Menü Kapat

Kategori: film (sayfa 1 / 43)

jim morrison ve neden yağ güzeldir

jim morrison ve howard smith’in 1969 yılında yaptığı röportajın ses kaydı ve üzerine harika bir animasyon. sizin için metni de çevirdik. afiyet olsun.

aç mısın?

neden soruyorsun?

yani, belki biraz sandviç ya da bir şeyler sipariş verebiliriz. “chicken delight” ya da başka bir şey. aç değil misin? nasılsın: aç mısın? öğle yemeği zamanı. bu sabah kahvaltı yaptın mı?

evet.

demek yaptın. ne yedin?

buradaki çikolatalı kek ve çay gibi ufak şeyler.

sadece bu kadar mı?

tek istediğim bu.

daha çok yemelisin, howard.

çok fazla kilo almışsın. sen çok mu yiyorsun?

yani… bunun beni gerçekten rahatsız eden bir şey olduğunu biliyorsun. şişman olmanın nesi yanlış? bunu bilmek istiyorum. neden böyle…

bunun yanlış bir şey olduğunu söylemedim.

şişman olmak neden bu kadar zahmetli? hmm… yağ ile ilgili yanlış bir şey göremiyorum. bilirsin? demek istediğim, 83 kilo olduğumu hatırlıyorum. ben aynı boydayım. o zaman da aynı boydaydım ve 83 kilo ağırlığındaydım ve üniversiteye gidiyordum. ve yemekhaneden yemek kartı aldım. ve yemekhane yemekleri ağırlıklı olarak nişastaya dayanmaktadır. ucuz yemek olduğunu biliyorsun, değil mi?

ve bu yüzden ne olduğunu bilmiyorum, ama sırasıyla… bilmiyorum, sadece öyle hissettim ki… eğer öğününü kaçırdıysan, bilirsin… şimdi hatırladım ki: “eh, iğreniyordum, değil mi? ”eğer bir yemeği özlediysem onu gömerim. her sabah kahvaltı yapmak için saat 6: 30’da kalkarım tamam mı? yumurta ve irmik ve sosis ve tost ve süt. sonra birkaç derse giderim. ve ben orada öğle yemeğine geçerim.

patates püresi. arada sırada bir şeylerin içine ufak bir parça et koyarlardı, bilirsin? sonra birkaç derse daha giderim. sonra akşam yemeğine geçerdim ve orada daha fazla patates püresi olurdu.

ve yaklaşık üç ay sonra 83 kilo oldum. ve biliyor musun? çok iyi hissettim. bir tank gibi hissettim, biliyorsun. büyük bir memeli gibi hissettim. büyük bir yaratık. koridorlardan geçerken ya da çimlerden geçerken, herkesi yolumdan çekebileceğimi hissediyorum. ben sağlamdım dostum. zayıf ve inandırıcı olmak korkunç, çünkü bilirsin, kuvvetli bir rüzgâr ya da bir şey tarafından devirilirsiniz. yağ güzeldir.

şu an kaç kilosun?

bilmiyorum. 68 kilo civarı olsam gerek. bilek güreşi mi yapmak istiyorsun howard? hazır mısın? formda mısın?

tamam. hazırım.

jim morrison: biliyorsun röportaj bitti.

çeviri/yorum: etilen

ordu-texas

1960’larda ingiltere’ye çalışmaya giden ordulu osman gürsoy, boş zamanlarında kısa gezilere çıkmak için ikinci el bir vespa motosiklet satın aldı. 1969’da yenilediği motoruyla ordu-londra arasını 19 kez katetti. londra’ya her dönüşünde ayrı bir yoldan giderek, arnavutluk ve finlandiya dışında tüm avrupa’yı gezdi. motorunu uçağa koyup amerika’ya gitti.

50 günde new york’tan seattle’a abd’yi ve montreal’e kadar kanada’yı dolaştı. bugüne kadar toplam 180 bin kilometre aşıp, dünyanın çevresini beş kez dolaşacak kadar yol yaptı. gezilerinde, 3 bin saat motor üzerinde kaldı. sekiz ton yakıt, 350 kilo yağ harcadı. gürsoy, arizona çölü’nü bile geçtiği 150 cc’lik motoru koç müzesi’ne bağışlamak istiyor.

hayatta her konuda olur mu olur demeyi ihmal etmeyin ve osman amcanın hikayesini muhakkak dinleyin.

Kötülük Dehası

Netflix’de izlediğim Evil Genius – Kötülük Dehası başlığı itibariyle de ilginç bir konu – sıradan bir pizza kuryesinin bankayı soymasıyla başlayan hikaye devamında soyguncunun boynundaki bombanın patlamasıyla sonlanıyor.

Brian Wells Erie’de yaşayan bir pizza kuryesi ve neden bir bankayı boynundaki bombayla soymayı tercih ediyor?  Aslında izledikten sonra oturup üstüne düşünmenizi sağlayan bir yapım – bir nevi garip ilham kaynağı gibi; fakat neden?

Marjorie Diehl-Armstrong beş üniversite bitirmiş, çevresi tarafından çok zeki ve bakışları etkili diye adlandırılan kişi vakti zamanında bir sevgilisini öldürmüş ve meşru müdafaa diye karar verilerek paçayı sıyırmayı başarmış. Peki, gerçek neydi?

70’li yıllarda Bill Rothstein ile birlikte olan Marjorie Diehl-Armstrong bir süre belli anlaşmazlıklarla ayrılmış – Marjorie Diehl-Armstrong’a yaşadığı süre boyunca belli hastalık teşhisleri konulmuş: Bipolar, manik-depresif gibi ve Marjorie kendisinde bir farklılık olacağını düşünerek  hür iradesiyle doktora gitmiş. Bill Rothstein ile de zamanla tartışmalar yaşayıp ayrılmışlar ve başka bir kurban olan James Roden ile sevgililik hayatı başlamış Marjorie’nin – tüm bunlar yaşanırken Bill ve Marjorie aynı kasabada yaşamaya devam ediyorlar ve Bill Rothstein’in bir gün polisi arayıp – Marjorie’nin kendisinden bir cesedi yok etmesini istediğini anlatıyor – hikaye burada başlamış oluyor.

Bill Rothstein – arkadaşları tarafından zeki, alımlı olarak adlandırılan kişi ve o da Marjorie’nin çok manipülatör ve zeki olduğunu kabul ederek polise tüm olanı biteni anlatıyor; fakat burada aklıma takılan kim daha zeki sorusunun cevabı bence Marjorie değildi; çünkü öfkesine hep yenik düşüyordu – belki iyi bir aldatıcıydı; lakin Bill hepsini yendi diye düşünüyorum.  Daha fazla kopya vermeden izlemenizi tavsiye ederim.

Bir insan neden oyun oynamayı sever?
Cinayeti son bir oyun olarak mı görür?
Narsisizm sizi katil eder mi?

Üzerine bol bol kendi hayatınızı ve aklınızda saklı olanları da katarak düşünmeniz dileğiyle.

sleeping betty

garip insanlar ve gerçeküstü alışkanlıklar ile dolu bir dünyada, kraliçe ağlar durur: ama kızı betty bir türlü uyanmaz. sarayın baskısı ile kral harekete geçer, bir şövalye yardımıyla yatağı kıpırdatır, önce doktor sonra bir cadı çağırır ve son çare olarak prense telefon eder. prens, at sırtında betty’nin yatağına doğru yol alır -maceralarla dolu bir yolculuk- biz başkalarını genç kızı uyandırmaya çalışırken izleriz. gözlemciler arasında bir soytarı, 8. henry, kraliçe victoria ve çok gözlü çirkin bir yaratık vardır. prens her şeyi doğru yapacak mı? neredeyiz?

hikayeyi biliyorsunuz. uyuyan güzel. fakat zihinleri uyandıran bu versiyonunu bilmiyorsunuz. iyi yolculuklar.

gerçeklik, hayal gücünün kısırlığı ve black mirror

kendini geleceğin zorunlu bir öngörüsü olarak sunan black mirror adlı dizi kısa bir sürede hemen hemen herkesi kendine hayran bıraktı. kurgusu hakkındaki yorumlar olağanüstü olduğu yönündeydi. ancak gerek black mirror olsun  gerek diğer yapımlar olsun içinde geleceği yada fantasyayı barındıran popüler tüm yapımların içinde ilk başta farkedilemeyen bir eksiklik ortaya çıkıyor. adına kültür yada başka bir isim de verebiliriz. geleceğin ekonomik yada sosyal yapıları bu yapımlar içinde sadece yöntemsel  bir değişikliğe uğruyor. kurgu konusunda kendini aşan hayal gücü  diğer alanlarda kısır kalıyor, gelecekte bir uzay gemisinde kıskançlık halâ devam ediyor, cinsiyet rolleri aynı kalıyor, ekonomik ilişkilerin sadece tekniği değişiyor, kapitalizmin kapitalizm olarak kalıyor. ne kadar düşüncemizin özgür olduğunu düşünsek de hayal gücümüzün bile aslında başka türlü düşünmeye engellendiğini görüyoruz. bu da bizi geçmişin polisiye dizilerini ışın silahlarıyla izlemek gibi bir etkide bırakıyor. eğer bir karşılaştırma yaparsak ursula, calvino ve popüler yapımları arasında ursula’nın dünyalarında aynı zamanda farklı kültürleri de yarattığını hayal gücünün önüne ket vurmadığını görürüz. black mirror yani bir tür gelecekteki gerçeği gösteren ekran ayna. peki bu gerçek nedir? kapitalizm aynı şekilde devam edecek başka türlü düşünmeyin diyen bir ayna. gerçekliği tek başına ele alırsak önceden kaynağını tanrıdan alan illüzyonu içinde barındıran bir gerçeklikten söz etmemiz gerekir. eğer gerçekçilikten bahsediyorsak gerçekliğin var olabilmesi için üstünün illüzyonla örtülü olması gerekiyordu – bu da tanrıydı. tanrın ölmesi ile insan dünya ile başbaşa kaldı. artık ne illüzyon ne de gerçeklik var. insan bilinci dünyanın gerçeği yansıtan bir aynaydı ancak kendi de dünyanın bir parçası olan ayna, asla  gerçeğin tamamını gösteremez.

“ayna aşamasından sanal gerçekliğe özgü total ekran (tüm gerçekliğe görüntüler üzerinden yaklaşma) aşamasına geçildiğinde aradaki bu spekülatif fark daha da büyümektedir.” j.baudrillard

buradan sonra bizi başka türlü düşünmemizi engelleyen şey ise sanal gerçekliğin ta kendisidir. var olmayan bir gerçeklik içinde kurulan bu sanal gerçeklik. insanı hayal gücünden mahrum eden tanrının ölmesi ile tahtına insandan gücünü alan “nesnel gerçeklik.” gerçekliğin insana dayandığı çağın ilerisinde, sanal gerçeklikle iç içeyiz artık. gerçeğin de yalanın da iktidar tarafından belirlendiğini unutmamak gerekir.

etkilenilen, esinlenilen isimler; jean baudrillard, yaşar çabuklu.

mavi – kısa film

Benim çocukluk hayalim futbolcu olmaktı. Uzun yıllar futbol oynadım ve akabinde sakatlanıp futbolu bırakmak zorunda kaldım. 2011 yılında Plato Meslek Yüksek Okulu’nda Radyo ve Televizyon programcılığı ile başladı maceram. Oradan DGS ile Selçuk Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümüne geçiş yaptım. İlk anlatımımı 2012 yılında Göğe Bakalım isimli kısa film ile gerçekleştirdim. Anlatı diyorum çünkü kendimi ‘’Kısa Anlatıcı’’ olarak görüyorum.

diyor ömer sevinç. hala selçuk üniversitesi son sınıf öğrencisi. kısa filmler çekiyor ya da kısa hikayeler anlatıyor. son olarak cannes film festivali’nde “short film corner” kapsamında resmi seçki almış “başlangıç” isimli son kısa filmiyle. “başlangıç” rusya’da rehin tutulan ukrayna üniformalı bir asker ve türk bir savaş muhabirinin hikayesini anlatıyor. festival kuralları gereği paylaşamıyoruz fakat 50.000’i aşkın başvurudan 490 film arasına girmiş olmasının hakkını verdiğini söyleyebiliriz. türkiye’den toplam 10 film seçildiğini de hatırlatmak isteriz.

yine ömer sevinç ve arkadaşlarının çektiği başka bir kısa filmi izleyebilirsiniz ama birazdan başlatmanızı tavsiye ederiz. mavi isimli kısa film 2015 yılında katledilen özgecan aslan için yazılmış, konu birebir olarak işlenmese dahi problemin kökü farklı bir düzlemde değil.

bir şeyler üretmek, derdini anlatmaya çalışmak ve doğru bildiklerini paylaşmaktan çekinmeyen bütün insanlara saygımız sonsuz. ömer de bunlardan biri. daha fazla denemesi, daha fazla üretmesi ve daha geniş çevrelerce farkına varılması dileğiyle. film sizin.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.