Menü Kapat

Bir Yazım Türü-Tekniği Olarak ‘Endüksiyon’

“Kelimeler onları kullandığımız zaman hava da asılı kalıyor ve bir sonraki doğru yeri bekliyorlar” gibisinden bir şey demişti arkadaşım o gece. Bir kelimenin bir ortamda kullanılması, onu o ortamın bir parçası yapıyordu. hava da salınan kelime baloncukları hayal edin, işte aynen öyle. ve her kelime baloncuğunun bir etki alanı vardı, basit kelimeler daha büyük bir çember de var olabilirken, “Transkripsiyon” gibi kelimelerin etki alanı küçüktü. Teoriyi örneklemek gerekirse, bir odaya girdiğinizi ve “zen budizmi” dediğinizi düşünün. Ve o odada ilk defa “zen budizmi” dendiğini varsayın. Siz onu zikrettikten sonra, zen budizmi orta çaplı bir etki alanı ile o mekanda asılı kalacaktır. O dakikadan sonra odaya giren birisi “zen budizmi” demek isterse sizin bıraktığınız baloncukltan yararlanacaktır.

Bu teori, arkadaşımla o konuşmayı yaptıktan günler sonra kafamda şekillenmeye başladı. Aslına bakarsanız bir çok kişi bu yöntemi yazılarında kullanıyordu. En azından kendi kitaplarımda-yazılarımda bunu yaptığımı ancak o zaman fark edebilmiştim. Açmak gerekirse; daha önce yazdığım bazı olayları, hikayeleri, kurguları, başka bir zaman diliminde kullanıyordum-birleştiriyordum. Ve bu çok güzel şeyler ortaya çıkarıyordu. Tabiki bu daha önce yazılmış hikayelerinde bir etki alanı vardı. Her hikayeyi olur olmaz yerlere yapıştıramazdınız. Bunu yaptığınız zaman olay burroughs’un “cut-up” tekniğine benzerdi. Cut-up kargaşayı seven bir teknikti, kargaşa yaratıyordu, oynuyordu onunla. Daha detaylara inip, daha küçük ayrıntıları bozuyordu. İstediği şeyi (bu bir kelime ya da cümle ya da komple bir metin olabilir) istediği yere cuk diye kesip yapıştırıyor ve o çarpıklığı seviyordu-çalışma mekanizması oydu.  Cut-Up’ın amacı yapısal bozukluklar yaratarak anlamsızlığın şeklini imgelemekti. Bizimkisi yapıyı farklı formlarda birleştirerek güçlendirmek üzerine kurulu. yani aslında tamamen zıt bir çalışma. Elimizdeki bu baloncuk teoremi edebiyata bir narkoz gibi uyarlanınca ortaya bir “kaos” çıkıyordu. Kaosu seven yapısal bir olgu değil, yönetilen ritmik kaosun kendisiydi bu.

Tekniğin çok yönlü esnekliği onu, parçalardan bir şiir oluşturmaktan tutunda, bir hikayenin başını ve sonunu farklı zaman dilimlerinde yazdığınız küçük derlemelerden oluşturmaya kadar geniş bir yelpazede kullanıma açık hale getiriyor.

Ben bu tekniği ilk olarak (ve en ciddi anlamda) bir kitap yazarak test ettim-uygulamaya soktum.  o kitabın “içindekiler” kısmını size bu yazı tekniğinin paralelinde açmak  ve daha net bir örnek sunmak isterim:

