Menü Kapat

Kategori: fotoğraf (sayfa 1 / 5)

finnish wartime

aşağıdaki link sizi “wartime photograph archives” adı altında finlandiya’nın sovyetler birliği ile “kış savaşı”, akabinde yine karşılarında sovyetler olduğu için “devam savaşı” ve almanya ile “lapland” savaşı döneminde çekilmiş 1939-1945 yıllarından 160.000 fotoğrafa götürüyor. özellikle kış savaşı bölümünde enteresan fotoğraflar mevcut. bazılarının rahatsız edici olabileceğini hatırlatarak savaşın anlamsızlığını ve yıkıcılığını bir kez daha hatırlamak isteyenler için leziz bir kaynak. kolaj insanları ve siyah-beyazın güzelliğinin farkında olanlar için ekstra bilgi vermemiz gerekli değil sanırım. yüksek çözünürlük indirebiliyorsunuz. buyrun;

finnish wartime photoghaph archives

europeana collections

Explore 53,271,009 artworks, artefacts, books, videos and sounds from across Europe.

üstteki alıntı her şeyi özetliyor. avrupa sınırlarından 53 milyondan fazla kitap, video, ses, fotoğraf arşivi. belki de şimdiye kadar paylaştığımız arşivler içerisinde en dolu dolu olanı. sık kullanılanlarınızda üst sıralara alınız. biz anlatmayalım siz keşfedin.

europeana collections

SOYOS

Kafataslarında bir kuş sesini duyuramıyor.
Koyu bir dervişin beyninin içinde, saatler, günler, belki yıllar geçirebilirim.
Hiçbir kapıyı açamıyorum.
Sarhoş değilim. Hiç ayık olmadım.
Bir seyyahın ayakları altında ezilmek isterdim.
Bir insanın kasıkları arasında sıkışıp boğulmak.
Soluğum yok ne yaşamaya ne ölmeye.
Unutmak isterdim, hatırladığım bir şey yok.
Uzak ya da yakın yok.
Ayaklarım var, adım yok.
Penis ve vajinanın elele intiharını görmek isterdim. Aynalar gerçeğiyle barışamayan palyaço dolu.
Bir evim olsun isterdim, bir kan dolaşımının içinde olmak.
Neresinde ölmeli aşkın?
Kaos içinde yeni bir kaos titreşiyor.
Ve isyan diri bir mum ışığında.
Oyuncaklar ancak oyunu öldürebilir.
Bazı çiçekler daha güzel.
Bazı sesler, bazı gözler, bazı ağlamalar daha güzel.
Ne olursa olsun esir yok.
Senin mi o elma?
Senin mi o gözler?
Senin mi o bulut?
Evet bazı çiçekler daha güzel.
Evet bazı ağlamalar daha güzel.
Tabloyu hangi renklerle boyadınız böyle?
Durakları, meyleri, parkları, sınırları, mahalleleri, sokakları, haneleri, iskeleleri, bayrakları,
giysileri, toprağı, nefesleri, zihni, aşkı, … kendinizi?
Neresinden başlayacaksınız yakmaya evreni?
Küllerinden yeni yeni oyuncaklar dirilecek mi?
Herkesin elinde kan var, parmaklarına yetecek kadar, eller kanlı.
Herkesin eli tekno kir içinde,bir temizlik düşlüyorum düzen salgınına.
Ama, kuşkusuz yayılıyor, keskin ve belirsiz hanelerden.
Çok ev var parmaklarla sayılmaz. Ve hiç ev yok sayılacak.
Gecenin cümlelerini unutamıyorum.
Ezeli ebedi gök delen yersizleri unutamayacağım.
Aklım, canım, aşkım hiç.
Havlayan ağaç yapraklarını unutamıyorum.
Solumadan sevişen çiçekleri unutamıyorum.
Gündüz hiç.
Bir gözüm çıkarıldı, tek gördüm ve unutamıyorum.
Numaralardaki sıfırları unutamıyorum.
Takvimlerde bir yer arıyorum,göz açmadan geçecek bir ömür.
Silah öldürüyor, neresinde durmalı şehrin? Hatırlamıyorum.
Parmaklar belirsiz tedirginlikteyken, neresinden girmeli eve? Hatırlamalıyım.
Bir turna sürüsü anlatabilmeli. Silah insanı korumak için mi?
Kaldırım taşlarındaki yangın kıvrandığında, nerede atlamalı denize?
Neresinde sevişmeli ormanın, hangi makinenin fişini çekmeli önce?
Bir kuklanın kukuletasını yakamam, taşlaşmışların mührünü çalamam,
sıfatların telsizini kıramam, bulvarlarda haykıramam.
Kara elmaların sesi duyulmuyor.
Herkesin içinde kan var, herkesin kanı kendi.
Resmi silahlar, renkleri, figürleri korumak için mi?
Baş kana meraktan mı dökülen kanlar?
Yeniden birlikte kuralım, 123’ü, ABC’yi.
Acil durum tohumlarını unutalım.
Kıvılcım çıkaramam.
Su olamam.
Toprakta bile yerleşik duramam.
Ve yalnızlık yangınının ateşiyle ısınıyorum, bunu nasıl unuturum?

guy martin – paralel devlet

guy martin, tt isle of man yarışçısı olan değil fotoğrafçı olanı. 2011’de libya’da bir saldırıda yanındaki 2 arkadaşı hayatını kaybederken kendisi ağır yaralı olarak kurtulmuş. uzun süre yürüyememiş ve fotoğraftan uzak kalmış. akabinde 2012’de istanbul’a yerleşmiş. an itibariyle nerede yaşıyor bir fikrim yok.

ülkedeyken boş durmamış, patlama yapan dizi sektörünü incelemeye almış. dizilerde gösterilen ve pazarlanan türkiye ile sokakta yaşanan gerçekleri yanyana koyup son yılların en çok duyulan kelimelerinden “paralel devlet” isimli bir seri hazırlamış. doğal olarak en büyük ilham kaynağı gezi ve sonrasında yaşanan olaylar olmuş. beyaz toroslar, berkin elvan ve hepimizin bildiği diğerleri. çarpıcı bir inceleme. son dönemde de boş durmamış “erdoğan’s revenge” adı altında can dündar ve cumhuriyet gazetesini fotoğraflamış.

bizi ilgilendiren kısımlarıyla kalmayın, kendisinin diğer işlerine de bakmadan geçmeyin diyoruz. dışarıdan bir göz çoğu zaman daha iyi algılamanızı sağlıyor.

weegee

usher fellig olarak 1899’da doğdu. ailesi amerikaya göç edince ismi daha amerikan gözüksün diyerekten “arthur” ismini de aldı. yetmedi, polis telsizine gizlice bağlanarak dinlediği anonsların ardından suç mahaline polisle aynı anda gittiği için “weegee” lakabı takıldı. isimden ziyade bizim için önemli olan nokta kendisinin yaptıkları. yani çektiği fotoğraflar.

kendisi foto muhabiri, fotoğrafçı olarak anılıyor. bu yazıya konu olmasının sebebi ise 1930 ve 1940’lı yıllarda efsane olmasını sağlayan tarzı ve çarpıcı fotoğrafları. çarpıcı olmasının temel sebebi de kanımca doğrudan gerçeği yansıtması. farkedeceğiniz gibi fotoğraflar bakarken herhangi bir yorum yapmanız gerekmiyor. her şey apaçık ortada.

bu durumun arkasında ise basit bir sebep yatıyor: para kazanma isteği. geçim sıkıntısı yaşarken ACME haber ajansında karanlık odacı olarak çalışmaya başlıyor. birgün etrafta kimse olmadığı için kendisinden bir yangının fotoğrafı çekilmesi istenildiğinde fotoğrafı teslim ettikten sonra  kazandığı telif ücreti onu bütün sansasyonel olayların peşinden koşmasına sebep oluyor. çünkü en çok sükse yapan fotoğrafların sansayonlar olduğunun farkına varıyor. kendisi bu durumu şöyle açıklamış;

birinin bana iş ya bir şey vermesini beklemedim. kendim için bir iş yarattım – freelance fotoğrafçılık. ve herkesin yapabileceği bir şeyi yaptım. yaptığım tek şey iki yıl boyunca Manhattan polis merkezine  gitmekti ve herhangi bir polis kimliği ya da izin olmadan çalıştım. polis telsizine bir haber geldiğinde, peşinden gittim. amacım fotoğrafları gazetelere satmaktı. ve doğal olarak, bir anlamı olan hikayeleri tercih ettim.

bu şekilde kariyeri boyunca  5.000’e yakın cinayeti görüntülemiş olduğunu söyleyen birinden bahsediyoruz. daha fazla uzatmadan sosyal ortamlarda kullanabileceğiniz bilgiler ile de devam edelim; george michael’in “listen without prejudice” albümünün kapağı kendisinin. ayrıca john zorn’un “naked city” albümünün de isim babası ve pek tabii kapak fotoğrafının sahibi. ayrıca kubrick’in “dr. strangelove” filmindeki görsel efektler danışmanı. karakteri filmdeki oyuncuları da oldukça etkilemiş.

sanıyorum bu kadar bilgi sizin için yeterli. araştırmak isteyenlerde farklı kaynaklara yönelebilir. şimdi sizi bir süre ekran başına kitleyecek bu fotoğraflardan oluşan bir weegee albümü ile başbaşa bırakıyoruz.

weegee

takipçiler / followers

takipçi sayısı önemli değil mi? bir insanın hatta ne kadar pöpüler ve önemli biri olduğuna takipçi sayısına göre karar veriyorsunuz. takipçi sayısına bu kadar önem verirken onların kim olduğuyla ilgilenen kesim ise neredeyse yok denecek kadar az. muhtemelen siz de o grupta değilsiniz. followers serisi ile marco onofri insanların özel fotoğraflarını ve anlarını kimin takip ettiğini bilmeden paylaşanlar için bir hatırlatmada bulunuyor. hatta hatırlatma kalmıyor, tokat gibi çarpıyor. kendisinin diğer işlerine bakmayı da ihmal etmeyin.

marco onofri

 

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.