Saat sabahın beş buçuğu, gece geç yatmanın getirisi uyuyup kalmak oluyor elbet, daha bir dünya da iş var yapılacak. Spor yap sonra duşa gir, kahvaltılık bir şeyler koy masaya. Yirmi birinci asrın insanıyım ben en iyisi olmam gerek, bir tarafına nutella diğer tarafına fıstık ezmesi sürüyorum ekmek dilimlerinin bir yandan da kahvaltılık mısır gevreğinin içindekiler kısmını okuyorum, soya proteini, mısır şurubu, glikoz şurubu ve eser miktarda siyah susam yağı içeren tam tahıllı mısır gevreği yazıyor, 2 puntoyla ve siyah harflerle sarı karton ambalajın üzerinde. Aklıselim telefonumu geceden şarj etmişim, her gece şarja takmazsam uyku tutmuyor, unutursam gece kalkıp takıyorum, şarjı bitsin bitmesin önemli değil ben o telefonu şarja takmayı seviyorum. Bir çırpıda Whatsapp İnstagram ve Twitter’a göz gezdirip Facebook’ta duraksıyorum, cevap verilecek bir durum göremediğim mesaja gülen suratla cevap veriyorum ardından hoşlandığım kadın bir şey paylaşmış mı diye bakıyorum, tam uygulamadan çıkacakken gözüm zırhlı araç arkasında sürüklenen cansız bir bedene ait fotoğrafa çarpıyor “faşizmi unutma” yazıyor fotoğrafta. Yirmi birinci asrın insanıyım ben sosyal medya hesaplarımın ve kredi kartlarımın şifresi dışında unutmamam gereken hiçbir şey yok benim. O esnada aklıma dolaptaki portakal suyu geliyor avéc pulp jus d’orange yazıyor ambalajın üzerinde, kendimi birinci sınıf uçuşta hissetmem için ellerinden geleni yapmışlar, yirmi birinci asrın insanıyım ben, kendime vermediğim değeri bana vermesini beklediğim ve hatta zaman zaman bana benden daha çok değer verdiğine inandığım markaları seçerim. Kendimi sevmiyorum, onun yerine sahip olduklarımı seviyorum ve sahip oldukça ruhumda çiçekler açıyor lakin böyle çorak bir ruhta açan çiçeklerin ömrü de çok kısa oluyor ivedi soluyorlar ve vakit hızla daralırken çıkıyorum evden.

Yeni aldığım araba otomatik vitesli bir Acura, deri koltukları ve dijital kliması var hatta sunroof bile koymuşlar ama o da ne ön camının sürücü tarafına lanet bir karga pislemiş, bir karganın bu kadar büyük yapabildiğini hiç bilmezdim, çıkmak nedir bilmiyor kahrolasının yaptığı. Çok sevmediğim işime giderken göz göze geliyoruz karganın yemek artıklarıyla, tiksintiyle kaçırıyorum gözümü yirmi birinci asrın insanıyım ben her şey tertemiz olmalı. Geçenlerde marketten sadece banyoyu temizlemek için 6 çeşit deterjan aldım kireçli yüzeyler için ayrı kirli, yüzeyler için ayrı, duş için ayrı, klozet için ayrı, ha bir de ambalajında her yüzey için yazanı denemek için aldım, yeter daha fazla sayamayacağım yoruldum. Yirmi birinci asrın insanıyım ben ambalaj çok önemli, yıllık 1000 dolar verdiğim spor salonuna haftada 4 gün gitmek zorundayım ki verdiğim paraya değsin. Lanet olası evrak çantamdan yahut market poşetlerinden daha ağır bir şeyi günlük hayatımda taşımıyor olmama rağmen normal olarak 40 santimetre çevreye sahip bicepslerimi kabul gören genişlik olan 42 santimetreye çıkarmak için bir dünya da besin desteği alıyorum, göğüs ve adonis de bir o kadar önemli elbet, çalıştığım plazanın sürtükleri bunlara dikkat ediyor zira. Çık 500 metre koş, 100 tane şınav çek deseler yapmam ama o mekâna para veriyor olmak çekicilik unsurunu artırıyor elbette İnstagram’da paylaştığım “after work out” fotoğraflarını unutmamak gerekiyor ki böylelikle insanlar her gün mamut avladığımı düşünüyorlar, en azından ben öyle düşündüklerini düşünmek istiyorum.

Kırmızı ışık denk geliyor ve duruyorum hemen aklıselim telefonuma gidiyor elim, hızlı bir kontrolden sonra gelen whatsapp mesajını mümkün olan en uygun emojileri bulduktan sonra cevaplıyorum karşılığında alacağım cevabı beklemeden çıkıyorum ki böylelikle mavi tik işaretini gören karşı taraf kabalık ettiğimi düşünmesin, aslına bakarsan yüz yüze iletişimi bu türden makaslarla bölemeyeceğiniz için anlık mesajlaşma başlı başına kabalık ancak yirmi birinci asrın insanıyım ben yapabileceğim en büyük kabalık, Facebook’ta arkadaşımın doğum gününü kaçırıp sonradan duvarında “Gecikmeli kutlama için üzgünüm ama iyi ki doğdun:)” yazmak olabilir. İşe giderken Tim Hortons’a uğrayıp drive-thru’dan kahve alıyorum kahvesiz güne başlayamıyorum çünkü siktiri boktan kariyerimin ana sponsoru kahve, bardağın üzerindeki marka hariç hiçbir şey düşünmüyorum. Brezilya’daki kahve işçileri, lanet karamelli kahveyi yudumlarken aklıma gelmiyor. Karton bardaktan avucuma yayılan sıcaklık ve son model Acura’mın içini dolduran kahve kokusu tüm duyumsadığım.

Nihayet geldiğim iş yerinin otoparkında arabamı park edecek uygun bir yer arıyorum elbette ki son model arabama layık bir park yeri olmayacak bulduğum yer ancak, yirmi birinci asrın insanı olarak bununla mücadele edebilirim. Çantamı ve şirkete kadar bitmesin diye çocuk yudumlarıyla içtiğim kahvemi alıp iniyorum arabadan, pardon Acura’dan demek istedim. Acura’dan uzaklaşırken kilit tuşuna bastığım anahtar yüzümdeki anlamsız gülümsemenin müsebbibi. Ofise girerken benzer bir gülümsemeyi takınmak yirmi birinci asrın insanı olarak bana en yakışan şey, İtalyan kesim takım elbisemin ceketini düzeltirken etrafa kahve kokusuyla beraber küçük gülücükler saçıyorum. Bu uzun podyumun sonundaki masama ulaşınca elmalı dizüstü bilgisayarımı masaya koyup bütün ciddiyetimle işime başlıyorum. Yirmi birinci asrın insanıyım, ben en iyisiyim, kendini en az seveni, sahip olduklarına en çok tapanı, kısmi zamanlı bir podyum güzeliyim, yirmi birinci asırlıyım, defilenin seyircisi yok, toplum denen şeyin zihnimde yarattığı şizofrenik sanrılara inanarak yaşarım. Sabahki o fotoğraf neyin nesiydi sahi bir şeyi unutma diyordu ama neyi unutmamam gerektiğini unuttum şimdi de, neyse unutmamam gereken bir şey olsaydı Siri zaten hatırlatırdı.

Hermes’in Pabucu

-O.A.e-