Menü Kapat

Kategori: anlamsız (sayfa 1 / 19)

Önce Gelen

Farklı kalıplara sığmak ya da zorla kendini sığdırmak. Ama uzun sürmez ömrü kalıbın. İnsan beyninin kaçak elektrik kullanma şekli bambaşkadır. Daha küçük bir çocukken başlar bu illet. Acaba herkeste var mı düşünceleri. Herkes benim gibi mi? Yalnızken sanki etrafımda birileri varmış gibi konuşmak. Orada olmadıklarını bilirsin yani gerçekte yoklar. Bu yaptığına inanmaksa eğer akıl hastanesine yatmak için gerekçense… Üzgünüm ama yeterli kanıtları yok. Yaşayamadığın şeyleri yaşamak için bi sahne kurmak gibi bu kendine. Çünkü insan ne kadar dayanabilir ki sürekli kursağında kalan repliklere?

Kendini saklamak bir alışkanlık oluverir. Sen anlamazsın ama o seni geçmiştir. Artık karakterindir. Öyle bir mekanizma olur ki kırmızı bir çizgin vardır. Birisi karanlık kısmın diğeri ise insanların bilmesine izin verdiğin kısmın. Bu bildikleri kısım senin kontrolündedir. Sen ne verirsen onu bilirler. Sen neyi söylersen o doğrudur. Asla ama asla sorgulanmaz. Yeter ki çok büyük açıklar verme. Kırmızı çizginin karanlık tarafı ise sen öldüğünde insanlar sigaradan öldün sanırlar ya hayır işte sigara masumdur, katilin bu karanlık kısmın olur. Üzgünüm ama senin için yapabileceğim bir şey yok.

şehir heykelleri

Her gün önlerinden geçiyoruz. Çoğu, kentin en önemli simgesinin yüzlerce kez büyütülmüş hali. O kadar çirkinler ki çoğu zaman görmezden gelmeyi tercih ediyoruz.

görmezden gelmeyi tercih ettiğimiz diye sınıflandırmış arkadaşlar ama üstte gördüğünüz enteresan “şey” olayı farklı bir boyuta taşıdı. kendisiyle “spektaküler” şehir heykelleri için başarılı bir görsel hafıza;

şehir heykelleri

Sinemadan Zevk Almak

İzlediğin karelerin ardında küplerce alt metin olması seyir zevki verir mi mesela? İnsanlar anlıyormuş gibi yapar çoğu zaman. Önemli olan anlamak mıdır peki sinemada? Yoksa görmek midir?  Bakmak, görmek ve anlamak arasındaki yarış…

Ve bence görmekle kalamayacağınız filmler var.

Film dediğin ayakkabının içine kaçan taş gibi olmalıdır!

demiş bi’yönetmen.

Devam

omurgasız eklemleri

Baharda kelimeler vardır kelimeler farklı ve eş anlamlar ile üst üste alt alta yan yana çapraz ve diyagonal açılar ile örtüşebilirler ki bu kendi içre tevazusunu kurtaran kalın parmakları ince ten zehir zıkkım yağmur gibi sülfürik barbados kız kara eksik yalanları cani parçalı ve umutlu tırabzanları kör kamış kalkanları bu takım elbise cenazesi umur ve hayâ ile marine edilmiş öğle üstlerinde kredi kesintileri bir simülasyon için fazla basit fazla basit fazla basit fazla basit basit if azla bas it fazla bas asit itfa il azla tebessüm susarcasına dışarı çıktım kız erkek ile güneş kış bir saptama kiç uslarda kıç fazla eksik huzur eksik adalet sarpa saran bu sağlık doktrin tebessüm ve ekmek düzeni tehdit asla azla ağlak adımları teker teker teker teker teker ter kek er tek er fazla ağla ağla ağla ve buluştuğumuz bu düzlemlerde bir simülasyon için bu çok fazla bir ihtiras gibi dikey yatay adımlar tüm kuşvarlar paralel düzlemler boyut ağları kir yasla buz basta bağrına ağla asla koz kıyam ve tereddüt intihar gibi eklenmekte bu yağmur bu yağmur bu yağmur bu yağmur bu yağmur bu yağmur burada bu çok fazla esle ve kaza asla asla

Asla

Karabayraklar kutsal sular akıtmakta datası belirsiz ruhlara. Bir zaman benlik bulmadıkça kim şüpheli likler. Eriyecek göz bebeklerinden intihar damla damla kurumuş ağlarda. O halde tereddüt terk etmeyecek. Elli beş kelime kıl kesmeyecek şüphesiz ince. Nasıl ki biberon icat edildi ise. Sentetik huzurlar çözülecek giyilecek kılıf üstüne kılıf kılıf üstüne.

