Menü Kapat

Kategori: atasözü (sayfa 1 / 17)

Susan Sontag ve Büyük Uzun Tüylü Köpekler

Susan Sontag’ın 1947-1980 arası tuttuğu günlük ve defterlerden;

Sevdiğim şeyler: yangınlar, Venedik, tekila, günbatımları, bebekler, sessiz filmler, yükseklik, öğütülmemiş tuz, büyük uzun tüylü köpekler, tekne modelleri, tarçın, kaz tüylü yorganlar, cep saatleri, yeni biçilmiş çim kokusu, keten, Bach, 13. Louis mobilyaları, suşi, mikroskoplar, büyük odalar, ups, çizmeler, su içmek, akçaağaç şurubu şekeri, fildişi, kazaklar, mimari çizimler, işemek, pizza (Roma ekmeği), otelde kalmak, ataçlar, mavi renk, deri kemerler, listeler yapmak, Wagon-Lits, faturaları ödemek, mağaralar, buz pateni izlemek, soru sormak, taksiye binmek, Benin sanatı, yeşil elma, ofis mobilyası, Yahudiler, ökaliptüs apaçları, çakılar, aforizmalar, eller, bateri, karanfiller, çoraplar, çiğ bezelye, şeker kamışı kemirmek, köprüler, Dürer, yürüyen merdivenler, sıcak hava, mersin balığı, uzun insanlar, çöller, beyaz duvarlar, atlar, elektrikli daktilolar, kirazlar, örme mobilya, bağdaş kurarak oturmak, büyük pencereler, taze dereotu, yüksek sesle okumak, kitapçılara gitmek, az döşenmiş odalar, dans etmek, Ariadne auf Naxos.

Sevmediğim şeyler: Bir evde yalnız uyumak, soğuk hava, çiftler, futbol maçları, yüzmek, ançuez, bıyıklar, kediler, şemsiyeler, fotoğrafımın çekilmesi, likör tadı, saçımı yıkamak (ya da saçımın yıkanması), kol saati takmak, ders vermek, purolar, mektup yazmak, duş almak, Robert Frost, Alman yemekleri, televizyon, pişmiş fasulye, kıllı erkekler, ince kapaklı kitaplar, ayakta durmak, kart oyunları, kirli ya da dağınık evler, yassı yastıklar, güneşte kalmak, Ezra Pound, çiller, filmlerde şiddet, gözüme damla damlatılması, meatloaf, boyalı tırnaklar, intihar, zarf yalamak, ketçap, yastık yükselticiler, burun damlası, Coca-Cola, alkolikler, fotoğraf çekmek.

Arıza İmajı Olarak Sinema

Bugün gerçekten Rus sanatçıları hep bir arıza imajı kotarıyorlar –bir performans mı düzenlediniz, mutlaka bir kaza çıkacaktır… ama kaza ve arıza hayata en az düzenli işleyen rasyonel bir düzenek kadar dahil olmak zorunda değil mi? O halde, bir Batılının hemen girişeceği –çoğu zaman da aslında beyhude olmayan–o “tedbir alma” çabasını bir kenara bırakın… Bırakın arıza hayata dahil olsun ve sizinle birlikte yaşasın… Arızasız bir film ya da fotograf çekilebilir mi? Hayır, çünkü arızalar Lumière’in ilk filmlerinden beri sanki bu aygıtların özünü tanımlıyorlar… Sanat eseri bir kentin, bir hayatın, bir hikayenin arızalarının hakkını tam manasıyla vermek zorundadır. Bugün Batılı sanatçılar hep bir “giderme” uslubuna sahipler… Doğulular ise (tıpkı Üçüncü Sinema manifestosunda Solanas’ların talep ettikleri gibi) galiba arızalara haklarını teslim etmeyi sürdürüyorlar…

Ve en yetkin ve rasyonel makinaların yapabilecekleri arızalar en heyecan verenler değil mi? Göreli basit bir makinenin, bir un değirmeninin nerede ve hangi süreçlerde arıza yapabileceği makinenin bizzat görünüşünden okunur… oysa tahmin edilebilir ki daha karmaşık ve “rasyonel” cihazlar arızalarını hep bir sürpriz olarak tattırırlar –ve en karmaşık cihazın insan, insanın en karmaşık tipinin de kadın olduğunu unutmamak gerekiyor… Virüslerden ve kadınlardan korkuyoruz (kadınlar da en çok birbirlerinden korktukları, çekindikleri ölçüde), ve varoluşun karmaşıklık derecesi arttıkça görünemez hatta tespit edilemez arızaların dayattığı bu temel varsayımın gücü ve ölçeği de artıyor… Vertov kentin arızalarını çekip duruyordu; Riefenstahl ise kenti bütün arıza olasılıklarından temizleyip, arızasız bir düzenek kurarak çekmek istedi filmini… Vertov ile karşılaştırılmasının son derecede abes olacağı, sözde Nazi olmadığını ıspatlamak için çektiği ve aramızda bazılarının seyretmiş olduğu şu Tiefland (Ova) filminde gizliden gizliye sırıtan o Nazi estetiğinden belli değil mi?

