Kategori: atasözü

yetmez mi bu?

niçin dinginleşip dünyanın o önümüzde ferahfeza ve tatlı tatlı uzanan melankoli temaşasının tadını çıkarmayalım? nietzsche’nin “sert, katı olgusallık” dediği şeyin karşısında niçin biraz daha durmayalım? niçin kendimizi tersyüz edip nihayetinde o menfur iç ıstıraptan uzaklaştırarak, başkalarına bir hak veya görev uğruna değil de sevgiyle kucak açmak için dışarıya ve yukarıya doğru açmayalım? her birimizin kendimizi öldürmeye yetecek kudreti vardır. peki ama niçin bir sevgi edimiyle kendimizi bir başkasına veya başkalarına sunmayı, yani sahip olmadığımız şeyi vermeyi ve üzerinde gücümüzün olmadığı şeyi almayı tercih etmeyelim? kendimizin olası bir başka versiyonuna ulaşmak için, bizi örseleyen ve felce uğratan o kendinden tiksinme halinden bir nebze uzaklaşmaya niçin girişmeyelim? velhasıl bu daha cesurca değil midir? nietzsche’nin naifliğin ve zayıflığın iyimserliğine karşıt olarak kuvvetin kötümserliği dediği şey, böyle bir şeydir belki de. hakiki karamsarlar kendilerini öldürmezler. yetmez mi bu?

simon critchley – intihar üzerine notlar

Kara prens

Akıntıya kürek çekmekten, deniz görmeyen semtlerden, televizyondan, gazeteden, beraber ve solo türkülerden, yağmurlu günlerde üstüne su basınca arasından su fışkırtan kırık parke taşlarından, sıkıntılı havalardan, çizik plaklardan, bozuk pikaplardan, davetsiz misafirlerden, camın ötesindeki göklere uzanan beton yığınlarından, telefon beklemekten, aşık olmaktan, sigara dumanından, güzel kitapların bitmesinden, pis kokan insanlardan, kalabalık otobüslerden, başkasına ait gazeteyi süzen gözlerden ve pastel boya takımında kullanılmayan tek renk olmaktan nefret ediyorum.

Iris Murdoch

televizyon

Duvardan duvara halı kaplı bir odada, halının altındaki döşemeyi hiç görmezsiniz: Döşemenin malzemesi sorulsa ne diyeceğinizi bilemezsiniz, ama biri tutup size bunu sorana kadar zaten döşemeyi de dert etmezsiniz. İki milyarı aşkın televizyon ekranının hiçbir zaman kararmadığı yerde, görülen dünya, “televizyondan görüldüğü haliyle” dünyadır. Televizyonda gördüklerinizin yalan mı doğru mu olduğunu sormanın pek de faydası yoktur. Televizyon varlığıyla dünyayı daha iyi bir yer mi yoksa daha kötü bir yer mi yaptı diye sormanın da pek faydası yoktur. Öyle ya, bu konuda hükme varmak için nirengi noktanız ne olacak? “Televizyonsuz bir dünya”, hayal gücünü saymazsak, nerede mevcut ki, televizyonun gelişinin iyileştirip iyileştirmediğine karar verelim? Bizzat seyircisi olmadan kendi cenazenizi hayal edemezsiniz; bakışınızın töreni güzelleştirip güzelleştirmediği sorusunun bir anlamı yoktur. Bir “fotoğraf fırsatını” yakalamak dışında dünyayı görselleştirmek, onu görselleştiren bir televizyonun olmadığı bir dünyayı düşünmek gitgide zorlaşıyor. Dünya kendini kaydedilebilir görüntüler silsilesi olarak sunuyor göze; görüntü olarak kaydedilmeye müsait olmayan hiçbir şey gerçekte onun parçası değil artık. Tatilciler kayıt cihazlarını kuşanıyorlar: Ancak videoya kaydettikleri maceraları eve döndüklerinde televizyon ekranından izleyince emin oluyorlar o tatili gerçekten yaşadıklarından.

