… kendisini bir oy’dan ibaret gören, oyunu verip evine dönen ve televizyondan dünyayı değiştirip değiştirmediğini izleyen bir kuşak. Var olma kavgasını tek başına vermek zorunda bırakılan, seçeneksiz, çaresiz bir kuşak. Medyaların ağır ve sürekli koşullandırmalarına teslim olmuş; tekellere, bankalara, devlete, rantiyelere kısacası sisteme sürekli ve reel olarak ödeyen veya habire borçlandırılan bir kuşak. Plastik “sanal” para kuşağı. Sürekli borçlu kuşak. Şimdi al sonra öde, paran yoksa 120 taksitle öde kuşağı. “İş bul, çalış, tüket, öde ve emekli bile olmadan öl” kuşağı. Toplumun, çevrenin ve doğanın yıkımını kaygı içinde izleyen ve bu yıkımda suç ortağı olduğunu bilen ama yaşam biçiminden vazgeçemeyen bir kuşak. Sorguluyor-eleştiriyor-tepki veriyor-muş gibi yapan, bilgiyi internet ve medya informasyonundan ibaret gören ve bununla yetinen bir kuşak. emek vermenin başkalarına ait bir yükümlülük olduğunu düşünen, yaratılmış değerleri karşılıksız istemenin hakkı olduğunu sanan bir “hazır dünya” kuşağı. yoksuluyla, varlıklısıyla, küresel de diyebileceğim, tüm genişliğine ve genelleşmişliğine karşın yine de bu bir kuşak. Galiba uzunca bir süre sahnede kalacak çok büyük bir geçiş kuşağı-toplumu olacağız. Nesne bireylikten, yeni bir toplumsal özneliğe geçiş kuşağıyız aynı zamanda. Sadece zaman ve evrim meselesi.

Mehmet Sinan / Kasım 2010 / Karga Mecmua