Menü Kapat

Yazar: uva sanver

okul sizin olsun bizi parka götürün

Sıraların arasında dolaşmaya başladığımız ilk yıllarda aklıma bir soru takılmıştı. Acaba okullar olmasaydı eğitim almak için nerelere gidecektik. Aklıma bin bir türlü şey geldi, biraz daha büyüdükten sonra kafama daha farklı sorular takılmaya başladı. Modern zamanlarda eğitim neydi ve gerekli miydi ? Ya da eğitim konusunda ne kadar özgürdük.

Al birde buradan yak, Kafamda bin bir tilki dolaşırken hep okuldan kaçar parkta oynamaya giderdim. Ben hiç okuldan kaçmadım diyen var mı? Eğer okuldan kaçmadıysanız belki de hayatı kaçırmışsınızdır.

Dünya üzerinde eğitim büyük bir sorun halinde duruyor. Hiç istisnasız bütün ülkelerin kendi çıkar ve amaçlarını doğrultusunda oluşturdukları bir eğitim sistemi mevcut. Bu eğitim sistemlerinin tümü iktidar erkleri tarafından allanıp, pullanıp önümüze malzeme olarak konması ise ayrı bir sorun. Hiçbir erk bu sistemi belirlerken eğitimi alacak kişilere danışmıyor. burada aslında topluma ve özellikle çocuklara büyük bir kazık atılıyor. Yedi yaşındaki bir çocuğun yaşam alanı paklar, bahçeler iken; erk çocukları günde en az 6 saat haftada 5 gün adına okul denen hapishanelere tıkıyor. Üstelik bunu zorunlu diye de dayatıyorlar.  Bu süreç büyüyene kadar devam ediyor ve çocukların bütün iradesi özgünlüğünden yoksun bırakılıyor. Hele ki yaklaşık on altı yıl sürecek okul serüveni içinde birkaç kez iktidarların yer değiştirdiği bir yerde vay halinize. Yapılacak bir müfredat değişikliği ile bir günde deyim yerinde ise cahil kalabiliriz. İşte tamda bu yüzden eğitim konusunda özgür olamadık. Özgürlük elden gitti geriye ne kaldı.

Okullar bir nevi erkin kontrol mekanizması olarak da karşımıza çıkar. Okullar da kimin ne okuması, ne yapması, nasıl yaşaması, kime saygı duyup kime saygı duymaması, Kendi üstün ırkın dışında tüm ırkların kötü olduğunu, matematiğin formüllerden ibaret olduğunu.  Sürekli onlar öğrettiler ve hiçbir zaman ne öğrenmek istiyorsunuz diye sormadılar. Şahsen hiçbir okulda anarşizmin veya sosyalizmin öğretildiğini duymadım. Duyan varsa bana da söylesin. Kişilerin gelişimi için okullara ihtiyaç yoktur, insan kendi kendinin hocası olabilir ve ilgi duyduğu alanda kendini geliştirebilir. Okulların amacı topluma iş gücü ve kendi ideolojik hegemonyalarını yayacak bir nesil yaratmaktır. Okul sizin olsun bizi parka götürün.

Yukarıda o kadar çok olumsuz şey saydık ki (sakın küfür etmeyin ha)  kıyaslamak gerekirse işe önce kendimizden bakmak gerekir muhtemelen bir çoğumuz bize dayatılan eğitim öğretim karmaşasından sonra üniversitelerin istediğimiz bölümlerine gidemedik. Merak etmeyin suçlu siz değilsiniz sizi yetiştiren eğitim sistemi. Örnek vermek gerekirse öğreticiler bile derslerinde tembel bir öğrenciyle vakit kaybetmek yerine. Daha çalışkan öğrencilerle kariyer peşinde dolaşırlar. Yetenek alanlarının ne olduğu ile ilgili kesinlikle ilgilenmezler Çünkü öğreticilerde maaşlı birer köledirler. Alternatif bir eğitim de ise bu tür bir ayrımcılığa kesinlikle rastlanılmamalı hatta ülkeyi yöneten kodamanların hiçbirini eğitim alanının yanından geçirmemeli ve eğitimin tamamen bağımsız bir kolektifie bırakılmalıdır.

Modern eğitim hakkında tarihsel bir not düşmek gerekir ise İlk zorunlu eğitim modelinin 1819 yılında prusya’da uygulanmış olduğunu ve uygulamanın  bu modelle gerçekleştirilmek istenen beş amacın ise tamamen devlet çıkarlarını korumak olduğunu söyleyebiliriz. Bu amaçlar ne peki

  1. Orduya itaatkar askerler yetiştirmek.
  2. Maden ocaklarında çalıştırılmak üzere itaatkar işçiler yetiştirmek.
  3. Hükümetlere azami düzeyde tabii olacak sivil hizmetliler yetiştirmek,
  4. Endüstriyel yapıların emrinde çalışacak memurlar yetiştirmek.
  5. Kritik konu ve sorunlarda birbirine yakın düşünen vatandaşlar yetiştirmek.