Yirmibirinci Yüzyıl Ağıdı

Varlığımı oyalayacak herhangi bir meşgale bulamıyorum bu dünyada. Saydam ve kendi – olmayan bir toplumda ne kadar kendi ruhunu yaşayabilir ki bir insan?

Tüm uğraşlar boşa çıkmış, inananlar inançsızca yaşıyor ve ateistler kendi inançsızlığına tapıyor ulus devletler eliyle yaratılmış kapitalistik toplumumuzda. Reform ve rönesans dönüştü ve tekellerin ezici makinesine besin oldu.

Fanatizmini ve ön yargılarını kaybetmiş bir ulus artık ilerleyemez ve herhangi bir şeyi elde edemez, hoşgörü bir toplumu ele geçirdiyse ve herhangi bir toplum ele geçirilmemiş ise tüm toplumlar hoşgörünün ele geçiremediği topluluğun avıdır.

Günümüzde olanda bu, fanatikler kendini patlatıyor, masumlar ölüyor ve politikler oy topluyor daha fazlası ya da eksiği yok.

Biz ise tüm kendi bireysel reddedilmelerimiz ve yalnızlıklarımız ile artık mücadele etmenin zorluğu içindeyiz oysa içinde bulunduğumuz toplum henüz fanatizmini yitirmemiş bir canlı bomba.

Ne yapabiliriz ki ruh halimizi anlamlandıran hüzünlü müzikler dinlemek ve çağımıza ağıt yakmak dışında?

Her suçu işleyebilirim ben – baba olmak suçu dışında.

OTOMATİZME AĞIT- 4

Karanlık jazz sokaklarında ruhunun ağırlığına dayanamayan ve kırmızı kurdele ile intihar eden Julia’ya…

Tavan arasında eroin kokusuyla esrimiş bedeni üzerinde dolaşaduran salyaların ve ahşabı çürüten orgazm sıvılarının dehşeti.

Akıl hastanelerinin granit duvarlarında homoseksüel arzuların, meta-fetişist arzuların, pedofilinin, nekrofilinin, körlerin,kişiliği bölünenlerin, majör depresiflerin, orgazm çığlıklarının, anal kimliklerin, oral kimliklerin, tanrıçayı sikmek isteyenlerin, ben tanrıyım diyenlerin, büyük mastürbatörlerin, ensest arzuların, esrarkeşlerin, metanfetamin kimliklerin, asitli ruhların ve gardiyanların ve militarizmin ve tavandaki çatlakların, alkoliklerin, oğlancıların ve dindarların ve manik-depresiflerin, kralların, soytarıların, hayat kadını annesini özleyen çocukların ve aşıkların ve filozofların dehşeti.

Daha fazla bok temizleyenlerin dehşeti.

Kırmızı koridorların ve tren istasyonlarının dehşeti.

Kibrit kutusunda ruhlarını taşıyanların dehşeti.

Duvarlardaki çatlaklarda gezen uyuyan-adamın dehşeti.

Barış konferanslarında çığlık çığlığa para kokan beyaz yakalıların dehşeti.

Jazz sokaklarda zenci kadınları sikenlerin existansiyalist dehşeti.

Rock’n Roll hazımsızlığında metanfetamin esrikliğinin,

Zenci sokaklarda kan kokularının

Yatakodalarında ekşimiş vajina suyunun.

Terapi odalarında çığlık çığlığa depresiflerin

Ve sirk kafeslerinde korku nefeslerinin dehşeti.

Kiliselerde isaya yakaranların,

Camilerde tanrıyla aşk isteyenlerin,

Sokaklarda kırmızı ojelerin,

Zihnin içinde gümbürdeyen tren sesinin dehşeti.

Alt-kültürün grimsi duvarlarında yanan ateş böceklerinin.

Kırmızı balonları doğuran fotokopi makinalarının.

Fotokopi makinalarını doğuran metafizik robotların dehşeti.

Kırmızının..!

Ve

Kırmızının..!

Daha fazla kırmızının..!

Ve

Daha fazla kırmızının dehşeti.

*

Ah Julia!

Beyaz tavşan ruhunu kazımaya geldiğinde dünyadan:

Tükürmelisin yüzüne ruhunda, rapunzel’in esaretiyle.

Rasulallahın,

Omuzlarında orgazmı taşıyanların,

Sanatın delirmişlere zuhur eden kötü kaderinin,

Götünde bakir sopasını hissedenlerin,

Sabah namazına küfürle uyananların,

Kilise Çanı zihinlerinde çalanların,

Akmaktan bıkmayan çilekeş sıvıların,

Kitap sayfalarından yaşlı olanların,

Gündüze öykünen kesik ve gri bileklerin dehşeti.

Ve Julia

*

Bugün

şeytanı öldürdüm

*

Gördün mü ?

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.