevrilmiş iki şiir kitabı var; sekiz kitap ve başlangıcın sesi. aynı zamanda iran şiirinden iyi tanıdığımız ve acı şekilde yitirdiğimiz furuğ ferruhzad’ın da arkadaşı.  iran’da tanınan bir ressam. 1980 yılında lösemi hastalığı nedeniyle aramızdan ayrıldı. ardından şiirler, resimler bıraktı. suyun ayak sesi’nden şiir otobiyografik bir şiirdir. sohrap sepehri’nin dizelerini yaralarınıza sürün.

işte o suyun şiiri.

Kaşan şehrindenim
Fena sayılmaz halim,
Bir lokma ekmeğim var, biraz aklım,
İğne ucu kadar da zevkim.
Annem var, ağaç yaprağından daha güzel,
Dostlar, akan sudan daha iyi

Devam

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.