Vicdan tarlası

Araf zamanı sizi taşıyan tüm gerçekler dökülecek ilkin,Dişlerinize kan değecek belki…Duvarlar oluşacak arasında kalırken içinde bulunduğunuz an…Ve varsayımlar köreltecek sizi en uç noktaya varır iken…TarlabaşındaKılık değiştiren matruşkalar gibi çoğalacak etki bedeninizdeLakin bu bir hastalık değil…ArafTümcenin açıklığıKendine komplo düzeyi kendine dış güçler olacaksınız…Varsayımsal bir ihtimal ile sanat tarihi okuyan bir çoban umudu yaşama bakmak çıplaklığı ile

Kara prens

Akıntıya kürek çekmekten, deniz görmeyen semtlerden, televizyondan, gazeteden, beraber ve solo türkülerden, yağmurlu günlerde üstüne su basınca arasından su fışkırtan kırık parke taşlarından, sıkıntılı havalardan, çizik plaklardan, bozuk pikaplardan, davetsiz misafirlerden, camın ötesindeki göklere uzanan beton yığınlarından, telefon beklemekten, aşık olmaktan, sigara dumanından, güzel kitapların bitmesinden, pis kokan insanlardan, kalabalık otobüslerden, başkasına ait gazeteyi süzen

folie sociale

Yazmak ile başlıyor her şey…Daha doğru bir tanım ile ise susmak da denilebilir, bu duruma…Kendi doğruları ile savundukları herşey varoluşun hiçliği ile güçlenince hiçbir terazi kaldıramıyor bu noksan ağırlığı…Çünkü ritim tutmuş kötülük, her rüzgarı olduğu gibi arkasına alır…Vecd edilen ileYasa ile anayasa ileKadın ile çocuk ileFikirlerin bağnazlığı ile….Sokakta bir fikir (insan.kadın) öldürülse bile,O terazi tutmaz

Siz neydiyseniz biz oyuz!

Düşünmek yerine karnından konuşmak… Benliğin daimi bozuluşu, alt-üst olan toplumsal normlar, Sanal benlikler klişe kilise cami avlusu sohbetlerinde var olan benler çağının doğurganlığında kaybolan diller dostluklar ve pizza istercesine cinsel hesaplar. Yani, Ben olmayan insanlar! Üretimden tüketim çağına yetişmek için bedenini ve saatini aynı yörüngede derleyen insan fikirleri. “felsefe kavram üretme sanatı’dır” diyordu; deleuze ve

02:48

Bu saat cinnet geçirmek isteyenler için mükemmel bir ‘an…. Hele ki sabah uyanacaklar için vazgeçilmez bir haz… Bu bezgince duygu her zaman var olacaktır ama üstünde pek durmadan bu konu ile ilgili benim ilgimi çeken tek şey şu oldu; Artık birçok şeyin vaktinin geçmiş olduğu yolundaki bezgince duygu, 14. yüzyılın başlarına dayanır. Metokhites’in başlıca takıntılarından

SAYIKLAMA

Yeryüzünü ve gökyüzünü sevmek istedim Gevşemiş ve kokmuş uygarlıklardaki o hazan bilgeliği… Cehennemin içinden ayrı çemberler oluşturarak, alevlerin şiddetindeki ıstıraplara hiyerarşi getirmek istercesine… Yeryüzünü ve gökyüzünü sevmek istedim Tanrının sınırlarına teslim olmamak için, kendi içimdeki sonsuz monologların kılık değiştirmiş cinnetlerine kurban olmamak adına… Yeryüzünü ve gökyüzünü sevmek istedim Çünkü dünyanın ömrü beni çileden çıkartır, YA