Kişinin ait olduğu grupla övünmesi fanatizmle açıklanabilir. Hiçbir katkı sağlamayıp var olan bir emek üzerinden caka satmak, slogancı ahmakların yapacağı türden bir hatadır. Burada amaç, ait olduğu kesimin özelliklerini arttırıp kendisini (hiçbir şey yapmasa dahi) bu gruba dahil ettirerek özel kılmaya çalışmasıdır. Böylece kişi kendisine bir anlam yüklemiş olur. Özellikle milliyetçilik gibi ideolojilerde bu çok yaygındır. Kendisini özel hissetmek, grup için hiçbir fayda sağlamasa dahi sayısal çoğunluğa katkı sağlamak gibi dolaylı yoldan yapılan fayda, o kişi için yeterlidir. Zira fanatik, sadece kendisini özel kılacak bir neden arar. Bunu da bir gruba yapışarak yapabilir. Önemli parçası toprağın altında olan bir havuç gibi kişinin de en önemli parçası toprağın altındadır, atalarıdır. Atalara duyulan özlem, onların yaptığı en ufak bir hareketi dahi yüksek, üstün görme eğilimi ve kutsallaştırma, grubun temel düşünce organlarını oluşturur. Ataların her şeyi belli bir amaç için yaptığı ve ilahları tarafından özellikle seçildiği algısıyla hareket eden grup, zaferde ilahlarına sonsuz teşekkür ederken, mağlubiyette gruptaki elemanların vasıfsızlığından yakınır. Yani sadece mağlup olduktan sonra gerçeği görebilirler. Çünkü ilahları onları terk etmiş, onlarda ilahları olmadan yargıya ulaşabilmişlerdir. Farklı bir konu olarak, bu insanlar dünyanın en cevapsız sorusuna bir cevap verirler: ölümden sonrasına. Onlar öldükten sonra tanrılarının yanında yer alacaklarına inanırlar çünkü gösterdikleri ciddiyet ve cesaret ile ilahlarına yakışır bir tavır sergilediklerine dair şüpheleri yoktur. Ancak tanrıları onları cezalandırabilir veya en basitinden inandıkları tanrı gerçek tanrı olmayabilir veya tanrı diye bir şey de olmayabilir. Lakin fanatiklerin oynadığı bu kumar son derece risklidir ve cevap olarak onlar için en önemli olan mekanizmayı kullanırlar, bu mekanizma “onur”dur. Çünkü onlar için cehennem gibi bir yerde yanmak, yanlış bir cennette bulunmaktan daha onurludur. Binâenaleyh diğer ulusların tanrılarına biat etmezler, onların gözünde başkasının tanrıları başkasının tanrılarıdır.

Başarılı bir savaşçı ne yapar? —Öncelikle ödüllendirileceği inancına bağlı olarak hayatını her türlü riske sokmaktan çekinmez. Her şey şanlı bir ölüm ve hatırlanmak içindir, toprağın altındaki ataların yanına ulaşmak için. Alınan her yara, vurulan her darbe savaşçının emeğini ortaya koyar ve diğer insanlar tarafından “gazi” ünvanını elde eder, ölürse “şehit” olur. Gazi ünvanı, savaşçının yaşamında ulaşabileceği önemli bir basamaktır, bağlı olduğu grup için artık önemli bir şahsiyet olmuştur. Hatırlanma hissi, -eğer yaşarsa- onun yaşlılık evresinde duyacağı saygı, gruba verilen eğitime bağlıdır. İlk başta anlattığım gibi, ata figürüne savaşçının da bir katkısı ve toprağın altındaki havucun bir parçası olur. Yaptığı bu kavgaların karşılığını en fazla kitaplarda adı geçerek alır. Eğer derin bir tarih dersi verilmez ise anılacağı tek şey sayısal verinin bir parçası olmaktır. “100,000 askerimiz bu savaşta hayatını kaybetmiştir.” gibi haberlerle ölen savaşçılara son görev yapılmış olur. Verilen can sadece bir haber başlığını doldurur. Savaşçı öldüğüyle kalır, grup yaşantısına devam eder. Grubun ne kadar bencil olduğu bu haberlerle açığa çıkar, tıpkı arı kovanı gibi, fedakar arı kovanı savunmak için intihar saldırısı yapar ve geride bencil arıları yaşatır. Şu sonuç ortaya çıkar: Toplum sürekli bencilliğe doğru evrilir ve fedakar insanları kendi varlığı için kullanır.