Menü Kapat

burak çevik

burak çevik, sinema üzerine güzel işler yapan güzel insanlardan. göstermekle yetinmiyor, üretmeye de devam ediyor. 2010’da çektiği kısa filmi beklerken, yurtiçi ve yurtdışında festivallerde gösterildi, ödüller aldı. şimdi ise sinema üzerine okumaya devam ederken fol sinema topluluğu’nu kurdu, film gösterimlerinin programcılığını üstleniyor. fol sinema’nın da istanbul insanları için sinemavar’ı ürettiği düşünüldüğünde birkez daha güzelliklerin güzellik doğurduğuna şahit oluyoruz. kendisi de hiç durmasın ve direnmeye devam etsin diyoruz.

burak çevik . vimeo
burak çevik . tumblr
fol

sinemavar

kimdir?
Kendi halinde videolar üreten biriyim. İstanbul’da deneysel film/video gösterimleri düzenleyen FOL Sinema’yı kurdum. Karnımdaki ağrı bir yerden elimi tutacaktır, diye düşünüyorum. [ya da] imajlar dünyasında imajlar ile lanetlendiğini düşünen ve bir gün tüm bu imajsal günahlar yüzünden çarmıha gerilmek üzere bir eşek sırtında [Ah Baltazar!] kendisine biçilen yolu kat etmeyi arzulayan biriyim.

neden?
Bir yönetmen haz için yaratmaz, hayret için yaratır, demişti güzel bir abimiz. Ben insanlar için film göstermiyorum, kendimi ifade biçimi olarak film gösteriyorum, demişti bir kardeşimiz. Samimiyet değil, sahicilik, demişti bir dostum. Ben bu aralar hiçbir şey demiyorum çünkü söylenen zaten söylendi. Ben başımı sallayarak hak veriyorum ya da bazen suskun kalıyorum. FOL’de film gösterimlerini ya da ürettiğim videoları ya da genel olarak hayatımı kaplayan tüm bu imajları bir direniş biçimi olarak kabul ediyorum; Allah’a olan inancım anlamdan kopmama izin vermiyor [demişti bir şair]. Ben yine de direniyorum. [Ve direnmek yaratmaktır]

düşlerinde ne var?
Monica Vitti’nin affedici avuç içi başımı okşuyor.

ne yapmalı?
Godard’ın bir söyleşinde anlattığı ismini bilmediğim bir filmde, Naziler yaşlı bir adamı toplama kampına götürmeye çalışıyordur. Adam çok yaşlı, o kadar ki artık acı çekiyor, yürümesi gittikçe ağırlaşıyor. Bir Nazi subayı, sakince adamın yanına gidip nazik bir dille, ‘Hiç zahmet etme baba, gel seni burada kurşuna dizelim. Bunca yolu gitme’ diyor. Adam ise reddediyor; ‘Yürüyeceğim’.

Bu yürüyüşte ısrar, ölüme karşı bir direniş değil. Adam da farkında, kendisini bekleyen son ya o an bir kurşunla ya da toplama kampında bir gaz odasında gerçekleşecek. Yaşlı adamın ısrarı, canı acısa da, ızdırap da çekse kendisine biçilmiş yolu kat etme arzusu. Bir görev bilinci ya da tevekkülün somutlaşmış iradesi.

Biz bunu unutuyoruz. Yeni, daha az ızdıraplı yolların olasılığını gözlüyoruz. Oysa bir çileci gibi yeni ama daha ızdıraplı yollar dilemeliyiz. Bize ait olanı olanaksız gibi görünse de sahiplenmeliyiz.

ilham verenler?
Apichatpong’un Blissfully Yours filminin son yarım saati: çıplaklığın getirdiği anti-erotik, kardeş şefkatine yaklaşan ensest huzuru.

ne okuyalım?
Biraz Ahmet Güntan. [Hatta Parçalı Ham Manifestosu’nu alalım, şiir kelimelerinin üstünü çizip sinema, şair kelimelerinin üstünü çizip yönetmen yazalım ve her sinema salonunun girişine çerçeveletip asalım çünkü orada bize çok önemli bir şeyi gösterdi: Bir Edebiyat Türü Olarak Şiir < Şiir.]

ne dinleyelim?
Celer, Morrissey, Colin Stetson, Tülay German, Jimmy Scott, İlhan Mimaroğlu, William Basinski, Murat Kemaloğlu, Asphodel.

ne izleyelim?
Hollis Frampton, 1968 yılında New York’ta gerçekleştirdiği bir dersinde duvara boş, içinde film pelikülü olmayan bir projektör yansıtır. Duvara yansıyan şey sadece ışıktır. Ve şöyle der; işte tüm sinema tarihi burada.

bize ne sorarsın?
‘Görüşürüz’ ile ‘Görüşmek Üzere’ arasındaki fark nedir?
<etilen>görüşürüz aslında görüşmeyiz demektir. samimiyetsizdir.  görüşmek üzere istek ve arzu içerir, görüşülmese bile fırsat bulunduğunda görüşülecektir. görüşmek üzere.</etilen>

<etilen>bu soruyu kendin sorup, kendin cevaplar mısın?</etilen>
İlk hatırladığın küçüklük anısı nedir?
Aile dostumuzun sayfiye alanındaki deniz kenarında yüzen insanları seyrediyorum. Bir süre sonra ben de yüzmek istiyorum ve denize doğru ilerliyorum. Denizin içinde yürümek ile karada yürümenin farklılığını idrak edemeyecek yaştayım ve bu nedenle adım attıkça batıyorum ve ayaklarım yerden kesiliyor. Bu duruma bir türlü anlam veremiyorum ve geri dönmeye çalışıyorum. Yüzmeyi öğrenmek isteyenler de ilk başta ayakları yere bassın isterler.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım