Bir sonraki durak.

Kapılar kapandı, insanlar birbirinin üzerine çıkarak boş yerlere doğru koşturdular, kimilerinin ellerinde çanta, kimilerinin sırtlarında. Bazıları sessizce gömülüp kitaplarını okurken, diğeri kulaklığından bangır bangır rock dinliyor. Bazıları bir sonraki günün hesabını yaparken, bazılarının dünya umrunda değil. Ve işte o anda bir ses geldi. “Bir sonraki durak: Cehennem” 

Bu ses tüm vagonda yankılandı. Herkes birbirine bakıyor, fısıltılar artıyor, çığlıklar başlıyordu. Kulaklığını çıkardın ve “Ne oluyoruz?” dedin, inanamadın. Ama gidiyorsun ve yaklaşık 2 dakika sonra sıradaki istasyona ulaşacaksın.

Ne yapardın? Sonraki durağa kadar ölümsüzlüğü bulmaya mı çalışırdın? Yoksa olan oldu, yapacak bir şey yok diyip umursamaz mıydın?

Bilmediğin, görmediğin hatta inandığın veya inanmadığın bir yere doğru gidiyorsun, bir bilinmeze doğru. Bir insanın en çok korktuğu şey bilinmezlik değil mi? Ölümden korkmuyorsun aslında, sonrasında ne olacağını bilememekten korkuyorsun. Telefonunu arayan bilmediğin bir numara bile seni tereddüte düşürüyorken, öldükten sonraki bilinmezlikten kim korkmaz ki? 

2 dakika sonra ordasın. O hep merak ettiğin, kafa patlattığın ve hiç gitmek istemediğin o son durak. Şu anda seni okuduğun kitap veya dinlediğin müzik kurtarmayacak. Bir yol bulmalısın. Tüm hayat yorgunluğunu unuttun, ertesi günkü işleri unuttun, hatta ve hatta çocuklarını, eşini, aileni unuttun. Ölüyorsun ve nasıl ölmek? Direkt cehennemdesin. 

Keşke binmeseydim şu metroya diyor musun? Yoksa tüm pişmanlıklarını mı hatırlıyorsun? Tüm yanlışlarını?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir