Kategori: çevre

Possible Fish Killers

Does anyone have an aquarium at home?
Well, is there anyone who eats his fish in his aquarium when he is hungry? What separates an aquarium fish from the fish in the sea?
We love all of them animals..!
Long live free animals..!

Evde akvaryumu olan var mı?
Peki acıktığında akvaryumundaki balıklarını yiyen var mı?
Akvaryum balıklarını denizdeki balıklardan ayıran nedir?
Tüm hayvanları seviyoruz ..!
Yaşasın özgür hayvanlar ..!

bu yazı iklim krizi için zararlı, okuduğunuz için teşekkürler

küresel ısınma teriminin artık kullanılmaması gerektiği ve derhal iklim krizi kavramının bütün dünya insanlarının bilincine yerleştirilmesi gerektiği bir dönemdeyiz. bu gerçek bu yıl ortaya çıkmadı. bir grup azınlığın yıllardır bağırdığı gibi kısıtlı kaynakların olduğu bir ortamda sürekli büyemeye dair bir modelin işlemeyeceğine bütün dünya kulak astı. asmaya da devam ediyor. bu yıl içerisinde değişen şeylerin başında ise özellikle dünyanın belirli problemleri çoktan çözmüş bölümlerinde insanların daha çok farkına varması ve bu gidişe dur demek için daha çok çaba sarfetmesi. hissedarların şirketlere karbon emisyolarını sıfırlamaları için yaptığı baskı olumlu görülebilir. bu topraklarda ise bu “endişe” sanıyorum son sıralarda yer alıyor, mevcudu korumak ve iyileştirmeye çalışmak yerine geri döndürülmesi çok zor zararlar verecek kanal istanbul gibi saçmalıklarla gündem meşgul ediliyor.

daha önce daha kısa duşları unutun gitsin yazısının hatırlattığı gibi çözümün bireylerden gelmesi oldukça zor ve problem basit bir şekilde çözülebilecek bir problem değil. öncelikle dünya popülasyonu gereksiz büyük ve hiç olumlu olmayan bir hızda büyümeye devam ediyor. “ilerleme” ve “gelişmenin” getirdiği tüketim alışkanlıklarıyla birlikte herkes evini ısıtmak, gece aydınlanmak, bir araca sahip olmak, dünyayı gezmek, gezerken gördüğü her şeyi sosyal medyada paylaşmak, sosyal medyada paylaşılan her şeye sahip olmak ve sürekli tüketmek istiyor ve bundan da vazgeçmesi çok zor. bu soruya kendiniz de yanıt verebilirsiniz. bu yazıyı okumak için kullandığınız telefon ya da bilgisayarı geleceği kurtarmak adına şu an kullanmayı bırakıp geri dönüştürmek ister miydiniz? istemediğinizi biliyoruz devam edelim.

problemi çözmek için nedense göz ardı edilen gerçeklerden biri de çevreye daha az zarar verdiği düşünülen ürünlerin üretim ve lojistik aşamaları. örneğin plastik poşet. zararlarını konuşmaya gerek yok fakat yapılan bir araştırmaya göre kesekağıdını üretmek için gereken enerji, plastik poşet için gereken enerjinin dört katı. yani kesekağıdını en az 5 kere kullanmalısınız ki plastikten daha iyi bir şey tüketmiş olun. bu rakam bez çantalar için ise 131 – çünkü pamuğun yetiştirilmesi ve üretim sürecinde ciddi bir enerji harcıyorsunuz. bir diğer örnek ise elektrikli araçlar – bu araçların kullanımı sırasında herhangi bir kirlilik olmaması pek tabii harika ama siz elekrik üretirken termik santral kullanıyorsanız ya da batarya üretirken içten yanmalı motorlara göre daha fazla enerji harcıyorsanız bir anlamı olmayabiliyor. sadece problemi başka bir bölgeye kaydırıyorsunuz.

