genç olmanın kahrı üzerine

“Galiba büyüyordum, belki de büyümüştüm. Bir çocuk olmaktan neydi hatırımda kalan? Bazen bunu tuhaf bir ıslaklıkla hatırlatan şeyler var, gözlerimin, burnumun, ellerimin, ayaklarımın yürürken ve koşarken, bir yere oturmuş sallarken altıma toplarkenki halleri ile birikmiş anıları var. Bir zamanlar çocuk olduğumu onu zamanını ve kokusunu biliyorum. Neler duyduğumu hatırlıyorum. Ezilmiş incir ve ısınmış ot kokusu

YENİ GÖRKEM

“Yüzlerce harekete çalışmış adamdan korkmam fakat bir harekete yüzlerce kez çalışmış adamdan korkarım.” Bu doğru bir tespit. Olması gereken. Fakat bu davranış özgürce değil ama doğru mu? Doğru! Düşündükçe, çalıştıkça ve düşündüğün ve çalıştığın bu şeylere bağlandıkça özgürlüğünden uzaklaşırsın. Ama senin için iyidir. Örneklendirmesini sizlere bırakıyorum. Kariyerinizden başlayabilirsiniz mesela… Şimdi diyeceksiniz “kariyerimi kendim seçiyorum ama

Bir Yalnızduranın Portresi

Zayıftır. Sayarsın kemiklerini. Düz, uzun, yer yer kıra saçan saçları ve sakalları. Siyah. Gene uzun, siyah bir palto bazen üzerinde, bazense bir kazak sade, gene karalardan bir renk. Ayakkabılarına bakmadım. Pantolonu da kumaş değil sanki. Tırnakları uzun, sivri, kirli. Parmakları deri gerilmiş birer ince kemik. Uzun gene, elleriyle. Sigara tutuşturulmak için biçimlenmiş gibiler. Sigarasız görmedim

Rilke’nin Genç Şairi

“Şey”lerin şairi. Duyumun kapısından geçerek algının özünü izleyen adam. Nesnelerin kulağına fısıldadığı şairane delilik. “Rainer” Maria Rilke, sanılan odur ki 4 Aralık 1875’te Prag’da doğdu. Net bir zaman ve mekanda doğmuş olmak onun için imkansızdır. Bir yerde bir anda TAM olunabilir miydi? Birden var olunabilir miydi? Tüm bu yarım “şey”lerin içinde bütün bir yorum ne

ilhan berk’i ben dövdüm, eldivenle

1. eskaza düşülmüş bir memur evinde, dolaşımsız – penceresi bile güneş görmeyen – çekmeceleri kaplanlı bir kapı olan odamda, kazayla düşler gördüğüm, ömrümün çoğunu geçirdiğim yatağımda oturuyorum. evin volümü her zamanki gibi yüksek. bir yaşlı evinin balkonuna dönen odamda “don kişot” gözüme mesaj yollayabileceği bir açıdan sırıtıyor. odada net bir gölgelik yok ve kitap da

Fuji Dağı

I Neyzen’i Fatin Parkı’nın banklarına (yanında çocukluğu, kedisi, panteri, evet panteri ve de denizler fatihi Barbaros) oturmuş, Fuji Dağı’na bakarken gördüğümde aynı anda kendimi hem onların arasında, hem de onlarla Fuji Dağı’na bakarken buldum. Dağın eteklerinde dünyanın ilk sakinleri arılarla karıncalar ilerliyorlardı. Hemen arkalarında da daha haritalara girmeyen bir deniz, çipil bir horoz, elli üç