Zygmunt Bauman

bunları yapabilirsen

Güne kafeinsiz başlayabilirseniz,
Her zaman neşeli olup ağrıları ve acıları görmezden gelebilirseniz,
İddialara karşı çıkabilir ve insanları problemlerinle sıkmamayı başarabilirseniz,
Her gün aynı yemeği yiyebilir ve bunun için minnettar olabilirseniz,
Sevdiğiniz kişiye karşı, size zaman ayıramadıklarında bile anlayışlı olabiliyorsanız,
Ters giden her şey sizin suçunuz olmasa bile, sevdiğiniz biri tarafından yapılan suçlamaları kulak ardı edebiliyorsanız,
Eleştirilere sakince göğüs gerebiliyorsanız,
Fakir ve zengin arkadaşlarınızla aynı şekilde iletişim kurabiliyorsanız,
Yalan ve aldatma olmadan yapabiliyorsanız,
İlaçlar olmadan stresle başa çıkabiliyorsanız,
Alkol olmadan rahatlayabiliyorsanız,
Uyku hapını almadan uyuyabiliyorsanız,
Renk, din, cinsel yönelim veya politikaya karşı hiçbir önyargınız olmadığını dürüstçe söyleyebilirseniz,
köpeğinizin seviyesine ulaştığınız anlamına gelir.

Winston Churchill

Aptallar, Tanrılar ve Despotlar Aynı Dili Konuşur

Aptallığı, tanrısallığı ve despotluğu buluşturan ortak bir özellik vardır. Bu onların kullandıkları dilin içinde saklıdır. Bu dilin en büyük özelliği birbiriyle çelişkili olan önermeleri içermesidir. Bir despot bu dili kullanır. Bugün savunduğu bir şeyi ileride inkar edip tam tersini savunabilir. Kutsal kitaplar da bunun gibidir. Bir bölümünde anlattığı şeyi başka bir bölümde inkar edebilir yada anlatılan tanrı ve evren hikayesi tamamen çelişkilerle doludur. Ve bu kutsal kitapların farklı yorumlamasından doğan farklı mezhepleri ele alalım çelişkinin inancın içerisinde ne kadar büyük bir yer kapladığını görebiliriz. Hatta inancın temel sebebinin bu çelişki olduğunu söylemekle daha açık sözlü olmuş olunur. Kendi inancı konusunda bu durumu açık bir sözle dile getiren Tertullian inancının temeli olarak şu cümleyi kurar ”Saçma olduğu için inanıyorum”. Hristiyan dinindeki Teslis inancı üzerine edilmişti bu söz; yani baba, oğul ve kutsal ruhun bir olduğunu inancı üzerine. Tertullian’ın bu inanç saçma olduğu için inanıyorum diyerek inançların temelinde yatan nedeni göstermiş olur. Bir aptalınki gibi sözü çelişkilerle doludur. Despotlar, diktatörler de bu dili kullanırlar. Bazen demokrat görünürler, bazen diktatör, bazen ırkçı bazen hümanist. Bugün dediklerini yarın yalanlarlar, yada sözleriyle zıt eylemlerde bulunurlar. Zenginliğin kötü olduğunu söyleyip zenginleşirler, cömertliği savunup cimrileşirler. Adaleti savunup insanların haksız yere içeri atılmasını desteklerler. Kutsal kitaplarda olduğu gibi hem inancın özgürlüğünden bahsedip hem cihattan bahsederler. Despotlar da kendi kitlelerini ayakta tutabilmek için bu inancı beslemeye çalışırlar. Kitlelerine inanmaları için saçma, tutarsız şeyler verirler. İkisininde amaçladıkları kendi cemaatlerine yeteri kadar saçma ve tutarsız şeyler verip onları ayakta tutabilmektir. İnanç kitleleri mutlu eder, hareket ettir, başkasının inancını gördükçe çoğalır ve bu inanca düşman olan birilerinin olduğu söylendikçe güçlenir.

bir öneri

içinde bulunduğunuz durum ve koşullar ne kadar tehlikeli olursa olsun, umutsuzluğa kapılmayın; asıl her şeyden korkulacak durumlarda korkulacak hiçbir şey yoktur; tehlikelerle kuşatıldığınızda bu tehlikelerin hiçbirinden korkmayın; çaresiz kaldığınızda elinize ne geçerse ona güvenin; gafil avlandığınızda gidip düşmanı gafil avlayın.

sun tse, savaş sanatı