Hepinizin, bir an hayretle durup “napıyorum lan ben?” dediği oluyordur diye umut ediyorum. Tam da bir kırılmanın az öncesinde. Cinnete ya da bir tür aydınlanmaya evrilmeden evvel. Kabul, aydınlanma biraz iddialı oldu. Konunun aniden önemini yitirdiği bir algıya erişmeden evvel diyelim mesela. Cinnet daha olası elbet. Öfkelenmek. Dünya; başınıza gelenle tepkimeye girip, nedense uzaktan, tercihen boş bir araziden yıkılmaya başlamış da, toz bulutları yuvarlana yuvarlana üzerinize -fakat sadece sizin üzerinize- geliyormuş gibi paniğe kapılmak. İmkan dahilindeki en soysuz haksızlık size edilmiş gibi küfür ve lanetlerle ağzınızdan köpükler saçmak.

Ya da rutininiz; bir sabah, özellikle sırt üstü yatarken tavana uyandığınız bir sabah, sizi yine bir kırılmanın eşiğine getiriyordur diye umut ediyorum. Trafikte sabırsızlıkla direksiyonu yumruklarken. Sizin gibi düşünmeyen biriyle tartışırken. Caddede, hemen önünüzdeki kadınlar sallana sallana yürüyüp size geçit vermezken gözlerinizi sinirle devirdiğinizde mesela. Telefon operatörünüzün, sizi asla anlamayan müşteri hizmetleri temsilcisini azarlarken. Hiç de vakıf olmadığınız bir şey hakkında, kimin haklı kimin haksız olduğuna karar verirken. Ereksiyonunuzu kontrol edemezken. Facebook’ta bir fotoğrafınızı paylaşırken. Facebook’ta fotoğrafını paylaşan birini konuşurken.

“Napıyorum lan ben?” Lan derken samimiyetten.

Oysa, inanmayacaksınız gençler ama salt doğruya erdiğinizde, ne yaptığınızı sorgulamaya ihtiyaç duymazsınız. O, yaşamınız boyunca katman katman yığdıklarınızın üzerinde yeşermez. Dehşetli bir patlamanın ardından gelir ki, her zerrenizi, her bir doğrunuzu ve yanlışınızı birbirine harmanlar, toprağınızı sükunetle işler. Geçmiş her eyleminiz birbirine bağlıdır artık ve aynı anda olmuş bitmiştir. Neden sonuç ilişkileri yoktur. Herkes ve her şeysinizdir. Etken ve edilgen. Alınmış her karar, yaratılmış her duygu, vuku bulmuş her amel; varlığınızda tezahür eder.

Peki şimdi Vzrylmzs Şansölyesi’nde birbirimize nasıl gireceğiz?