‘Bölüm 1 aslında çok daha farklıydı. Bir daha geri açılmamak üzere ortadan kaldırıldı ve uçmuş bir kafayla  yeni bölüm 1 yazıldı. Bölüm 2 arkadaşımın şuan editörlüğünü yaptığı dergiye gönderilecek bir kurgu metniydi, ama daha önce kullanılmış ve havada asılı duran bir kelime gibi, kendine uygun yeri buldu ve yeniden beliriverdi. Bölüm 3 geçmiş zamanda zihnimin içinde kurgulanan temiz bir junk öyküsü. Tüm hatlarıyla bilinmezliğini halen daha korumakta. Bölüm 4, evet ne yazık ki seneler önce noktasına kadar yaşanmış nefret dolu bir söylem. Bölüm 5 e göz kırpan (haberi olmadan yapıyor bunu), sarsıcı,pis bir gerçeklik. Durumun farkında olmama ve sonrasında bundan kaçamayıp, kendisiyle metinsel olarak yüzleşme. Sonuç olarak garip belalar yakamızı bırakmasa da, güneş gözlerimizin içine şafak vakti elbet bakıyor. Bölüm 5, hmm… ne anlatıldığı ya da ne anlatılmak istendiği, bulanık bir zihin tarafından asla anlanılamayacak olan bölümdür. Sinir bozucu gerçekliği, onu kitabın en bilge ve sınırlı kısmına oturtur. Bölüm 6…Yaşanmış ya da yaşanmamış olsun, – bu noktada gerçekten bir şey söylemem mümkün değil- birilerini kesinlikle rahatsız edecektir. Eminimki bu “birileri” kalabalık bir güruh olacak. İç sancıların yoğunlukta olduğu, kitabın adını aldığı, sokakların öyküsü. Bir kadın, bir adam, ortasında seks bulunan bir çemberin öncesinde ve sonrasında aşırı dozda uyuşturucu tüketimi. Kanlı bir zihin gibi ya da hiç silinmeyecek bir yara izi gibi.  Bir çığlık ya da haykırış. Bölüm 7 ye geldiğimiz zaman, büyük bir kaçısın içinde sürüklenen ve aslında kitap için yazılmamış, belgrad’ın pusulasız alanlarında geçen bir lsd sarsıntısının öyküsü anlatılıyor. Her ne kadar anlatılması mümkün olmasa da, deneniyor en azından.

Tüm bunların hepsi, birbirinden bağımsız gibi görünen ki yazılış amaçlarına ve tarihlerine bakıldığında aslında gerçekten de birbirleriyle hiçbir alakası olmayan garip metinler, kitabın 8. Bölümünde, anne rahminde birleşiyor. 8. Bölüm hakkında diyebileceğim pek fazla bir şey de yok açıkçası; yani, tüm bunları yapmış olabilir miyim gerçekten, kendimden gizli? Buraya inanıp inanmamak, tamamen sizinle alakalı bir durum.’

Gördüğünüz gibi, birbirinden çok farklı zamanlarda mekanlarda ve hislerde yazılmış metinler, zikredilen baloncuklar gibi doğru zamanı ve kullanılacakları doğru alanı bekliyorlar. Onlar o esnada geleceğin mihenk taşlarına dönüşüp doğru yerlerine oturtulmayı bekliyorlar.

Endüksiyon yazım biçimi “Bunu başka bir zaman diliminde farkında olmadan tam da bu an için yaratmışım” demenin farklı bir yolu.

Toparlamak gerekirse; yapısal netlikte bir Endüksiyon elimizdeki. Parçalardan bütünü oluşturan yeni bir yazım tekniği. Küçük parçaların bütünü oluşturuyor olması. Siz o küçük parçaları yaratırken , onların doğuracağı bütünü hayal bile edememiş olabilirsiniz. ama onlar bunu biliyordu. Bu Endüksiyon, 2 sayfalık kısa bir olay anlatımı içinde bile kullanabilir. Bir köşeye not tuttuğunuz fikirlerinizi, konuşmalarınızı o 2 sayfalık olay anlatımını montajlayabilirsiniz. Ve işte ışıklar yanıyor, tam da yerine konulmuş parıldayan taşlar gibi, sanki o olay anlatımı metniniz için özenle yazılmış birkaç konuşma. Hepsi, tümüyle bir lsd tribi, yavaşça ve kontrollü başlayan halüsinasyonlar, ciddiyetin farkına varma, patlak veren kaos, acı, umutsuzluk ve ikinci kişiliğe ulaşma, ardından gelen tarifsiz boşluğun gösterdiği çıkış “kapısı”.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım