Menü Kapat

Kategori: film (sayfa 1 / 40)

sarmaşık . 2015

Selam, merhaba, hi. Sizi imdb sitesinde 3.386 kişi tarafından oylanan ve bu kadar az kişi tarafından oylanmasına karşın 10 üzerinden 8 puanı alabilmeyi başaran,  2015 altın portakal en iyi erkek oyuncu ödüllü, 2015 altın portakal en iyi senaryo ödüllü, 2015 altın portakal en iyi film ödüllü bir filmi anlatacağım. Umarım sizde bir merak uyandırır da açıp izlersiniz. Ya da muhtemelen zaten izlediniz, belki hatırlamak istersiniz.

Yönetmenliğini Tolga Karaçelik’in yaptığı bu film bir gemide geçiyor. Hayal edin. 6 erkek bir gemide. Sizce neler olabilir?

Erkeklerin bir arada bulunduğu her ortamda rekabet vardır, kadınlarda olduğu gibi. Birileri lider olmak ister, en iyi olmak ister. Bazıları ise ne etliye, ne sütlüye karışır, her ne denirse yapmaya hazırdır üstelik bunu sorgulama ihtiyacı hissetmez. Şimdi konumuza dönelim 6 erkek bir arada başta birbirleriyle anlaşabilecekleri kişilerle bir arada dururlar. Bir süre sonra fikir çatışması başlar. Ortam gerilir, sözler faydasızdır. Güç gösterisine kalkışılır, korku vermek istenir.

Filmin en önemli özelliği insan davranışlarını dolandırmadan, olduğu gibi gözler önüne sermiş olması. Meseleye rekabet dışında bakıp kişileri başka şeylere dönüştürebiliriz. Örneğin içinde bulunduğumuz sistem. Buraya getirilirken bize sorulmadı. Öylece varolduk. Kimimiz ülkede olup biten her şeyi olduğu gibi kabul etti. Araştırmadı, sorgulamadı. Kimimiz bir tarafa ait olmayı seçti. Kimimiz yanlışları görüp direnme, hak arama ihtiyacı hissetti. Kimimiz birlikte kuvvetin doğduğunu anlayarak, yardımlaşarak birbirine iyi gelmeye çalıştı. Hak aradı.

Gemideki kaptanı iktidar kabul edin. Çalışanları da onu destekleyenler, desteklemeyi bırakanlar, asla desteklemeyip düzene karşı olanlar ve varolmalarına rağmen yokmuş gibi davranılanlar olarak ayırdığımızda her şey gün ışığına çıkıyor.

İlk işleyişte “ben az önce ne izledim?” etkisi uyandırıyor insanda. Birkaç kez daha izlenilip sindirilmesi gerekiyor. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor bu film sayesinde. Hırslarımız, kibrimiz, şiddet eğilimimiz, çaresizliğimiz her şey iç içe. Filmin ilk dakikalarında “yahu ne zaman bitecek bu durgunluk?” diyebilirsiniz. Sadece sabırlı olup bekleyin. Sakın kapatmayın. Oturduğunuz yerde gerim gerim gerildiğinizi, hatta nefesinizi tuttuğunuzu, teoriler uydurarak “aslında bu şu muydu?” “Hayır öyle değilmiş?” gibi sorgulamalarla geçen zamanı filmin sonunda anlayacaksınız. Şimdiden iyi seyirler dilerim, umarım seversiniz, umarım sevip anlatabilirsiniz birilerine. Böylelikle bu filmi izleyen, oylayan sayısı artar. Bizim ülkemizden de kaliteli filmler çıkabildiğini herkes görmüş olur. Çünkü gidişatımız kötü her anlamda. Bari biraz iyi şeylere odaklanalım, görmeyi anlamayı ve her zaman sorgulamayı bilelim.

Sinemadan Zevk Almak

İzlediğin karelerin ardında küplerce alt metin olması seyir zevki verir mi mesela? İnsanlar anlıyormuş gibi yapar çoğu zaman. Önemli olan anlamak mıdır peki sinemada? Yoksa görmek midir?  Bakmak, görmek ve anlamak arasındaki yarış…

Ve bence görmekle kalamayacağınız filmler var.

Film dediğin ayakkabının içine kaçan taş gibi olmalıdır!

demiş bi’yönetmen.

Devam

sanatorium pod klepsydra – 1973

neden daha önce sanki buradaymışım gibi hissediyorum?
çok uzun bir süre önce…
yaşamımız boyunca gördüğümüz her manzarayı,
aslında önceden biliyor değil miyiz?
hiç tamamen yeni bir şey olabilir mi?

zaman ve mekansızlıkta düşsel bir gezinti… zaman ve mekanın bir karşılığı yok, zaman ve mekan neden böylesine ciddi ki? solgun bir dünya, meyveler, bahçeler, kuşlar, filler, yüzler..  öylesine donuk ki, belki de sadece balmumları…

1973 Polonya yapımlı bu film, o dönem Polonya sinemasında oldukça ayrı konumlanır. (ki günümüzde kıyıda köşede kalmış olmasına rağmen, dünya sinemasında da benzersiz olduğunu söylemek abartı olmaz) Savaş ve bu savaşın sarsıcı gerçekliğini aktaran genel sinema anlayışına karşı, Wojciech Has ise sürrealist bir anlatımı tercih etmiştir. toplumsal yerine bireysel yaklaşımı ve güçlü imge metaforlarıyla “sanatorium pod klepsydra”… bir şekilde bulup izleyiniz.

imdb . Wojciech Jerzy Has – Sanatorium pod klepsydra (1973)

Anahtar

Anahtarlarını bana verir misin, benimkileri sana verebilirim?
Denize fırlatırız batık hayaletler gibi dururlar.
Kuyuya atsak?
Seslerini mi özleriz, renklerini mi,yüklerini mi?
Kimse muhtaç değil anahtara. İhtiyaç var anahtarları unutmaya.

Anahtarlarınızı son kez koklayın, kıvrımlarını ezber edin.
Hatırlayamayacağınız yerlerde düşürün.
Çoğalamazlar ve eksilmeyecekler.
Yer değiştirecekler.
Olsa olsa birleşirler.
Herkes başkasının anahtarını görebilecek, taşıyabilecek ya da taşımayacak.

Anahtarların yetkilerini soluğunuza çekin.
İki nefes yetecektir buna.
İçeri ve dışarı.
İki nefes.
Anahtarları deşin, bırakın kanasınlar ferahlayana kadar.
Gelin açılmayan ve kapanmayan buhrana.
Herkes birinden önce sözler bıraktı zemine.
Sönmeyin ya da yanmayın bulmadan önce.
Altı duvar ekseni dökülsün her zerrenizden.
Siz,siz olmayın bir kere de uzunca uykudan uyanın.
Yıkın hanelerinizi rahimlerinden.
Kurum içinde debelensin kurumlarınız.
Semtlerin kaldırım seviyesine inin ve bağırın her yana.
Yaşasın kırık anahtarlar.
Yaşasın kayıp anahtarlar.
Yaşasın ayık anahtarlar.
Anahtarlarınızı gömmeden öldürün.
Eşikler sesleşemez.
Çilingirler kanamaz.
Parmaklarınız incinmez.
Kilitler sancıyamaz.
Anahtarlarınızı öldürmeden gömün.
Anahtarların sırrını boğun.
Anahtarların sınırını yolun.
Anahtarların meylini kovun.
Çiçeklerden açın,çiçeklere açın, çiçekleri açın.
Anahtarlarınızı uçurun. Çiçek ile açın.
Anahtarlıklardan kurtulun ve tasmasız köpeklerin sarhoş ediciliğini seyre dalın.
Kimse muhtaç değil anahtara. İhtiyaç var anahtarları unutmaya.

Boşaltıyoruz

Bu köhne ve rutubetli yerin ardında bir hayat olduğu izlenimine kapılır belki insan. Bant kaydından yayımlanan sesleri andırıyor duyduklarım; gökyüzü yok, canlılık yok, acınası ve tekrar eden bir sessizlik dışında neredeyse hiçbir şey yok. Devamlılığı besleyen kozmik bir yanılgının dışından içeri fırlatılmış gibi insanlık.

Etilen & Robonima Sunar: Buster Keaton “The General”

Geleneksel aylık kargart gösterimlerimize bu pazar güzel insanların katkılarıyla devam ediyoruz. Hamlelerini her daim takdir ettiğimiz Robonima tayfasından Zoo Psychology (Headspin & Cinuty), Cihan Gülbudak (Meczup) ve Sezer Altuntaş, biz Buster Keaton’un sessiz filmi “The General”‘i izlerken sesleri yayacak. Kuzey Güney savaşında bir tren makinistinin maceralarına odaklanan filmi izledikten sonra 1926’da nasıl böyle bir film çekilir diye tartışıp, filmin askerliğe övgü mü yoksa antimilitarist bir ters kroşe mi olduğuna hep birlikte karar vereceğiz. Bu arada Robonima’nın canlı müdahalelerine de kayıtsız kalamayacağız. Her daim olduğu gibi etkinlik ücretsizdir, gelenler çok memnun kalır ve kaçıranlar üzülür.

ETİLEN & ROBONİMA SUNAR: Buster Keaton “The General” // gösterim + performans
9 Nisan 2017 Pazar / 18:00
Salonda 50 kişilik oturma grubu vardır.
Etkinlik ücretsizdir.
18 yaş sınırı vardır.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.