fanzin, denize içinde pusula olan bir şişe fırlatmak, ağaç dikmek, duvara grafiti yapmak, karşılıksız sevmek gibi kişisel daha doğrusu ruhsal bir etkinliktir. eğer boşluğa attığınız çığlığa başka sesler karışırsa; sessizlik ikliminde küçükte olsa bir gürültüye sebep olunursa mutlu olunur. ama bu olmasa, fanzin bir içsel monolog olarak kalsa da üzülmez, devam edersin. çünkü fanzin yapmak, kültür endüstrisinin yani imajların, gösterinin, piyasanın kurallarının belirlediği genel sanat ya da edebiyat ortamına dahil olmamak, içsel bağımsızlılığına tutunmak, var olmak, var etmek demektir.

yüzeyin üstündeki yayıncılar, toplum içinde ‘a priori’ kaliteli bir okur kitlesi olduğu kurgusuna inanırlar ve bu okur kitlesine yönelik bir yayıncılık yaparlar. fanzin yayıncısı ise böyle bir elitizmin boş bir umut olduğunun bilincindedir. yalnız ve huzursuz bir yürektir, yazdıklarının ya da yayınladıklarının bırakın toplumu, okuyan seçkin azınlık için bile anlam ifade etmediğini, edemeyeceğini; çünkü ‘gösteri’nin bir parçası olmuş insanların anlama önem vermediğini bilir. yayılmak, tanınmak, çok okunmak istemez; kalabalık içindeki şizofrenik yalnızlığını kabullenmiştir ve de bu yüzden öfkelidir.

sadece yazdığı tinsel monologların yaydığı paranormal dalgalara ulaşabilecek ruh ikizlerini ya da suç ortaklarına ulaşmaya çalışır. büyük harflerle ‘kültür’ün aynı zamanda bir barbarlık olduğunun bilinci ile bir sığınak, çölde vaha ya da okyanus ortasında ada olarak kendi yeraltı kültürünü kurar. tiyatrodan plastik sanata kadar boyundan büyük bir çok konuda konuşur, gerilla tarzı eleştirel patlayıcılar döşer genel kültür-sanat alemine. bu işe soyunurken gücünü sokaktan ve sadece bir manifestoya, fanzine ya da düşe inananlardan alır…

yazmak, nasıl bir koşudur? aslında yazmak bir koşu değil; belki de bir ayakta durmaya çalışma, dibe vurmama, sendeleme eylemi olmuştur. içindekinin beynindekilerin seni daha fazla rahatsız etmemesi için yapılan, bir nevi mecburi etkinliktir. bu açıdan delirmemek için yapıldığı da söylenebilir.

bu yüzden ayakta kaldıkça, çıldırmadıkça; sürekli yazmaya, üretmeye devam edilecek.

fanzin çıkarmanın en büyük derdi, zaten kabullendiğiniz yalnızlığınızı; kabul sınırlarının ötesinde ‘reel’ hale getirmesidir. dışardan bir ses alma meselesi ötesinde, fanzine ürün verenlerin birçoğunun tepkisizliği canınızı sıkar. genelde kişisel yaşama, zorunlu ihtiyaçlara ayrılması gereken bir parayı bu işe yatırırsın ve hiçbir maddi dönüş umudu olmadığını bile bile… bu açıdan depresif ruhu söndürmek için kalkışılan iş, anksiyeteyi arttırıcı bir misyon üstlenebilir. ama takıntılı bir sabır ile bu işe ruhunu koymuş fanzin yayıncısı bu durumu bilmek ve ayakta kalmak zorundadır. eğer bizim gibi kopacak bir şafağı müjdeliyorsa; hala kaldırım taşlarının altında bir kumsal olduğuna inanıyorsa…

rafet arslan
çağdaş sanat manifestoları