1819 da oluşturulan eğitim modeli ile halen bugün süregelen eğitim modeli arasında aslında pek de fark yok. Sadece zamanlar geçiyor ve yapılar değişiyor. Okullar ise şimdi okullu olduk sınıfları doldurduk şarkılarıyla şenlenmeye devam ediyor.

O kadar şey söyledin çözüm önerin ne diye soracak olan arkadaşlara Yaptığım araştırmalar arasında editörlüğünü Mat HERN’in yaptığı Alternatif Eğitim adlı kitabını ve  www.alternatifokullar.com adlı internet sitesini tavsiye ederim.

Entelektüel ol(A)mamak

Kim istemez ki sorusuna ufak bir yanıt olarak insanın kendini sorgulama sürecine koymasıyla cevabını alabileceği bir soru. Soruyu soralım ve kendimizce cevap çıkarmak üzere bir gökyüzüne, bir sana, bir de bana bakalım.

Bilginin bol olduğu bir toplumda, herkesin kafasından bilgi fışkırdığı şu ortamlarda entelektüel olmanın bir ayrıcalıkmış gibi algılanması. Popüler kültürün geniş alanlarında kendi entelektüellerini yaratması, kimi entelektüellerin ise bunu bir ayrıcalık gibi yaşaması sorunsalı üzerinden gidersek. Bilgiye erişemeyen nesillerin toplumun hep alt kesimlerinden olması bir raslantıdan ibaretmidir. Hiç düşündünüz mü yoksul bir çocuk neden entelektüel ol(a)maz yada olmak istemez. Belki de öyledir  ama hayat şartları o kadar zordur ki o bilgiye erişemez ve paylaşamaz. Zaten entelektüel olmak Bilgiyi öğrenme ve bunu geniş toplumlara yaymak değil midir.

Entelektüel olamadık çünkü çocukluğumuzun ilk yıllarında camilerle veya kilise vb. ibadethanelerde kadınlı erkekli ayrı ayrı oturarak din dersleri aldık. Din görevlisine niye böyle olduğunu sorunca; ya bir şaplak yedik ya da uzun uzun anlam veremediğimiz bir sürü vaaz dinledik. Anlamadık; anladık numarası yaptık. Bir kere hayattan ilk golü yedik.  kadın, erkek ayrı oturmalı birbirlerinin yüzüne bakmamalı bunu öğrendik. Entelektüel olamadık çünkü din figürünün psikolojimizi altüst ettiği bir ortamda, bu sefer dehşet bir okul macerası bizi bekliyordu, oda ne! burada kadın erkek aynı sırada oturabiliyordu kafa allak, bullak işin içinden çıkamadık öğretmene bunu sormaktan korktuk çünkü sonunda şaplak yada uzun, uzun öğütler dinleyebilirdik. (bu arada camideki vaaz okulda öğüt oldu ) ve alfabe toplama çıkarma dışında. Pek de bir şey öğrenmedik tek öğrendiğimiz  derse giren öğretmenin öğrettikleri. Bunların dışında bir şeyler öğrenmeye çalıştığımız zaman ise disiplin cezası denilen saçma sapan ceza klişeleri ile karşılaştık ve boynumuz büküldü. Yapamadık aldığımız ders sadece,belli zümrelerin öğretilmesini istedikleri derslerdi öğretmene soru soramazdık çünkü her şeyi bilirdi ve haklıydı. Hiçbir zaman dünya klasiklerinden bahsetmediler saçma sapan kitaplar sundular önümüze. Hoooppp ikinci göl dostoyevskiyi hiç okuyamadık. Oğuz atay’ı tanıyamadık .

Aile ortamı ise bambaşka hallere soktu bizi işe gidip gelen ve boş zamanlarında ki, buda muhtemelen sadece Pazar günleri olur ve en büyük sosyal etkinliği evde televizyon izlemektir. Al birde buradan yak üç sıfır. Babamız bizi sevmedi çünkü sevecek vakti olmadı. Başka bir nokta ise bizim üzerimizden gelecek hayalleri kuran bir anne. Hayallerin kapsamı ise iyi bir okul iyi bir iş ve eş. Dört sıfır oldu. Bunların dışında senin veya benim nasıl bir yaşam sürmek istediğimiz kimsenin umurunda değil. Aslında yaşadığın senin hayatın değil, Seni veya beni bu hayat üzerinde yönlendirmeye çalışanların bizi görmek üzere ulaştırmaya çalıştıkları bir noktadan ibaret.

Okul da evde toplumda her yerde bebeklikten erişkinliğe kadar içinde yaşadığımız toplumun bir kuklası oluyoruz ve onların istediği gibi konuşuyor. Onların istediği gibi bir yaşam tarzı  sürüyoruz alternatif yaşam noktalarını geliştirmek ise bizlerin elinde.  Hayat senin, direksiyon senin elinde trafik kurallarını alt üst et ve trafiğin neden bu kadar durgun aktığını sorgula.

 

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.