Menü Kapat

Kategori: alt-kültür (sayfa 2 / 5)

punk: a feeling of no future

bütün bu punk olayı para sahibi olmak, mülk sahibi olmak ya da bir sınıf sahibi olmak üzerine değildi. punk “ben yıldızım, sen benim seyircimsin” şeklindeki dördüncü duvarı yıktı. punk her şeyi ve herkesi kapsıyordu. isyanın, memnuniyetsizliğin ve özgürlüğün dile getirilme şekliydi. bütün bu problemler halen devam ediyor. sinirli ve aktif olmak için binlerce sebep var.

unutmayın punk rock geçmişine bakmanız gereken bir şey değildir. punk için gelecek önemlidir ve gelecek sizin elinizde.

Korkmasana!

Korku küçükken bir şeylere karşı duyduğumuz endişeydi; karanlıktan korkardık çünkü her an içinden bir şey çıkıverecekmiş gibi gelirdi. Yükseklikten korkardık, düşebileceğimizi düşündüğümüzden. Böyle büyüdük hep, karanlığa girecek olduğumuzda “öcü çıkar öcü!” dediler; yüksek bir yerin üstünde durunca “düşersin!” dediler. Kimse bize o karanlığın ardında güzel bir aydınlığın olduğunu söyleyerek yüreklendirmedi bizi, yüksekte olduğumuz yerden manzarayı izlememizi de söylemediler mesela. Böyle böyle büyüdük nereye gittiysek ne yapmak istediysek cebimize, avucumuza sıkıştırdıkları o korku yapıştı yakamıza. Halbuki korkacak hiçbir şeyimiz yoktu. Bu evren bizimdi, bu sokaklar, bu kelimeler; karanlıklar ve karanlıkların ardındaki aydınlıklar bizimdi, üstüne çıktığımız yükseklik, yükseklikten görülen manzara da bizimdi. Bizim olan her şeyden korkmamızı sağladılar, bize bizim olanı unutturdular. İstemeden ya da isteyerek; korku öldürüyordu. Korku sizi içten içe öldürüyordu, hareketinizi engelliyor sizi saf dışı bırakıyordu, neşenizi tozlu bir rafa kaldırıp elinize endişeyi sıkıştırıveriyordu. Korku bütün insanlığı yok ediyordu! Korkma diyorum canımın içi korkma; bu evrenin sana verdiği hiçbir hürriyet seni korkutmasın, bu yeryüzündeki hiçbir insan senin korkularına sebep olmasın. İnandığın gibi inanarak yaşa. Kahkaha atmak istiyorsan sokağın ortasında kahkaha at, gidip tanışmak istiyorsan bir insanla git tanış, çok yüksek bir yerin üstüne çıkıp ayaklarını sallandır aşağı, çok karanlık bir yola girip sonundaki aydınlığı görünce mutluluktan çıldır! Bomboş bir sokakta bağıra bağıra şarkı söyle mesela ya da dans et bunun nesi seni korkutabilir ki? İnandığın şeylerden bahset insanlara, sokakta yanından geçen küçük tombiş yanaklı çocuğun saçını okşayıver, sevmekten korkmasana.
Bu sistemin senden ne istediğinin bir önemi yok, evinde gördüğün birkaç insanın senden hayatınla ilgili bir şeyler istemeye hakkı yok, kimsenin senin yüreğine korku salmaya hakkı yok. İçindeki o korkusuz çocuğun elinden tutup koşmaya başla; yüzüne çarptıkça rüzgar ve her zerren hayatla temas ettikçe korkmamayı öğreneceksin. Hayata dokunmayı ve hayata dokunmanın korkunç bir şey olmadığını da..

Yani diyorum ki o tozlu rafa koyduğun neşeyi ve hatta umudu bi aşağı indirip üstündeki tozu at. O tozun seni öksürtmesinden de rahatsız olma.

Korkusuzca içinden koşup geçtiğinde ulaşacağın o aydınlığa…

sessizliğin anarşisi, ışık ergüden


Her şeyi gören, duyan ama sesini çıkarmayan, çıkaramayan insan yığınları olduysa eğer tarihte; bunlar içinden bir azınlığın muhtemel isyan duygusunu içinde taşıdığı ama ifade edemediği, engellendiği
de varsayılabilir. Günümüzün, onca görüntü ve gürültü ortasında, hiçbir şeyi görmeyen, duymayan ama avaz avaz bağıran, fal taşı gibi açık gözleriyle her taşın altına bakan, kör ve sağır kitlesi ise içinde hiçbir şeyi saklayamıyor artık. İçi dışı bir, engellediği, bastırdığı
hemen hemen hiçbir şeyi yok. Her şeyi dile döküyor kitle,  sözelleştiriyor, sesini silah gibi, balyoz gibi kullanıyor. Herkes, tek başına ve anonim, kendi gücünü ve şiddetini, kurumlar  karşısındaki el pençe divan duruşundan alır.

