Çalmadı Saat

Mezat masaları uzun olur,
Tüm varlığı ortalığa serilmişlerin yüzlerindeki utanç masadaki
Kırmızı örtüde toplanmış.
Örtü az utangaç az kederli, bir de vazgeçmiş ve nakışları hatıralar
Nakışları tren rayı, nakışları bir yere gitmeyen yollar.
Yanılgılar.
Teller, dikenler.
Saman kokusu yayılmış ortalığa, ilaç kokusu,
Tek başınalığın o tasviri zor kokusu ve on sekizinde bir kızın kozalak memeleri,
Çam nefesi, yeşil gözleri arasındaki zıtlık hüzünlerimizi yüklen-
miş gibi.
.
.

İp cambazları, felaket tellakları ve narenciye sıkıcıları, saçları üç numaraya vurulmuş sokaklarda kolları bağlı.
Fısıltısı caddenin devrik bir cümlenin en başta duran yüklemini andırıyor.
Tüm sesler belki bir zaman makinası, birilerini bir yerlere taşıyor.
Aklımda çocukluğumdan beri olan şarkı tam da bugün unutulmuş
Ve gibi yapmaya başladığımız günlerin miladı bugün atılmış.
Toprağı çatlak, ağacı güdük bu küçük kasabada, tüm dualar yağmura adan-
mış gibi.
.
.

Bana burada bir damlalık yer yok, biliyorum.
Haritada hiçliklerin işaretlenmemiş olması talihsizliğime nazire yapıyor sanki.
Benim sıfır noktam Ekvatora çok uzak, sana pek yakın.
En uzun gecenin müsebbibi dünyanın ekseni mi?
Sana sormayı en çok istediğim sorulardan sadece biri.
Dile gelsin de konuşsun yokluğun.
Zaman dönüyor ve gün sarıyor uykusuz gözlerimi, yıllar geçiyor içinden.
Yorgunluk, pes etmek mi?
Yürüyemediğim her yer uzak gelmeye başla-
mış gibi.
.
.

Kapıdan bir yabancı girse değişecek hikâyeler var kitaplarda.
Sürgünde fırtınaya yakalansa bitecek hayatlar…
Peki sen kitapları sürgüne yollamayı neden seçtin?
Yürüyemeyeceğim yerlerde durdun da geç kalmayı telaşlarıma ekledin.
Korkmak, hayattaki en aşılmaz set-
miş gibi.
.
.

Şimdi hatıran bir başkasıyla çekilmiş fotoğrafsa eğer geç kalmışım demektir.
Oysa hayat ne kadar da değil-
miş gibi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir