Menü Kapat

Yazar: versucher

Gerçeklik Bir Hapishanedir

içimde biri diğerini alt etmeye uğraşan birden fazla persona var. bu parçalanmışlığım ve bölünmüşlüğümden pek de haz almıyordum. sonra düşünmeyi sürdürdüm: eğitim sistemine sokulduk, ki kendisi tektipleştirme üzerine bina edilmiş. bu yüzden, aslında içimizde özgür olması gereken farklı karakterlere, farklı düşüncelere, birbirine zıtlığa ve çelişkiye hep karşı koymaya çabaladık. tekleştirip birleştirmeye çabaladık içimizdeki karakterleri.

yıllardır bunu yapıyordum. işte şimdi, azad ediyorum, içimdeki tüm dualizmi, tüm karşıtlıkları. kaos, kapılarımın açıklığını, yalnızca senin gözlerin için görünür kıldım. gel, lütfen.

derken “reality is a prison” diye bir ses duydu. duyduğu bu ses, kendi sesine çok benziyordu. ama konușan kendisi miydi? etrafına bakındı. odasında oturuyordu. hava sıcaktı ve ses çıkaran tek șey, klimanın yarattığı uğultuydu. dikkat kesilmeye çalıştı. ama hayır. yeni bir ses yoktu. gözlerini işaret parmaklarıyla ovușurdu. ayaklandı ve yüzünü yıkamaya gitti. geri geldiğinde, biraz önce sesi duyup irkilen kendisi değilmiș gibiydi. daha sağlıklı hisssediyordu. anlașılan sesleri boșverecekti yine. seslerin onu daha önce bulduğunu o hatırlamıyordu. bilinçaltına gömmüștü duyduğu sesleri. kişiliklerinden biri yukarıya çıktı ve düşünmeye başladı:

içimde biri diğerini alt etmeye uğraşan birden fazla persona var.

Enel Hak

Bilginin seviyelere bölünerek verilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Yüzyıllardan beri. Geçmiş, okült örgütlerle doluydu. Sağlı ve sollu, her iki taraf da yüzyıllar boyunca bilgiyi saklı tutmanın derdindeydi. İsmi dergah oluyordu, ismi cemiyet oluyordu, ismi society oluyordu. Fakat içeride tutulan bilgi, değişmiyordu.

Lakin ben sevgiyle doluydum. Biliyordum, Demiurge sahte tanrıydı. Herşeyin madde olmadığını ve maddenin önemsizliğini. Onların da bunu bilmesi gerektiğini düşünüyordum. Onlar da bilmeliydi. Kendi içlerindeki kuvveti her biri anlamalıydı. Evet, geçmişte bir İsa gerçeği vardı. “Bizler, tanrı oğullarıyız, bizler tanrıyız.” demişti ve çarmıha gerilmişti. Ama aradan yüzyıllar geçmişti ve ben sevgi doluydum. Halkın da gerçeğe ihtiyacı vardı. Yozlaşmış inanca değil.

Demiurge sahte tanrıydı. Söyledikleri, tamamen kendi kibrinin eseriydi. Acı çektiriyordu bize, beden hapishanesinde. Ruhlarımız, hayvanî bedenlerin içinde, sevince erişme konusunda mutlak bir başarı elde edemiyordu. Belki sevgi, bunun gölgesi olabilirdi, ama dahası değil. Gerektiği kadar değil. İnsanlar, gerçeği bilmeliydi. Bu hapishaneden çıkmalıydık!

Onlar, yalanlarla donatılmış zihinlere sahiplerdi. Ve ben, onlar için üzülüyordum. Biliyordum ki, her erkek ve her kadın bir yıldızdı. Biliyordum ki, Demiurge, insanın aşağısındaydı. Her erkek ve her kadın, bir tanrı, bir tanrıçaydı. Sen de öyleydin, ben de. Ve sonra konuşmaya “Enel Hak” diyerek başladım, onların arasında. Devam edecektim, “Sen de bir Haksın, ben gibi. Her birimiz birer ilahız!” Fakat izin vermediler buna. Beni kurban ettiler, Demiurge’a. Ruhumun bedenimden çıkışından bir an önce, kalabalığın arasında, arkalarda onu gördüm: Öğretiyi bana öğreten üstadımı. Asla halka açık biçimde anlatmamam gerektiğini bana her seviyede dile getiren üstadımı. Bakışlarında “Ne yaptın?” sorusu vardı. Eğer ona bir yanıt verecek olsaydım, şöyle derdim:

