Bu Sabah Erken Uyandım

Bu sabah erken kalktım. Erken dediysem allahuekber yoktu daha. Kuşlar kış soğuğunun verdiği titremeyle yuvalarında kalmayı tercih etmişlerdi. Hızlıca doğrulup terliklerimi giydim, radyoyu açtım. Geceden kalma bir şarkı sabahın körünü daha da kararttı.Herkes uyurken sokağa çıktım. Havada çocukluğumdan kalma bir soğuk vardı. Yokuş çıkarken omzumu rüzgâra dayayıp açılmayan bir kapıyı zorlar gibi tırmandım. Köşeler boş, ağaçların sesi tıpkı sabah okul yolundaki gibiydi. 

Kilit taşlarından oyunlar bulurdum, en fazla kaç taş sonrasına zıplayabilirim diye. Kuş elmaları karşılardı yokuş bitince rampanın köşesinde. Yıkamadan yediğim her meyve için özür dilerim annemden. Sanırım hiçbirimiz inanmadık ilaçlı meyvelerden öleceğimize. Yazılı olmayan bir anlaşma gibi her sabah aynı saatte buluşurduk yol ağzında. Sabahın bahşettiği gizli okul yolu arkadaşlığı.

Pazar gecesinden kalan insanlar banklarda son içkilerini içiyorlardı. Bir de eski bir market arabasının içinde eşyalarıyla sokakta yaşayan kadın vardı, uyuyordu. Huzurlu gibiydi. Rüya görür gibiydi. Belki de soğuktan ölmüştü, yüzünde sakin bir ifadeyle. Markete girdim, gençten bir çocuk ilkokulda öğretmenimizin öğrettiği gibi kollarını çiçek yapmış, uyukluyordu. İçeceğim sigaradan vazgeçtim, çıktım.

Sabahın ısıtmayan güneşi korkmaz sönmez okunurken vururdu yüzümüze, işte bizim alnımız ondan erken kırıştı, gözlerimizin kenarları hep buruşuk. Marş bitip zil çalınca sınıfta bir kargaşa başlardı, günaydın çocuklar sonrası biter, defterler çıkar, kalemler ve silgiler sıranın ince uzun su yolunu andıran tarafına dizilirdi. Sınıftaki soba yavaştan harlanır, boyunlardaki atkılar çıkardı. Teneffüs zilinde sobanın başına toplanılırdı. Çantalardan peçetelere sarılı soğumuş tostlar çıkıp boğazımızdan geçmeye çalışırken tek derdimiz vardı: öğle arası maçları.

Yol boyunda erkenden işe giden insanlarla karşılaştım. Hızlı yürüyorlardı, ısınmak için, işe yetişmek için, borçları ödemek için, eşinden boşanmak için… bir şeyler için. Acelem yoktu. Bu sabah erken kalktım.

Öğle yemeği sonrası erken gelinen okulun diz kanatan beton sahasına, kıran kırana bir maç yapardık kendimizden ağır toplarla. Sonrasında terli atletlerle girilen derste öğretmen azarı, gülüşmeler kızların hor gören bakışlarıyla hafif bir uyku çökerdi üzerimize. O sırada müzik odasından bir bağlama isterdi öğretmenimiz. Sınıfın ela gözlü kızı bağlamayı eline alır, bir türkü çalar okurdu. Uykumuz yerini çocukça sınırsız hayallere bırakırdı. Terimiz soğumuş, aklımız hiç sahip olamayacağımız bazı hislerle doluyken bir anda eve dönüş zili bütün büyüyü bozardı. Çantalara tıkıştırılan kitaplar, defterler sıra altlarında yarım kalmış bir bisküvi, askılardan alınan montlar, atkılar… dönüş yolu başlardı.

İskeleye doğru çevirdim yönümü, simitçi daha bağırmaya başlamamıştı. Yaklaşıp bir simit bir de şeftali suyu aldım. Sokaklardan tanışık olduğumuz köpekler karşıladı beni pasajın önünde, hızlıca yanıma geldiler. Kokumu tanıyınca, geçmeme izin verdiler. Bir baş okşaması kadar durdum. Bazı yaşlı köpekler yattıkları yerden havladılar. İskeleye vardım. Geceden kalma biri türkü söylüyordu, bağlaması yoktu. Ama ben türküyü biliyordum.

Dönüş yolu daha bir sohbetli olurdu. Hangi diziyi izledin, o son bölümde neler oldu, haftaya kermese ne getireceksin? Eve varınca üstten çıkmayan okul kıyafetine söylenen anne sesi, televizyonda ikindi sonrası yayınlanan bir aile dizisi, mutfaktan gelen güzel kokular ve kaşık sesleri hâlâ aklımın içinde dönüp duruyor. Odada tişörtlerin arkasına sakladığım kilitli günlüğümü çıkartır, içine kötü el yazımla o gün olanları ve olmasını istediklerimi yazardım. Açık yeşil bir kapaklı defterin içine ne hayaller ne ömürler sığdırdım. Büyüdükçe defterlerim de büyüdü, koyu yeşil defterler seçer oldum.

İnsan çocukluğuna bir otobüse binip de dönemiyor. Döndüğünde eskisi gibi bulamayacağı her şey için hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Ölen komşuları, evlenip giden dostları, eski evinde oturan yabancıları göreceğini bildiği için o otobüsün, çocukluğuna değil de işlenmiş günahlar için hazır bulunan bir cehenneme, kötü bir rüyaya gideceğini biliyor. O yüzden vazgeçiyor. Şimdi beni götürecek vapur, bir adanın kıyısına bırakacak. Ben o adanın içinde başka bir geçmişi özleyeceğim. Başka bir yokuşu tırmanıp rüzgârı zorlayacağım. Tırmandığım yollar bitince uzun bir düzlükte uçurumun kıyısında oturacağım. Biri geçecek yol kenarından, bir sigara isteyeceğim.

Bir cevap yazın