ihanet

Kadim şehirlerin en önemli güzelliği, ana karakterlerini kaybetmeden yeniyi bünyelerinde eritmesi, özlerinden katarak yeniden yoğurmasıdır. İstanbul bu açıdan gerçekten müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  – 21.10.2017 ve trajedi; Esas trajedi buydu. Bir adamın kötü

cinnet vatan

Bakan Naci Ağbal, şunları söyledi: “Biz biliyorsunuz bu düzenlemeyi yasayla yapıyoruz. Öncelikle şunu söyleyeyim MTV her sene artıyor. Enflasyon ne kadarsa otomatik olarak zaten artıyor. Eğer biz herhangi bir yasal düzenleme yapmasaydık MTV yüzde 15 oranında 2018 yılında artacaktı. Örneğin bu sene 500 TL MTV ödemiş bir vatandaşımız, aslında bu da iki taksitte ödeniyor, 250

şehir heykelleri

Her gün önlerinden geçiyoruz. Çoğu, kentin en önemli simgesinin yüzlerce kez büyütülmüş hali. O kadar çirkinler ki çoğu zaman görmezden gelmeyi tercih ediyoruz. görmezden gelmeyi tercih ettiğimiz diye sınıflandırmış arkadaşlar ama üstte gördüğünüz enteresan “şey” olayı farklı bir boyuta taşıdı. kendisiyle “spektaküler” şehir heykelleri için başarılı bir görsel hafıza; şehir heykelleri

Çok Acı Var

Eski kocası tarafında sokak ortasında öldüreni gördük. Tecavüze uğrayıp yakılanını, bakire olmadığı için telle boğduklarını gördük. Ahlaksız, namussuz olduğunu düşündükleri için odasına kapatıp, yanına fare zehri koydular. “Ya açlıktan ölürsün yada bu zehri iç geber” dediler, bunları da gördük. Oda kısa giymeseymiş diyenini gördük. “Bize yardım ediyordu bende engelli kızıma tecavüz etmesine ses çıkarmadım” diyen

post-truth

post-truth geçtiğimiz sene oxford sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilmişti. bu yıl da popülerliğini kaptırmayacak gözüküyor. türkçe’de gerçek ötesi / gerçek sonrası diye çevrilmesinde biz sakınca görmüyoruz. post-truth nedir peki diye soranlara kısaca kamuoyunun görüşünü şekillendirmede objektif gerçeklerden ziyade duygu ve kanaatlerin etkinli olduğu durumlar diyoruz. yani bariz yalanlar üzerine kurulu siyaset diyoruz. aa türkiye işte

Yirmibirinci Yüzyıl Ağıdı

Varlığımı oyalayacak herhangi bir meşgale bulamıyorum bu dünyada. Saydam ve kendi – olmayan bir toplumda ne kadar kendi ruhunu yaşayabilir ki bir insan? Tüm uğraşlar boşa çıkmış, inananlar inançsızca yaşıyor ve ateistler kendi inançsızlığına tapıyor ulus devletler eliyle yaratılmış kapitalistik toplumumuzda. Reform ve rönesans dönüştü ve tekellerin ezici makinesine besin oldu. Fanatizmini ve ön yargılarını