Yazar: Erkeği öldür yada kamulaştır

Körebe oynayan kalabalıklar

Bir şeyhin beş kaburgasını kırmışlar
Yanmış bir tarlanın orta yerinde yalnızlıkları ile övünen kadınlar ve çocuklar
Bir şiirin en güzel yerini göstererek ışık tutmuşlar.

Bir şeyhin beş kaburgasını kırmışlar

Istemeyerek de olsa
Fikrin gaspına uğrarken
Kırmızı ışıkların hışmına el açan hayat kadınlarının güzel dualarında yer bulamayanların öyküsüdür bu;
En çok da tutanamayanlarin arasında var onların sayısı
..
Avutmuyorsun kendini çoktan
Ellerine hakim olmadan dokunabilirmiydin
Cahit’e(koytak)
Feridun’a(urfa)
Ama olmaktan korkmadan
Ama yanmaktan da öte

Bir şeyhin beş kaburgasını kırmışlar

Bak kimler refakat ediyor,bizlerin karşısına dikilenlere
Bak kim,refakat ediyor ogün’e
Hrant yatarken
Bak Kim gösteriyor ayakkabının altındaki deliği,
Ama bu yanmaktan da öte
Ama bu birgün Hrant olmaktan da öte

Ve bir şeyhin beş kaburgasını kırmışlar…

Ev helbest an ji nıvîs,

Ji tere

GF

Vicdan tarlası

Araf zamanı sizi taşıyan tüm gerçekler dökülecek ilkin,
Dişlerinize kan değecek belki…
Duvarlar oluşacak arasında kalırken içinde bulunduğunuz an…
Ve varsayımlar köreltecek sizi en uç noktaya varır iken…
Tarlabaşında
Kılık değiştiren matruşkalar gibi çoğalacak etki bedeninizde
Lakin bu bir hastalık değil…
Araf
Tümcenin açıklığı
Kendine komplo düzeyi kendine dış güçler olacaksınız…
Varsayımsal bir ihtimal ile sanat tarihi okuyan bir çoban umudu yaşama bakmak çıplaklığı ile sentezlenir…
Koca bir serzeniş ilginizi çekecek…
Buna trafik diyeceksiniz iş diyeceksiniz okul diyeceksiniz kendi kaygılarınız ile…
Arzular iken yaşamı…
Matruşkalar öpecek sizi
Yok boyları

Kara prens

Akıntıya kürek çekmekten, deniz görmeyen semtlerden, televizyondan, gazeteden, beraber ve solo türkülerden, yağmurlu günlerde üstüne su basınca arasından su fışkırtan kırık parke taşlarından, sıkıntılı havalardan, çizik plaklardan, bozuk pikaplardan, davetsiz misafirlerden, camın ötesindeki göklere uzanan beton yığınlarından, telefon beklemekten, aşık olmaktan, sigara dumanından, güzel kitapların bitmesinden, pis kokan insanlardan, kalabalık otobüslerden, başkasına ait gazeteyi süzen gözlerden ve pastel boya takımında kullanılmayan tek renk olmaktan nefret ediyorum.

Iris Murdoch

folie sociale

Yazmak ile başlıyor her şey…
Daha doğru bir tanım ile ise susmak da denilebilir, bu duruma…
Kendi doğruları ile savundukları herşey varoluşun hiçliği ile güçlenince hiçbir terazi kaldıramıyor bu noksan ağırlığı…
Çünkü ritim tutmuş kötülük, her rüzgarı olduğu gibi arkasına alır…
Vecd edilen ile
Yasa ile anayasa ile
Kadın ile çocuk ile
Fikirlerin bağnazlığı ile….
Sokakta bir fikir (insan.kadın) öldürülse bile,
O terazi tutmaz artık,sadece burç ism-i olarak kalır sözcük….
Bu nedenle de yabancı olduğumuz her şey hata içerse dahi güzel gelir,
Çünkü kendi doğrularımız içinde topla buluştuğumuz için, anlam yahut hakikat o an kendini yitirir…
Ne de olsa bir doğru var,
Nasıl ki insanın bilinç düzeyi yaşam düzeyini belirliyor ise,
Köhne olan cahilliğin bilinci de bunu gerektiriyor…

Biraz etraflıca yaşam sahamıza bakalım,
Sebze halinde bile yokluk var :)
Düşünün o can pazarını…
Yahut dünyayı sırtlayan yük emekçileri bile işsiz ise biraz daha etraflıca bakalım…
Çok açıktır ki toplumları yönlendiren medya ve tüketim endeksli yönlendirmelerdir,
Ülke olarak bayram namazı kılmadıgımız coğrafya,
Barış tahsis etmediğimiz tek bir komşu ülke kalmadı…
Ama biz ülke olarak siyanürü yasakladık..

