Kendi kendine kediler

Kedileri sevip sevmediğimi bilmiyorum. Sadece sokağın köşesini döndüğünde kedilerin insana dönüştüklerini düşünürüm… İlk defa kendini ısıtmak isteyen bir sokak kedisinin ayakkabılarımın önünde belirişine tanık olmuştum. Kılları dökülmüştü bizim gibi. Donuk derisi ve benleri okunabiliyordu. Yaz gecelerinin serinliğinde büyümemişti sanırım. Isıtmak için kucağıma aldım ama montumun içine kadar sokulmasına izin vermemiştim. O da tırnaklarını soğuk keten

arpa üzerine / bir gece yarısı

bir gece yarısı; tırların, otobüslerin, arabaların geçtiği yolun kenarına oturdum. dizlerimin altında, bir o kadar daha; tırlar, otobüsler ve arabalar geçiyordu. arada ufak bir bariyerin olduğu, hemen arkamdan geçen tırlar, beni titretiyordu. uykusuz gözler misali titretiyordu. daha sonra dizlerimin altından, bir siren sesi duydum. bir ambulans geçiyordu. belki biri ölüyordu, belki biri doğuyordu. düşünmek için

düşünce ve raf

gururum tutuyor ellerimi. yalnız onunla el ele dolaşıyoruz. sen güzel rüyalar görürken belki, ben geleceğimin tabirine bakıyorum. senin sabah bakacağın rüya tabirine inat. sen sayfalar karıştıracaksın, ben düşünceler. senin aradığın sayfanın yırtılma olasılığı az, benimse yırtılmış çok sayfam var. sen indekse bakacaksın aradığını bulmak için bense aradığımın nerede olduğunu elimle koymuş gibi biliyorum. tek fark,

Gayrimuntazam

Sadece buradayım diyordum. Hiç bir şey yapmadan. Plastikten şemsiyenin altında, masaya dizini yaslamış, olan biteni izlemekteydim. Bir şekilde bir düzen ve tekrar eyleminin içinde insanlar arabalarıyla yokuşu çıkarken hızlanıyor, giderek hızlanıyordu. Yürüyenleri düzenle takip ediyordum. Gözümde bulanıklaşarak kaldırımdan uzaklaşıyorlar. Bulundukları mekanların arkalarında boşluk bırakıyorlar. Kaldırımlarda, ağaçlarda ve havada. Git gide değişim… Kafama dank etti: Varlıklar

Hastalıklı Bedenden Kadın Bedenine: Tüberküloz

Susan Sontag, “Metafor Olarak Hastalık” adlı kitabında tüberkülozun 18.yy’ın ortalarında romantik çağrışımlar edindiğini belirtiyor. Hayal kırıklığının enkazı olarak da nitelendirilen bu hastalık, daima lirik bir ölümle eş tutuluyordu. Özellikle kanser gibi insan bedenine saldıran bir şekilde değil de insanı içten içe tüketen bir hastalık şeklinde tasavvur ediliyordu. Kanser şiire konu olmazken, tüberküloz şairane görülüyordu. Bergman’ın

Hiçliğin Çağrısı

nereden gelip nereye gittiğimizi bilmiyorum. anlamıyorum bir şeye tutunabilip yaşamı sevenleri. her an her saniye yaptığı eylem ne olursa olsun beyninin ortasında kara delik açılıp da varoluşa dair her şeyin mutlak vakumda çekilmediği tüm insanlardan korkarım. ben böyleyim çünkü.  birinci gelen organik protein kapsüllü spermin sonucu o grotesk uzuvları ve kemik üstü et sandviçiyle uzayda