bu yazıda ise hatırlatmak istediğimiz bir gerçekte bu yazıyı okurken çevreye verdiğiniz zarar. öncelikle elinizdeki telefonun yapımında koltan gibi yenilenmesi mümkün olman kaynaklar kullanılıyor. bunları çıkarmak için ciddi bir enerji harcanıyor, bunun yanında afrikadaki madenlerde binlerce insan ya çalışma koşullarından ya da bu kaynaklara erişmeye çalışan güçler arasında çıkan savaşlardan hayatını kaybediyor. akabinde cihanızı üretilene kadar yapılan hava-kara-deniz yolu taşıma işlemleri sırasında ciddi bir kirlilik yaratılıyor. cihanızın elinize ulaştığında ve bir şekilde web’e dahil olduğunuzda ise hem bu verilere ulaşmak için kullandığınız cihazlardan, hem de bu verilerin saklı olduğu cihazların tükettiği enerjiyi düşünmeniz gerekiyor. özellikle de izlediğiniz videolar. internet trafiğinin %80’ini oluşturuyor. sosyal medya tüketimi ve veri yayılım bu hızla devam ederse dünyadaki karbon emisyonunu %7’si sanal alem dolayısıyla oluşacak. bu değer dünyadaki bütün araçların yarattığı emisyon değerine eşit. hesaplamamız mümkün değil ama bu yazıyı ben yazarken, siz de okurken de çevreye zarar vermiş olduk.

muhtemelen farkında olduğunuz bu problemi hatırlattıktan sonra tamam da çözüm ne diye düşünmüş olmalısınız. günümüzün sorunu dünyaya at gözlüğüyle bakmaktan geliyor. esasında hiçbir önemi olmayan şeylere dikkat ediyoruz. gezegenin başı dertte ve pek çoğumuz kafamızı sosyal medyaya gömmeyi tercih etmiş durumdayız. problem fazlasıyla karmaşık ve basitçe çözmek mümkün değil. kitlesel bir bilinç ve farkındalık gerekiyor. hem mevcut düzeni sorgulamak ve değiştirmek, hem gerçek ihtiyaçların farkına varmak hem de bir şekilde bunu hep birlikte başarmak gerekiyor.

dolayısıyla belki de çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine dünyaya daha iyi çocuklar bırakmaya odaklanmak gerek, sonrasında sorun kendiliğinden çözülebilir.

not longer life

2020 yılında dünyada plastik üretiminin 500 milyon tona ulaşması bekleniyor. çok büyük bir kısmının doğada ayrışması yaklaşık olarak 600 yıl alacak. bu probleme gerçek bir çözüm üretmekten oldukça uzağız, adılan adımlar genelde imaj temizlemek adına yapılmış popülist hareketlerden öteye gidemiyor. absürd bir şekilde plastikle kaplanmış ürünlerin çevresel etkilerini ve sebep olduğu enerji tüketiminin farkında değiliz. bu esnada, “tüketimi kolaylaştırmak” adına doğal kabuklarına yerine anlamsız plasik örtünlerin kullanıldığı binlerce yeni ürün piyasaya sürülüyor.

“not longer life” isimli bu seri monet ve caravaggio gibi ustaların eserlerini bu çağda yaşasalardı nasıl üretirlerdi sorusunun cevabını vermek üzere hazırlanmış. natürmort terimini başka bir seviyeye taşımak – zombi yaşam, paketlenmiş yaşam.

süpermarketten fotoğraf setine. tek kullanımlık plastik ambalajın kullanımı ile karakterize edilen bir beslenme formatının evrimi.

bu seri, tüketici toplumunun aldığı yönü ve doğal kaynaklar hakkında azami ve saçma bir rahatlığın peşinde koşarken aldığımız bilinçli tutumun, ilerleme, refah veya lüks olarak yanlış anlaşıldığını göstermeyi amaçlamaktadır.

not longer life

zamanın sonuna yolculuk

içinde yaşadığımız dönemde değer verilen ya da ne kadar önemli olduğu düşünülen konuların aslında bu gezegende herhangi bir öneminin olmadığını çoğu zaman dikkate almıyoruz. evet belki insan ömrüne kıyaslandığında diğer görüş daha ağır basabilir ama kanımca unutulmaması ve odaklanılması gereken bu kadar kısa süre içerisinde insanlık tarihinde vermiş olduğumuz tahribat. rakamlarla konuşuyor olacaksak;

dünya 4.6 milyar yaşında. bunu 40 yıla ölçekleyecek olursak, insanlar bu dünyada 4 saattir yaşıyor. endüstri devrimi 1 dakika önce başladı ve o dakika içerisinde biz dünyadaki yağmur ormanlarının %50’sinden fazlasını yok ettik.

birazdan izlemenizi tavsiye ettiğimiz bu harika video ise bu anlattıklarımızın harika bir görsel özeti. hafızalarınızda yer edinmesi ve gerçekten önemli olan şeylere vakit ayırmanız dileğiyle.

Gezegen B Yok

Uzaylılara inanıyor muymuşum? Bir kere sorunun biçimi yanlış. Uzaylıların varlığına inanıyor muyum olmalıydı. Neyse çok önemli değil. Bu konuyu hiç düşünmedim dedim. O da dedi ki ben inanıyorum. Hatta kesin diyebilirim. İnanıyorum yani. “Kesin inanıyorum” kendi içinde hiçbir anlamı olmayan bir ifade. Kesin ile inanmak birbirini götürür çünkü ve elde var sıfır. Benim için hiçbir önemi yok. Uzaylılar varsa da yoksa da, gerçek olan bir şey var ki, bizim gidecek başka bir dünyamız yok. Bence bu benim varlığım için kesin. Oturup üç günlük hayatının bir kısmını hiç görmediği uzaylıları düşünerek harcayanlara sesleniyorum: derin bir nefes alın. Ve bugüne kadar bizden başkasının değil doğrudan bizim mahvettiğimiz dünyamızdan başka gidecek bir yerimizin olmadığına odaklanın.

bir tür toprak işgali

Milyonlarca ev, milyonlarca evsizlere…

İşgalin durumunu şöyle çizeyim. İçinden nehir geçen, nehri can damarı olan şehirlerin içinde,  her saati birbirinden farklı, tahmin edilemez sokakların dibinde, başıboş arsaların, arsalarımızın üzerinde, bağrımızı yakan üretim ve inşanın sesini sesini duyuyorum, duyuyoruz. Bulunduğumuz bu şehirlerde işgal durumu hiç bir zaman böyle olmamıştı ve en son işgal, topun tüfeğin sokaklarımızı, bağrımızı yakarcasına yıktığında yaşamıştık. Şimdi silah üretir gibi taşın, kazmanın, çekicin ve çivinin sesini duyuyorum. Hiç tükenmeyecekmiş hiç yorulmayacakmış gibi üretiliyorlar.

Milyonlarca eve, milyonlarca evsizlere…

Evleri şehirlerimizin tam içine bir gecede yaptılar, bundan elli küsür yıl önce, göç eden insanın aynı göç ihtiyacı ile gerçekleştirdiler. Şehrin üstüne çökecek sisin habercisi idiler. Ellerini bilmeden dumanın içine soktular, parkalarını is ile silip is ile yıkadılar. Dahasını arkalarında getirdiler. Bir gecede yapılan yapılara geri döndüler. Gecekondular,  favelalar, barriolar.  Aynı anlamdaki bu isimler gerçek yansımaları gibi bir anda türediler. Yavaş yavaş, birbiri üstüne binerek, ovaları, vadileri,yamaçları aşarak tırmandılar tırmandılar ve birikmeye başladılar. Biriktikçe yeni insanlara şehrin üzerinde gezmekte olan dumanın altında bir yuva inşa ettiler. Sokak duvarları tente kaplama, kaldırımları duvar tuğlasından döşenmiş, yolları gelip gitmekte olan arabalar ile açılmış. Dünyanın artıklarından oluşmaya çalışan yeni bir dünya. Şu anda da yeniden oluşuyor, kendisine yeni yerler bulup genişliyor, şiştikçe şişiyor. Yeniden bir yamacın tepesine doğru yerleşmeye başlıyor, eskinin gözlem kulesi gibi şehri seyrediyor. Şehir de yeni yerler arıyor.

Bu milyonlarcası yerler: evsizleşecek olan evsizlere…