Şöhret Kültürü, Şöhretimsilik ve Sosyal Medya Fenomenliği

”Günümüzde şöhretlere genellikle Tanrı’ya yakıştırılan özellikler atfedilse de; aslında şöhret sözcüğünün modern anlamı, tanrıların gözden düşüşünden ve ardından da demokratik yönetimlerle seküler toplumların yükselişinden kaynaklanır.” (Rojek, 2003) Şöhrete ve şöhret olan kişilere artık tanrıyı nitelemek için kullanmayı ihmal ettiğimiz sözcükleri kullanırız Ancak şöhretlerin hepsinden daha yüksek şöhrete sahip olan tek şey vardır; bu da şöhretin

Big Baboli Şarküteri’den Zezeah ile Korona Günlerinde Çizginin Sancısı Üzerine

Çok değil, bundan üç dört sene evvel Zezeah ve eşi Moklich ile Kızıltoprak’daki atölyelerinde tanıştığımızda bana yaptıkları baskı resim örneklerini göstermişlerdi, çoğu müzik grupları için üretilmiş, koleksiyon değeri taşıyan serigrafi afişlerdi bunlar; sonrasında Krüw etkinlikleri geldi, genç yeteneklerin özgün işlerinin sahnelendiği sergiler, çağdaş grafik/ illüstrasyon dünyamıza güçlü bir dinamizm kazandırmakta gecikmediler. El emeği göz nuru

Ranterlar

Ranter kelime anlamı olarak palavracı, yüksek atan tip anlamına geliyor. Gruba neden bu şekilde bir isim verildiği bilgisine şahsen ulaşamadım ve bilen var ise umarım paylaşır, tahminim mevcut otorite tarafından böyle adlandırıldıkları fakat kendilerinin de hoşuna gittiği yönünde. İngiltere’de 1649-1660 arası bir döneme gidiyoruz, yani “Commonwealth” dönemine. Türkçe olarak “İngiliz Milletler Topluluğu” olarak ifade edilen

Bütünüyle Kuşkudayız

Kilisenin kör karanlığında cadı avı ile başlayan bir süreç, günümüzde klinik psikolojik uygulamalarla devam ediyor Szasz gibi anti-psikiyatrlara göre. Bu çokça tartışmalı konuyu deşmek değil niyetim ancak engizisyon ile karşılaştırılan uygulamaların çok geçmişte kaldığı günümüzde dahi akıl hastalıkları ile toplumların ilişkisi hala primal düzeyde. İşte bu ahval ve şerait içinde hayat bulmuş ve kült mertebesine

Philip K. Dick’in Tefsir’inden Bir Bölüm

bilimkurgu romanlarıyla tanıdığımız philip k. dick’in, 8000 sayfalık felsefi notlarının bir bölümünün 1992 yılında derlenmesiyle oluşturulan tefsir, yazarın eserde ‘2-3-74 (Şubat-Mart-1974)’ olarak adlandırdığı ve okuduğum kadarıyla tamamı deli saçması olan ruhani deneyimlerini içerir. kadıköy sokaklarından akın akın geçerek yıllık intiharlarını gerçekleştirmeye giden lemur sürüleri görüp, derin bir yalnızlığa gömüldükten sonra anlayacağınız kadarıyla bir 6:45 yayını

OTOMATİZME AĞIT – 2

Brainard’ın hafızası Delilikleriyle şehirlerin melankolik anatomisine şiir yazanları hatırlıyorum. Yüksek binaların çatılarında sonsuzluğa uçmak isteyenleri Otobüslerin değişmeceli çılgınlıklarında ruhları kendinden geçenleri Georges Perec’i Brautigan’ı Hemingway’i Cortazar’ı hatırlıyorum. Nietzsche’nin üst-insan merdiveninin en alt basamağında Kant’ın ahlak felsefesinin paradoksuna methiyeler dizen hayat kadınını Rene Magritte resminin altında kadının içine girerken parmaklarında ekşimiş vajina suyunun iğrenç kokusunda kendinden