Menü Kapat

Yazar: XIII

İKİ ÖLÜ ADAM

İki adam öldüğünde güneş hala tepede sayılırdı. Sinekler henüz oralı değildi ama adamlar ölmüştü bir kere ve er ya da geç doğa bunu fark edecekti. Ev gerçekten dağılmıştı, berbat halde, yerler cam kırıkları içindeydi. İki ölüye rağmen evde hala komik olan bir şeyler mevcuttu; ev huzurluydu ve huzur iki ceset için alışıldık atmosfere pek uygun sayılmazdı. Aptal herifler mutlu ölmüştü ve bu onları kıskanılası kılıyordu. “Mutlu ölmek!” hangi tuğla kılıklı romandan fırlamıştı bu klişe! Ah şu romantikler, tanrının cezaları her seferinde kahrolacak bir şeyler bulur ve ardından sıradan olan ne bok varsa ona sevinerek “hayat ne kadar da güzel” zırvasını geveler dururlardı! Ne zaman gerçek bir romantiğe rastlasam onu Normandiya çıkarmasında hayal eder ve gülmeye başlardım, gerzek nasılda afallardı tüm o kurşun yağmurunda! Ve şu teknoloji denen bok var ya, işte ondan nefret etmek için haklı sebeplerim var benim! Hayır, şimdi teknolojiyi neden sevmediğimi açıklamak değil amacım, yalnızca bir muma bakın ve ardından bir ampule ve işte, beni anladınız bile. Bir kedinin pembe patileri canlanıyor zihnimde, reel olmak için fazla şirinler ya da bir köpeğin sağlıklı bedenine yapışık ıslak burnu. Tüm bunlar bir anafor oluşturuyor zihnimde, ufak çaplı bir kara delik olup yutuyorlar mantığımı ve tüm bu olup biten bok hoşuma gidiyor! Hayır dostum, uçmak için en ufak bir kimyasala ihtiyacım yok benim, zihnim hayal okyanusunda bir uçak gemisi ve inan bana buna benzer bir mürettebat daha görmedin ömründe. Mantık tanklarından ateşlenen her türlü topun menzilinden millerce ötede, derin maviliklerde marine ediyorum zihnimi. Ve o iki orospu çocuğuna gelince, konuyu onlara bağlayacak değilim. Yalnızca iki ölü adam daha işte…

EMİR-KOMUTA-KAN

Gri bulutlar, sert ve soğuk kış rüzgârı, güneş ışığına hasret ölü betondan yapılma su dolu koskoca bir tabut, yüzlerce çocuk ve onlara eşlik etmekle görevli onlarca subay, binlerce sağ ve sol kol ve bacak, binlerce çift kulak ve göz, milyonlarca el ve ayak tırnağı, trilyonlarca saç teli koca alanı işgal etmiş ve tanrının oğullarına emretmediği dev bir amaca hizmet etmek için beklemekte. Avusturya’nın bu boktan kırsalında ondan da boktan bir iklime eşlik etmekte olan molekül kaosu. Koca gri binadan mekanik bir ses yükselmekte “pozisyon alın” ses irite edici şekilde sakin ama bir o kadar da otoriter. Binlerce kıpkırmızı tendon gerilir, soğuktan omuzları titreyen çocuklara subaylar terslercesine bakar, karşılarında birer çocuk olduğunu unutarak. Göz bebeklerine gri gökyüzü yansıyan her çocuk, havuzun soğuktan çatlayan suyunu izleyerek, su vücutlarını sardığında donan beyinlerine hükmedebilmeyi telkin etmektedir kendilerine. Mekanik ses bir kez daha ve daha da otoriterce seslenir küçük ruhlara “geri sayım: on-dokuz-sekiz-” subay kendini ileri geri sallayan çocuğa bakar çocukta subaya, çocuk atlamayacaktır subay bunu gözlerinde görmüştür. Subay sahte bir şekilde bakışlarını sertleştirir, çocuk itaat etmez. “-yedi-altı-beş-” sağ tarafta başka bir çocuğa gözetmenlik eden subay, çocuğu ve askeri dikkatle süzer “-dört-üç-” içi kürklü deri pardösüsünün sağ cebinden ordu armalı usturasını çıkarır ve sert, hızlı, fakat usul adımlarla askerin omzuna dokunarak iznini alır ve çocuğun kulağına eğilerek fısıldar “atlamalısın bu görevin olduğu kadar kaderinde, korkak olmaya hakkın yok!” Çocuk son derece endişeli bir ses tonuyla “ya havuzun öte tarafına kadar dayanamazsam”, “-2-1” çocuk ufak bir geri adım atarak bu dünyada ki son bilinçli hareketini yapar. Subay son derece mekanik ama ustaca bir hareketle usturasını açar, çocuğun boynunu önce sağdan içe 60 derecelik bir açı yapacak şekilde yarım ay biçiminde yarar, aynı şekilde ustura ufaklığın boynunun sol tarafında da aynı ustalıkla kayar. Çocuğun korkak kanı gri betonu boyamadan subay çocuğu ensesinden sert bir hareketle havuza iter, aynı anda mekanik sesin “yüz” komutu ile yüzlerce çocuk dev bir savaş uğruna, kendi zoraki bireysel savaşlarını vermek zorunda kalarak buz kaplı devasa beton tabutun derinliklerine salarlar kendilerini, “artık sonsuza dek nefesini tutabilirsin” der subay, çocuğun ölü bedenini izlerken kansızca. Görev yerine geçerken iznini aldığı subaya teşekkür edercesine selam verir ve bir yandan bakışlarıyla onu güçsüzlükle yargılar. Usturasından damlayan kanı, kolunu kaplayan simsiyah deriyle buluşturur yavaşça, kan yuvasını bulmuşçasına ağır ağır süzülür kaliteli derinin üzerinde, eldivenin deri parmaklarından uzanır ait olduğu tabuta, insanlar dâhil her şeyin ölü olduğu bu yerde suya can verir kan, yiter gri donuk balçıkta ve çocuklar ciğerleri donmuşcasına soğuk havayı çekerler ciğerlerine, havuzun öte yanında, neyin ve kimin zaferlerini tattıklarını bilmeden.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.