Ulus Baker

çıldırma hakkı

artık yeni binyıl doğuyor. konuyu fazla ciddiye almaya gerek yok. sonuçta, hıristiyanların 2001 yılı, müslümanlarda 1379, mayalarda 5114 ve yahudilerde 5762 yılına tekabül ediyor. yeni binyıl, günlerden bir gün yeni yılın ilkbaharın başlangıcında kutlanması geleneğini bozmaya karar veren roma imparatorluğu senatörlerinin kaprisi yüzünden 1 ocak günü doğuyor. hıristiyan çağının yıl hesabı ise bir başka kapris kaynaklı: yine günlerden bir gün roma’daki papa hiç kimse ne zaman doğduğunu bilmemesine rağmen isa’nın doğumuna bir tarih koymaya karar veriyor.

zamanın bize itaat ettiğine inanmak için kendi kendimize uydurduğumuz sınırlamalarla alay ediyor zaman; ama bütün dünya bu sınırı kutluyor ve ondan korkuyor.

eduardo galeano

sermaye

kavramları imgelerle tamamlamak için sermayeyi tasvir edebiliriz: geçmekte olan maddeyi yakalayan bir bakteri zinciri, bölünerek besleniyor, bölünerek çoğalıyor. yanlış bir imge: çünkü bakteriler durağan olanı özümseyerek canlı olanı üretir. öte yandan sermaye ise büyüyerek boşluğu yaratır: kendi etrafında ne varsa dünya ölçeğinde öldürür. hem genel planda hem de ayrıntıda. sermaya inşa etmez. üretir. yükseltmez; çoğalır. yaşamı taklit eder. üretim ve yeniden üretim üniformada kesişme eğilimindedir. geleneksel olarak bunu zenginlerden ve burjuvalardan biliyoruz. böylece eylemin hedefi yer değiştirir. suçlu tarafın para olmadığını, sermayenin işlemesi olduğunu unutuyoruz! ki sermaye, kavramları yüceltir. imgeler, kavramların yerini almaz; öte yandan kavramlar, gerçek veya hakiki diyerek, kendi yöntemlerine göre gerçekliği basitleştirir. asla bir avuç mülk sahibi dünyaya hakim olmadı. daima ortakları, yanlarından daima pek çok yardımcıları oldu. bugün ise teknokrasi var; iletişimin onla için konuşma iletmek ve diyaloğu işe yaramaz kılmaktan ibaret olduğu uzmanlar var. ek olarak, kendilerini kültürel üretimle, şeylerle ve benzerleriyle meşgul eden tüm o insanlar var. tıpkı zamanında aristokrasinin bir tebaaya, uşaklara ve kendisine boyun eğmiş köylülere sahip olması gibi. bunlar olmaksızın ne aristkorasi, ne aristokrasinin saltanatı, ne de ihtişamlı, cazibeli ve şaşaalı toplumu ayakta kalabilirdi.

henri+lefebvre

cennet

iyi davranırsak vaat belli: hepimiz aynı şeyleri göreceğiz, aynı sesleri duyacağız, aynı elbiseleri giyeceğiz, aynı hamburgerleri yiyeceğiz; aynı çöplüğü soluduğumuz, aynı makinelerin emirlerine uyduğumuz, aynı sofulukta otomobillerimize hizmet ettiğimiz -ayakları, bacakları, kanatları ya da kökleri olmayanlar için harika olacak- bir dünyanın birbirine eş şehirlerinin birbirine eş mahallelerindeki birbirine eş evlerde aynı yalnızlıkta yalnız kalacağız.

– eduardo galeano

dil

evrensel dil olan iş dünyasının dili eski kelimelere yeni anlamlar bahşediyor. işte insan iletişimi ve shakespeare ingilizcesi böyle zenginleşiyor.

opsiyonlar –options-, artık seçme özgürlüğünü değil satın alma hakkını tanımlıyor; gelecek zaman –futures-, bir gizem olmaktan çıktı, artık kontratlara dönüşmek için var. pazarlar –markets– keşmekeşli meydanlar değil artık, bilgisayar ekranları. salon –lobby– dostları beklemek için değil, politikacıları satın almak için kullanılıyor. offshore‘a, yani açık denizlere artık yalnızca gemiler açılmıyor. çamaşırhaneler –laundries– eskiden giysilerle meşgul olurken, artık kirli parayı da yıkıyor.

lifting artık ağırlık kaldırmak ya da canlandırmak değil, bütün bu işleri yapanların yaşlanmasını önleyen bir cerrahlık.

– eduardo galeano

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.