“Üzülme, üstadım. Beni öldürdüler ama tarih kitaplarında yer alacağım. Bunu sağlayacak Gnosis’i bilenler. Ve gelecek çağlarda açığa çıkmasına yardımcı olacak, kurban edilişim, gerçeğin bilgisinin. Üzülme, üstadım. Bu hapishaneden kurtuluşuma yardımcı oldular, cehaletin sahipleri. Gerçek Tanrı adına üstadım, üzülme! Ben, mutluyum! Gerçek için öldürülüyorum.”

ps: Mansur’un ağzından aktardığım bu kısa öyküyü yazarken bana ilham kaynağı olan güzide parçayı da sizinle paylaşmak istiyorum;

Gerçek

gerçeği acı çekmekle yargılayan bir çağ bu.
dünya’nın ruhunu övdü bir nesil.
bir sonraki, yoksaydı bu ruhu.
ve şimdinin nesli, bilmiyor varlığını dahi.
venüs adına!
oysa,
iki göze sahipler
ve iki kulağa,
saygı duymuyorlar
ne doğaya
ne de antik olana.
gerçeği acı çekmekle yargılayan bir çağ bu.
lucifer’ın parlayışını övdü bir nesil.
bir sonraki, reddetti ışıltılı bilgiyi.
ve şimdinin nesli, cehalete ait

.
lucifer adına!
oysa,
antik mısır var geçmişte
ve babil,
saygı duymuyorlar
ne güneşe
ne de aya.
yalanı kutsamanın çağı bu.
yılanı kutsamanın yerine.

Yakarı

ön kabulü sevmiyorum
sonsuz bir uykuya sahip olmayı isterdim
ya da high bir mode’u
yan yatık sekizde yaşamak
evrenden daha büyük
zihninin için
benim nirvana tanımım
kendin olabilmek

evlilik dışı bir çocuk olmak isterdim
evlilik, evin kendisi değil
evlilik içi doğumu yücelemek
hilkat garibeliği

değerler yaratıp kendilerinden
yukarı yerleştiriyorlar
gelenek, görenek, ahmaklık
din, yerel kültür, toplumsallık
kendisiyle tanışmamış
hiç
toplumun kapsayıcılığına
kendini kısıtlayıcılığa
at gözlüğünün demodeleşmeyişine
kin duyuyorum
mumyalaşmış zihinlere
teneke çakılı nöronlarına
beyinlerine, ruhlarına
ezberlemişler şey’leri
kategorilere ayırmışlar, sığca
5 duyularıyla algıladıklarını
anarşist değil bakış açıları
korku dolu olmalı, ruhları
regl sancısı çekiyor olmalı
beyin kıvrımları.

Sönmeden Yanan Ateş Kültü

Sönmeden Yanan Ateş’in Kültürü. Diğer herşeyden nasıl da sıyrılıveriyor, astral alemimde. Filozofiye dahi baskın gelecektir Satanist Kültür. “”Şu titrek bedenimde haykırmayan tek lif yok, “Sevgili Şeytan, sana tapınıyorum!” diye.” yazar Baudelaire.

Babil, Lilith, Caine, Bilgi Ağacı, Günah, Yasak Elma, Anaerkillik, Gnosis, Karanlık, Ateş, Alev, Black Sun, Dark Ambient, Sodom&Gomorra, Lucifer. Satan’a ait olan yaklaşımlardan her biri, kendi içerisinde koca bir ağaç gibi. Her Satanist Ekol, farklı bir muazzamlık ağacı. Günahtan, hazdan ve neşeden meyveleri olan. Leziz. Özgür. Yaratıcı ve Tanrısal. Sahte Tanrı’nın kitaplarındaki Satan figürü dahi mükemmel. Yalnızca ona bağlı kalan Satanistler de var. Onları da seviyorum.

Yaratılış kısmında Serpent, Eve’ye der ki “Yesenize bu leziz elmayı.” Eve der “Hayır, tanrı bize yersek kesinlikle öleceğimizi söyledi.” Yanıtlar Serpent “Hayır, bunu yemeniz sizi kesinlikle öldürmeyecektir.” Ve bum! Yemelerine rağmen, ölmezler.

Sahte Tanrı’nın kitabında bile, bir roman karakteri olarak bile, Serpent ya da Lucifer, Gerçeğin Bilgisi’ni taşıyor. Ne hoş.

Jung, “Akıl, Şeytan olabilir.” der.

Ve Ezidiler, Yasak Ağaç’ın bir test olduğuna inanıyor. Lakin test edilen insan değil, İblis. “Bakalım yaptırabilicek mi?” kafası. Yasak Ağaç’tan da daha geriye gidersek, tektanrı figürünün yaşadıkları bir testtir belki? Ona, tanrı olduğu sanrısı verilmiştir?

İşte Gnostisizm de buna yakın bir şey söyler: Alçak Demiurgos, madde evrenini varetmiş ve tek gerçek tanrı’dan ve gerçek alem’den uzaklaşıp, gerçek aleme ait olan insan ruhlarını bu uyduruk bedenlere sokuşturmuş ve onlardan egosunu tatmin edecek davranışlar beklemektedir.

“Ey Lucifer! Ruhumun tek ve biricik tanrısı, daha fazlasını esinle bana.” – Sade

2000 Yıllık Ağıt

prometheus’un enkarnesi olabilirim. “zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yoktur” demiş, ateş hırsızı. bencil, baskın, iğrenç tanrının henüz bir isminin dahi olmadığı kadim zamanlar. zeus’un sembolize ettiği korkunç varoluşa sahip yaratığa inanılabilinmesi. sanatın, güzelliğin değerli olduğu kadim zamanlar. sümer, antik mısır, antik yunan. mitolojinin,tarihin kendisi olduğu muazzam günler.

nasıl olur da bir ruh emicinin güzellik olduğunu, tüm evreni yarattığını sanabilir insan? dünya varlıklarının kanına aç bir varlığın tek tanrılığını iddia etmesi? ah bu berbat yalana inanabilen insan? insan kurban istemediğini söyleyip, kendisi ve dini için savaşılmasını, bunun yayılmasını emreden maymun iştahlı varlığa tapınmak. onun adını söyleyip kaç milyon canlıyı katlettin insanlık? kaç düşünen, farklı tanrıya ya da tanrılara inananı yok ettin? kaç hayvanın akıttın kanını?

cadı avlarınız ve engizisyonlarınız. afarozlarınız. emevilerin pagan türgeş erkeklerini öldürüp, kadın ve çocukları, köle ve cariye olması için felaket yarımadasına götürmesi. yeryüzünde senin için ne kadar kan akıtıldı yahve? ne zaman bitecek açlığın? bu dünyanın canlıların kanına ne zaman doyacaksın? düşünebilmeye, sorgulamaya, bilime, sanata karşı çıkan bir ilaha nasıl tapınabilir, bir insan? kim heykellere şeytan işi der? kendisinin dahi bir portresinin çizilmesini yasak eder? “o kadarını sorgulayamayız, arşında oturan bizden daha çok şeyi bilir.” diyebilip olduğu söylenen cehennemden korkar? iskandinavların bir zamanlar cehennemi buz gibi bir yer olarak düşlemesini bildikten sonra, gereken kısa akıl yürütmeyi kim yapamaz?

bu bok çağından iğreniyorum. hangi aptal ailesinden biriyle, bir arkadaşıyla iletişimine son verir, bir yarımadadan ortaya çıkan şey  için? 9 yaşındaki biriyle yatan bir adama nasıl efendi diyebilir? nasıl evrenin onun ışığı için yaratıldığını düşünür? hangi kadın, bir adamın 4. eşi olmayı emreden bir kitaba özgür iradesiyle inanabilir ve dahi propagandasını yapabilir? kendisini herhangi bir şahitlik durumunda tek başına bir erkekle eşit tutmayan tanrıya nasıl tapınabilir bir kadın? yalnızca bir pil, bir enerji deposu olarak görüyor insanları, adına ölümler yarattıkları, onların. ve gerçek, keşfedilmek için apaçık ortada duruyor.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.