Rüştü #2 – Cristi Puiu

Kişisel bir eleştiri ile başlayayım kendi adıma. Yeraltında konumlanan bir yapının elemanı olarak insan bazen kendisini kalıplara sıkıştırıyor. Az olanı, azınlıkta kalanı koruyup kollama iç güdüsü geliştiriyor. Sinema üzerine yazarken kadın yönetmenlerden sıyıramamışım kendimi. Rüştünün ikinci payesini bir erkeğe vermek anlamlı geldi. (Red Pill’ci değilim feministler sakin olsun.) Öne çıkarmak istediğim yönetmen, Cristi Puiu. Çavuşesku’dan

Rüştü #1 – Joanna Hogg

Hollywood’un son yıllarda başlattığı yüzeysel günah çıkarma (arınma) denemeleri tüm dünyada küçük de olsa anlamlı değişimlere ilerlemelere yol açabiliyor. Yetenekleri üzerinden değerlendirmeksizin babasının kızı (Sofia Coppola) veya yenge (Kathryn Bigelow) kontenjanı dışında kadın yönetmenlere de kendi sinemasını özgürce yapma şansı sunulabiyor. Jane Campion, Chantal Akerman, Agnes Varda gibi insanların da çabaları ile Kelly Reichardt, Claire

Replika

Hal Hartley gibi Amerikan bağımsızlarının tekrarlı mizahını sevdiğim gibi, müzikte de bir düzen eşliğinde ilerleyen matematiksel yapıların bende ayrı bir yeri var. Orta ve Batı Avrupa ülkerinin öncülüğünde yükselen bu anlayış günümüzde ilginç şekilde uzak doğu menşeili olarak ses yükseltiyor. Özellikle Japon grupların başını çektiği math ve post esintili gruplar arasında bir Çinli grup kendi

Ruhani Oyun Havaları

Amerikan yeniyetmelerinin ve aydınlarının 1960’larda zirveye çıkardıkları doğu mistisizmi aşkı bir sinüs fonksiyonu frekansında dalgalanmaya devam ediyor. Zamanın kişi ve budizm temelli kendini bulma çabaları, yaratıcılığın ve kalıpların sıkıştığı günümüzde “hip” kalmak adına bir zorunluluğa dönüşmüş durumda. Zira kimse bana Houston, Texas doğumlu 3 Amerikan gencinin saykedelik ve dub soslu Tayland müziği ile Japonya’da efsane

Rock Bottom Riser

Son dönemde Chris Cohen, Cass McCombs gibi isimlerle, en azından uluslararası anlamda, zirvesini yaşayan saykedelik soslu amerikan folk rockının en nadide temsilcisi bana göre, Bill Callahan. Çölün ortasında, izole hayatların, bitmek bilmeyen yolların, kaybetmekten gocunmayanların müziğini yapan bir adam. 1990 yılında smog olarak başladığı kariyerine, 2007 yılından bu yana kendi ismi ile devam ediyor. Prestijli

Bütünüyle Kuşkudayız

Kilisenin kör karanlığında cadı avı ile başlayan bir süreç, günümüzde klinik psikolojik uygulamalarla devam ediyor Szasz gibi anti-psikiyatrlara göre. Bu çokça tartışmalı konuyu deşmek değil niyetim ancak engizisyon ile karşılaştırılan uygulamaların çok geçmişte kaldığı günümüzde dahi akıl hastalıkları ile toplumların ilişkisi hala primal düzeyde. İşte bu ahval ve şerait içinde hayat bulmuş ve kült mertebesine