Ya da ŞAHSIM yanılıyordur… :)

Bir de unutmadan muz cumhuriyetinde de intihar yasaklamıştı paniğe gerek yok.!

Sözcüklerinde gücünün olduğunu söyler.
Edgar Allan Poe…
Fakat insan dilinin söyledikleri ötesinde, bir düşüncenin ortaya çıkacağına inanmazdı ki…

Yankı cevap verir bana;

Kehanetten sesler yükselirken…
Yıkıcı zaman ve ben tarafından
Kesinlikle değil, kesinlikle değil..!

Uykusuz anaların kendi kitaplarını yazdığı gece, böbürlenmiş iktidarlar cevap verir bana ;
Kesinlikle değil, kesinlikle değil…!

Ve sonra
Ve sonra

“Nadiren buluruz” der Solomon Don Dunce…
En derin sonede derin düşünceyi…

Sözcüklerin gücünün önüne geçen en büyük şey, insanların aracılığıyla yaratılan anlam kargaşalarıdır, bu sebeple bazı nitelikler ve birleşmiş şeyler böylesi bir çağda korku ve depostluk dışında hiçbir şey düşünemezler (üretemezler) …

Siz neydiyseniz biz oyuz!

Düşünmek yerine karnından konuşmak…

Benliğin daimi bozuluşu, alt-üst olan toplumsal normlar,

Sanal benlikler klişe kilise cami avlusu sohbetlerinde var olan benler çağının doğurganlığında kaybolan diller dostluklar ve pizza istercesine cinsel hesaplar.

Yani, Ben olmayan insanlar!

Üretimden tüketim çağına yetişmek için bedenini ve saatini aynı yörüngede derleyen insan fikirleri.

felsefe kavram üretme sanatı’dır” diyordu; deleuze ve guattari. belki de insanlık tarihine yapılan en önemli değinişti bu iki isim. kavramları yerle bir ederek yeni kavramlar yaratırken, aslında kavramlara direnilebileceğini koymuştu ortaya ki; 

Bir kamyon şoförünün bilgeliği idi:

Yanlış hayat doğru yaşanmaz.” diyen (Adorno’dan)

Her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir” diyen (Balzac’a)

Mülkiyet hırsızlıktır” diyen (Proudhon’a)

Banka soymak suç değil, banka kurmak suçtur.” diyen (Bakunin’e) 

Düşünsenize bu kavramlara rağmen dezenformasyona maruz kalmış medyatik politik insan yüzlerini, o ince tizi, o yokluğu!

Elbette hayvanlardan farklıyız, matematik biliyor sınavlar ile kontrol ediliyoruz çünkü?

Büyük bilgelik isteyen bir kavram kargaşası var;

‘Sonuçta, eline kalem alan herkes şu soruyla fazlasıyla boğuşmak zorundadır: Gerçeğin ne kadarına dayanabilirim?” diyordu (Aslı Erdoğan)

Biz ne kadarına dayanabiliyoruz, düşünebildiğimiz kadar mı, yahut çalışabildiğimiz kadar mı?

02:48

Bu saat cinnet geçirmek isteyenler için mükemmel bir ‘an….

Hele ki sabah uyanacaklar için vazgeçilmez bir haz…

Bu bezgince duygu her zaman var olacaktır ama üstünde pek durmadan bu konu ile ilgili benim ilgimi çeken tek şey şu oldu;

Artık birçok şeyin vaktinin geçmiş olduğu yolundaki bezgince duygu, 14. yüzyılın başlarına dayanır. Metokhites’in başlıca takıntılarından biri, dünyaya “geç gelmiş” olduğu, “insanlığın hayatında geç kalınmış bir noktada,” “son çağda,” “insanlığın tortuları arasında” yaşamakta olduğu idi..

Belirteç.

Alıntılayarak, zihnimdeki çitleri birazda olsa gevşetebildim sanırım…