The monster ıs under control.

3, 2, 1 action!      Hayır, sözlerime kanmayın. Canavar asla kontrol altına alınmadı. Asla alınamayacak. Karamsar konuşmak istemem ama gittikçe büyüyor ve bu koskocaman mavi dünyamızı, işaret parmağının ucunda bir basketbol topu gibi döndürüyor.      Bizse teslim olmuş gibiyiz. Sesimizi yükseltmiyoruz. Başımızı ekranlardan kaldıramıyoruz. Öldükten sonra arkamızda bırakacağımız tek iz, telefonlarımızdaki parmak izlerimiz olacak.

fui bailar no meu batel*

Yüzünü Portekiz güneşinde yıkıyorsun. Sesini ise Lizbon’un büyüsüyle boyamışsın çoktan. Eteklerini toplayıp yürürken,  peşine denizin, ağaçların, çocukların da takıldığının farkındasın ve yanından geçtiğin her insana yeniden doğma hevesini de götürdüğünün. Bir gün, sahnenin birinde, orkestranla, etrafında gülüşler saçarak, o gülüşler ki, bir pırlantayı andırıyor aniden bakıldığında, bir şarkı söylüyorsun. Yüzler, binler ağzının açılıp da kelimelerin

Maurizio Anzeri*

Birkaç insan aynı anda yanlış bir yoldan gitti mi, yanlışa bir davet sunar ötekilere. Ötekiler, yanlış yollan gittiklerinin farkına vardıklarına vardıklarında buna inanmak istemez ve suçu kendilerinde aramazlar. Biat etmeye meraklı bir hayvan türü. Konuşan, dinleyen, bakan, gören fakat düşünemeyen çünkü düşüncenin bir suç, düşüneninse suçlu olduğuna inanan bir hayvan türü. Eski pazarlardan bulduğu fotoğraflara

porque amar y cantar eso cuesta*

Becho, kemanını, ölmek üzere olan küçük bir çocuğu yanaklarından öper gibi çalar. Çünkü bundan ibarettir yaşamı; ezgilerin içinde uçuşup giden zaman ve ağaçlar. Becho, aşklarını da kemanını çalarken olduğu gibi, tutkuyla yaşar ve sadıktır hep.  Budur onun için başlangıç çizgisi iki kişilik bir yaşamın; tutku ve sadakat. Tıpkı kemanıyla arasında olduğu gibi. Becho, ölüme hazırlıklıdır her an.

1915 vebası ve Lili Marleen’i öpmek

Sen, Lili Marleen, gördüğüm bütün düşlere bembeyaz teniyle bir barış kuşu gibi uçup gelen genç ve akıl almaz güzellikteki tek şiir; ben sırtımda tüfek, yanımda nöbetçi yoldaşım Arnolf’la, karanlıkta bir düşmanı, bir de seni seçebilecek keskin ve aşık gözlerimle nöbetteyim, bozguna uğratmak için hainleri ve yalnız seni düşlüyorum soğuk hava saçlarımın arasından süzülüp giderken seni

A hesıtant fırst kıss*

 “kitap neredeyse okunmaz bir el yazısıyla, viskiye bulanmış sözcüklerle yazılmıştı. “işte hepsi bu,” dedi, kitabı bana verirken. “yirmi yıl.” O kadar kirli ki ellerin, bilmiyorsun seni temize çıkaracak ne bir din, ne bir şehir, ne bir gölge bir bilge’ye ait. Girdiğin her suya bulanıklığını bırakıyorsun; seni şikayet etmek için bir kurum, bir yetkili arıyorlar. umurunda