Kategori: fanzin

KADIN HAREKÂTI

8 Mart 2021 günü ‘MERHABA’ diyerek yayın hayatına başlayacak olan KADIN HAREKÂTI, Neslihan Yalman’ın editörlüğünde çıkıyor. Dergi, ‘Dişi bir kalkışma dil göstergesidir’ mottosuyla ilerleyerek, disiplinlerarası düzlemde birçok kadını kucaklamak için estetik bir kalkışmayı hayata yaymayı arzu ediyor. Kadınlarla beraber; kadın direnişi için mücadele etmiş, içeriden ya da dışarından destek sağlayan ve üreten erkeklere de kısmen yer verecek olan dergi, transeksüel, travesti, lezbiyen, biseksüel vb. gibi kimliklerle de kendilerini tanımlayan bireylere alan açmayı umut ediyor. Dergi, seslerini duyurmak isteyen her kesimden kadına da alan yaratmak istiyor.

Bununla birlikte, üç ayda bir çıkacak olan bu kadın dergisi, günlük hayattan pratik mücadeleye, sanattan düşün dünyasına değin farklı kulvarlarda, farklı jenerasyonlardan ve farklı yaşlardan kadınları ortak üretimin ekseninde, bir araya getiriyor. Dergi, ulusal platformla birlikte, uluslararası anlamda da birçok kadınla dirsek temasına girmeyi ve kadınlığın evrensel vurgusuna dair önemi öncellemek istiyor. Farklılıklarımız renklerimizdir, aynılıklarımızı bizi birleştirir diyen KADIN HAREKÂTI, kadınlara bir kadın editörün birinci elden desteğiyle kadınca alan açmaya hazırlanıyor. Yolu açık olsun!

KADIN HAREKÂTI dergisine eser göndermek için son tarihler:

5 Nisan 2021 – 2. Sayı

5 Temmuz 2021- 3. Sayı

5 Ekim 2021 – 4. Sayı

İLETİŞİM ADRESLERİ:

pikarakadinharekati@gmail.com

neslihanyalmansanat@gmail.com

underground poetix

❝ Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu ❞

Underground Poetix yeraltının rengarenk karanlığını barındıran bir gerilla ontoloji neşriyatıdır. Kişisel beğenilere dair en hafif dokunuşların gücünü kirleteceğini bilerek, REM’lerinizi karnaval ile işgal etmek için özenle üretilmiştir.

Eğer bir suç olsaydı, mutlaka onu işlerdik…

Barış Büyükakyol ve Şenol Erdoğan tarafından hazırlanmış bir SUB PRESS projesi olan undergroundpoetix.com‘un ziyaretçilerinden ricası: Okullarında ve işyerlerinde; tembellik ve yahut tinsel güzellik ihtiyaçlarını karşılamadıkları gerekçesi ile grev örgütlemeleridir.

❝ Giyinip kuşanın. Arkanızda sadece bir mahlas bırakın. Efsaneye dönüşün.❞

kadıköy underground poetix, yani kup olarak yayınlanan sonrasında kadıköyü düşürüp up olarak devam eden, özellikle süresiz yayınlandığı ilk sayıları (kup hali) kesinlikle takdiri hakeden önemli bir yayındı. basılı kopyaları şahsen kütüphanemde tutmaya devam edecek olsam da bu dönemde digital erişime açmaları ayrı bir güzellik olmuş. buyrunuz, indiriniz, okuyunuz.

kerem kamil koç’a selam olsun.

https://undergroundpoetix.com/suresiz/

Metanın fetişleştirilmiş gösterisine karşı fanzinler: Dog Juice #2

Yarattığı şok etkisi gereği, alımladığı form, sanatın kendisinden önce gelir. – Walter Benjamin

Baudrillard, tüm dünyayı insanlığın henüz hiçbir düşünce biçimi tarafından bozulmamış olduğu başlangıç noktasına geri dönmeye ve dünyayı yeni baştan kurmaya davet ediyor (Adanır, 2010: 34). Bu geri dönüş, “attualita” — “güncellik” düşüncesini, zamandan geri kopartma ile mümkün olabilir. “Zamana Aykırı Bakışlar” adlı denemesinde, Nietzsche’nin önermesi, çağın aydınlarının zamana aykırı olması gerektiğidir. Alternatif medyaya has bir duruşla “medya yapma” eylemini gerçekleştiren “fanzinler,” İngilizce ‘fanatic‘ ve ‘magazine‘ kelimelerinin kısaltmasıyla oluşan, profesyonel baskı ve yayın tekniklerine alternatif olarak fotokopi makineleri ile çoğaltılan baskı materyaldir. Fanzinler, Batı’da olduğu gibi bizde de ana akım medya sınırlarına karşı dolaşıma girerek, zamanın duygularımızı ehlileştirdiği “gösteri” otoritesinin karşısında “ayak bağı” olmayı başarabiliyorlar.

Alternatif medya dünyası, azami ölçüde zor anlaşıldığı açık olduğundan bu tür yayınların herhangi bir sanat kalıbına girmesi olanaksız görünüyor. Berkley Barb’ın editörü olan Armstrong (1981), alternatif medyanın toplumsal hareketlerdeki rolünü inceleyerek, “bağımsız muhalif basın”ın toplumsal hareketler için bir tür megafon olma rolünü kronik olarak kaydeder. İlk araştırmalar, ana akım medyaya bir alternatif sunan bağımsız yayınların sabit bir resmini ortaya koyarken medya araştırmacıları sık sık konuya geri dönerek ek faktörlerden bahsederler. Bu araştırmacılardan Atton (2002), alternatif medyanın, Jurgen Habermas’ın (1974; 1989) ortaya koyduğu kamusal ve özel alan olarak nitelendirdiği yerlerde üretilmediğine dikkat çekmektedir.

Adını kışkırtıcı ve tartışmalı içerikleri, neo-noir görüntülerle kolajlayan yönetmen Abel Ferrara’nın bir filminde geçen Dog Juice —bir nevi ‘ucuz olan nesne; içecek, sanat, argüman’—  söyleminden alan aperiyodik fanzin, ikinci sayısını “aktüaliteye başkaldırı” alt başlığı ile bilinmeyen bir okur kitlesine sunuyor.  Walter Benjamin kendi zevki için yazmakta olduğu “Pasajlar” için Ulusal Kütüphane’de saatler geçirmesine rağmen entelektüel üretimini Berlin ve Paris’teki müdavimi olduğu kafelerde gerçekleştirdiğini söylemektedir. Diğer bir deyişle “Flanör” Benjamin, zamanın ötesinde duruşuyla ‘coffee house’larda çalışanların öncüllerinden biri gibi duruyor. Paul Klee‘nin bir tablosunun isminden esinlenilen “Angelus Novus (Yeni Melek)” dergisi ve dışavurumcu alt kültür fanzinlerinden ilham alarak yayınlanan Dog Juice’un özellikle şehrin alternatif noktalarında bulunmasına bu nedenle şaşırmamak gerekiyor.    

Foucault terminolojisinde ‘heterotopya’ olarak adlandırılan, bir tek gerçek mekânda birden fazla zaman ve mekân barındıran sahneler, “fanzin” nosyonunun ruhuna uygun bir şekilde yazınsal anlatıda buluşuyor. Bu bağlamda, Camus’nün “sanatçının aktüaliteye başkaldırısı”nı tartışan Dog Juice Fanzin; sinema, müzik, edebiyat, sosyoloji ve iletişim gibi birçok disiplini bir araya getirerek tasarım anlamında genel estetik pratiklerinden uzaklaşmaya çalışan bir yayın olarak dikkat çekiyor.

İletişim teknolojilerinin kendine has bir deneyimle harmanlanan “Dog Juice“, medya teknolojilerinin böylesine arttığı bir evrede, ana akım medyada yer alamayan metinler ve görsellerle bir araya gelen çalışmalar aracılığıyla bir bakıma -kendi medya-sını oluşturuyor. Zira, Barthes‘in “mitler” çalışması örneğinden hareketle, alt-kültür de kendi ideolojisinin oluşturduğu yayınları ‘göstergeler’ aracılığıyla yeniden üretmeyi sürdürecektir.

[*] ‘Dog Juice’ fanzin, ilk baskısıyla İstanbul’da dolaşıma girdi. Taksim’de Mephisto, Robinson Crusoe 389 Kitabevi, DeForm Müzik ve Kontra Records [Plak]; Kadıköy’de ise Mephisto, Yolda Sahaf, 26A Cafe, Boris Comics & Records, Sub Dükkan, 6:45 Dükkan, Akademi Cafe Kitabevi Kütüphane’de yer alıyor. Çok yakında diğer şehirlerde dağıtılması planlanan fanzinin güncel dağıtım noktaları için dogjuice.net adresi takip edilmelidir.

fanzinler ihtiyaçtır!

Birçok zine’ler sıkıcıdır. Bunu söylemek zordur ama birçoğu gerçek birer çöptür. Herkesin bildiği mevzuyu Theodore Sturgeon açıklar: “Herşeyin %90’ı saçmalıktır” Birçok insan Sturgeon’un söylediği bu cümleyi genelde yanlış anlar. O, esas anlamda %10’dan bahsetmektedir. Ona göre bu %10 için ölmeye bile değer. Ben ölüyorum işte! ve zine’ler (telafuzu “zinler,” “fanzinden gelmektedir) kesmek-biçmek-yapıştırmak, kendi kendine basılan bu anti-magazinler; eşşek gibi uğraşlarla yapılır ve posthanelere, sahaflara götürür adamı ve çöp karıştırır adama ve annane evlerini didikletir ve herhalde en iyisi devlet dökümanlarını, tabelaları, afişleri vs. yürüttürür. Konu olarak müzik, politika, televizyon, sinema, iş, yemek, herneyse olabilir. Onlar asilerin, uyuşmazların, direnişçilerin, muhaliflerin, ruh hastalarının yaptıkları tahtadan oyuncaklar gibidir, işlevi olan, kaba ve sivri dilli. Fanzinler insanı sürekli meşgul eder, kafayı fena takarsınız. Anlamı bakımından olağandışı ve yapım kolaylığı bakımından olağandırlar. Zine’ler parlak magazinlere göre her zaman daha kişiseldirler ve çok yopun duygusal bağımlılık yaratırlar bu yüzden de yapan kişiyi tanımanızı sağlarlar, çünkü parlak magazinler her zaman iş yapmaktan çok, meşhur olmaya emek harcamaktadırlar. Türkiye’de birçok fanzin yapan insan (intisnalar kaideyi bozmaz en azından benim tanıdıklarımın birçoğu) Mondo Trasho’yu ilk gördüklerinde “vay anasını'” demişler ev kendi kendilerine şunları söylemişlerdir (1) Bu benim de yapmak istediğim şey işte, (2) Bunu ben de yapabilirim. Neden olmasın ki? Bir zine ölür, bir zine doğar. Fanzin yapmaya başladığım ilk günden beri tanıştığım, yazıştığım ve hatta birkaç senedir emailleştiğim fanzin çıkartan insanlardan edindiğim ortak kaygı birşeyler yaratma ihtiyacıdır. üretmek bir ihtiyaçtır. birçok zine’ler sıkıcıdır, fakat siz de bu %10’a girebilecek birşey yapabilir; tüm hayatınızı buna adayabilirsiniz ve kendinizi keşfedebilirsiniz.

spastik eroll

Bütünüyle Kuşkudayız

Kilisenin kör karanlığında cadı avı ile başlayan bir süreç, günümüzde klinik psikolojik uygulamalarla devam ediyor Szasz gibi anti-psikiyatrlara göre. Bu çokça tartışmalı konuyu deşmek değil niyetim ancak engizisyon ile karşılaştırılan uygulamaların çok geçmişte kaldığı günümüzde dahi akıl hastalıkları ile toplumların ilişkisi hala primal düzeyde. İşte bu ahval ve şerait içinde hayat bulmuş ve kült mertebesine erişmiş bir dergi/fanzin kırmasından söz etmek lazım. Şizofrengi.

1992 ile 1998 yılları arasında elinden geldiğince çıkan bir dergi. “Bütünüyle kuşkudayız” mottosu ile zaman zaman akademik; çoğu zaman kontrolsüz bir düşünce akışı formatında hazırlanmış. Uygarlık ve delilik arasındaki tüm etkileşimleri ve çatışmaları bünyesinde barındırmakta. Bu bağlamda paylaşmak ve anlamak önemli. Zira dergi, konuya biraz olsun ilgi duyanlar için muazzam bir yol haritası aynı zamanda.

Diğer yandan “frenginin doğurduğu ve hastalıklı genlerini aktardığı” iddia edilen klinik psikiyatrik uygulamalar, en modern toplumlarca bile bir utanç nesnesi iken bu derginin bir şekilde kendi kitlesine ulaşması, sahiplenilmesi ve unutulmaması toplumun konuya yaklaşımına dair umut teşkil ediyor.

İlk 13 sayısı bu linkin arkasında.

Umut yok

yalnızca sürgit

mücadele var

bu bizim umudumuz.

Deliliğin dili işte bu

cümleyle başlar.

David COOPER / Language of Madness

arabeskfanzin

bitirim bir tavırla girmeyi elbette isterdik, lakin serde kadınız. kadınlığın verdiği naifliğe defalarca yenilmiş duygusal balıklarız. her ne kadar müslüm dinliyor olsak da, otobüsteki kızınçantasını dakikalarca dikizleyecek kadar adam zıttıyız. bu işe kalkıştığımızdan beri, yaklaşık 2 senedir, günün 5-6 saati adamız. başının üstünde çatı değil, gökyüzü taşıyanlardanız. ganyan bayiinin önünde küfrettiğinin daha sabahında kuşlarını yemleyen mahmurlarız. oğlunun kafasına daha bir kere sabun sürmemişken kuşlarının pirerlerini tek tek ayıklayanlardanız. vefasızız, kalbi ağırlaşanlardanız. yırtık deri ceket giymenin, delikanlılığın getirdiği “süssüzlüğünde” evinin çatısını cennete çeviren kaypaklarız. gamsızız, çırağının adını karıştırır da atların adını unutmayız. zamanında bizim yerimize acılar çekip ağdalı şarkılar yazan adamlar “babamız”. acıları bahis açarak kapıştıranız, ama aslında onda bile hazırcıyız. evine yük, dışarıya cillop gibi ağabeyleriz, amcalarız. aslında güzel adamlarız. hem de gülüşü çok güzel olanlardanız. işaret parmaklarımız küttür, bir nefes üflemeyle yananız.

üç nokta ile bitirmemiş olmamız hüzünlendirebilir fakat devamı burada. 3 yıl önce yazmışız. ilk sayının heyecanı ile. şimdi ise bu arada çıkan 14 hatta sizle 15 yapalım sayı sonrasında yine karşınızdayız. en hakiki ve en sağlam giriş ve kendini tanıtma metni sayılabilecek üstte okumuş ve sevmiş olduğunuz metin arabesk fanzine ait. ülke topraklarında hala nostaljinin verdiği gazla eli yüzü tutulur fanzin ararken bulamamın hüznünü yaşarken, böyle bir fanzin ansiklopedisini ele almanın heyecanlandırdığını belirtmekte fayda var. sapına kadar arabesk, sapına kadar bilgili, sapına kadar ilgili, sapına kadar öğretici ve sapına kadar kaliteli bu arabesk.

üstte görmüş olduğunuz görsel de belirttiğim ansiklopedi. arabeskin bütün sayıları harika bir şekilde toplanmış. kitaplıkta yer almalı. nasıl ulaşacağız sorularının cevabı da basit – kitabı almak isteyenler arabeskfanzin@gmail.com’a mail atabilir. her zaman dedikleri gibi: sevgi, saygı ve kederle…