küresel umursamazlık

içinde bulunduğumuz ve bir alternatifi olmadığı düşünüldüğü için mükemmel olduğuna inandığımız sistem bir durup düşünüldüğünde gerçekten kendi dinamikleri ve değerlendirme kriterleri içerisinde oldukça başarılı bir şekilde var olmaya devam ediyor. sistem o kadar başarılı ki kendi yarattığı krizler üzerinden kendine yeni pazarlama araçları yaratıp krizini dahi satabiliyor. yıllardır bir şekilde özellikle bazı şirketlerin önderliğinde anlatılan

devlet, katliam, toplum, zulüm

Geçen 2 temmuzda sanırım ankarada madımak anması ve protestosunda  şöyle bir pankartla karşılaştım: “devletin dini zulüm, meshebi katliamdır.” Tabii ilk bakışta herkesin onaylayacağı ya da anarşist çevrenin  onaylayacağı bir slogan olmuştur. Yani bir çok açıdan bakınca; olayın öncesinde bir saldırının olacağı beklentisi olay sırasında müdahale edilmemesi ve olay  sonrasında devlet görevlilerinin açıklaması bu düşünceye vardırabiliyor insanı, vardırması da

Kiralık Hayatlar

Günlerden bir gün, semtlerden bir semt, şehirlerden en kalabalığı ve ortasından deniz geçeninde, bankta uzanmış bir takım elbise varmış. Şehirdeki indirimlerden sıkılmış, paça boyunun alınmasından yaralı düşmüş, içine aldığı insanların göbeklerinden, çatlayacak kadar genişlemiş ve en sonunda dayanamamış kendini sahil kenarında bir banka atmıştı. Evet o sizin ciddiyet sembolünüz, özel günlerde giydiğiniz, lisedeyken kendinizi mafya

Bir Yazım Türü-Tekniği Olarak ‘Endüksiyon’

“Kelimeler onları kullandığımız zaman hava da asılı kalıyor ve bir sonraki doğru yeri bekliyorlar” gibisinden bir şey demişti arkadaşım o gece. Bir kelimenin bir ortamda kullanılması, onu o ortamın bir parçası yapıyordu. hava da salınan kelime baloncukları hayal edin, işte aynen öyle. ve her kelime baloncuğunun bir etki alanı vardı, basit kelimeler daha büyük bir çember

ben kimim?

Kişisel gelişim zırvalıklarında sürekli seni sen yapan şeyin yine sen olduğu tekrarlanır. Kendi özelliklerimizi seçebileceğimiz söylenir. Ama gerçek bunun tam tersi. Beni ben yapan, seni de sen yapan şey ailelerimiz. Her şeyimizi onlar belirliyor. Adımızdan, beynimizin içindekilere kadar… Dünya üzerinde yaşadığımız süre boyunca hangi isimle adlandırılacağımıza bile karar verme lüksümüz yok. Hayata bakış açımız, “aile,

Sürdürmeniz gerekiyor, sürdüreceğim

Yaşadığımız bir sessizlik zamanıdır. Uçsuz bucaksız uzanan bir ova misali uzanıyor sessizlik ovası. Bir yol bulmaya çalışanlar, evrendeki en bol bulunan iki elementin hidrojen ve helyum olduğunu bilen, aynı anda bunların en hafif iki element olmasını da içine sindirebilen bir anlamsızlık hissi. Sokağa çıkıyor, yürüyor, yürüyor. Kendince bir çabayı sürdürüyor insan. Köşedeki bakkalda bekleyen mahmut amca da