Ölümsüz iktidar-kitle sistemi!

Işık Ergüden hayatının 12 yılını cezaevinde  geçirmiş bir yazar ve çevirmen olarak kapatılmışlığın, sıkışmışlığın ne olduğu üzerine bolca kafa yormuş olsa gerek. Sessizliğin anarşisinde de sıkışmışlığa,sessizliğe övgüden çok gürültüye sövgü var. Kendi görünmezliğini yaratamayan bireyler iktidarın, karşılaştıkları her tahakkümün içinden ‘itirafçıya’ dönüşerek kurtuluyorlar. İçi boş, renkli baloncuklara dönüşmüş hayatlarımızın gösteriye, gürültüye methiye düzmekten başka bir işlevi de kalmamış. O baloncuklara delikler açmak lazımdır belki de, ortak hiçbir şeyi olmayanların ortaklığını hissedebilmek için.

pdf için buradan

beyazmanto’lu adam enis akın

adını oğuz atay’ın “beyaz mantolu adam” hikâyesinden alan bir enis akın prodüksiyonu. 91’den beri aperiyodik olarak yayınlanan fanzinde enis akın başta olmak üzere aysu akcan, erhan altan, gül abus, kemal gökhan gürses, osman konuk, özgür göreçki, sadık akfırat, yılmaz öztürk, küçük iskender gibi isimlerin de yazıları yer almakta. önceleri posta yoluyla gönderilen fanzin bir süredir pdf olarak da yayımlanıyor.

arşiv için buyrunuz efendim

“punk nedir?” çocuk kitabı

bir zamanlar,
daha önce hiç olmadığı gibi,
insanları uyandıran
sağır edici bir gürültü oldu.

gözlerini kocaman açıp
korku içinde bağırdılar,
“bu yeni gürültü nedir?”
ve kulaklarını kapattılar

BU PUNK’TI.

oyun hamuru yardımıyla çocuklara “punk” nedir öğretilir mi, öğretilir. “what is punk?” kitabımızı eric morse yazmış, anny yi oyun hamurundan harikalar yaratmış. her ne kadar kitaba ulaşamasakta (isteyenler amazon üzerinden yönlenebilir) anny yi’nin tumblr sayfası bir takım güzellikler barındırıyor.

hey! ho! let’s doh!

tumblr_nto6ie48851su5nrjo1_1280

“çocuk kurtuluş cephesi” boyama kitabı

IFL ya da Infant Liberation Front ya da Çocuk Kurtuluş Cephesi, 1972 yılında 10 yaşın altındaki çocuklar için kurulmuş bir terörist organizasyon. fakat bu anarşist grup sahip oldukları genç üyelerin grup manifestosunu anlayacak okuma becerelerini geliştirmedikleri için ciddi bir etki yaratmakta geri kalmış.

ILF01-www-scarfolk-blogspot-com

buna rağmen 1973 yılında bir dönüm noktası yaşanmış ve ILF daha erişilebilir-anlaşılabilir bir boyama kitabı yayınlamış. bu boyama kitabı grubun amaçlarını yansıtan ve üyelerin yatmadan önce kolaylıkla yapılabilecekleri terör aktivitelerini içeren bir çalışma olmuş. kısa sürede çok ciddi ses getiren bu kitap, çevredeki bütün çocuk parklarında dağıtılmış.

ILF02-www-scarfolk-blogspot-com

ILF’in temel amacı dünyanın çocuklar tarafında yönetilmesini sağlamaktı fakat aynı zamanda “(onların izinlerini almaya gerek kalmadan) bütün yetişkinleri ortadan kaldırmak” istediler. bunu başarmak için grup bütün sınırları zorladı. çocukların orduları (ödevlerini yaptıktan sonra) sokakları kolaçan etmeye ve yetişkinleri avlamaya başladı, sadece 1976 yılında 250 yetişkin kaderine mahkum oldu ve ortadan kayboldu.

ILF03-www-scarfolk-blogspot-com

1978 yılında 50 yaşındaki araştırmacı gazateci Arthur Grubbe’nin 3 yaşındaki bir kız gibi grubun içine sızması sonrasında grup dağıldı. Grubbe ILF’in hükümet tarafından yetişkin yaşa geldiklerinde sivil destek hizmetlerine yerleştirebilecek sosyopatlar yetiştirmek için gizlice desteklenen bir organizasyon olduğunu ortaya çıkardı.

Grubbe bir ünlü haline geldi ve Arthur ismi 1979 yılında en popüler kız ismi oldu.

polis şiddeti boyama kitabınız kitaplığınızda değil mi?

etilen sosyete . 2003 - 2019 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.