Menü Kapat

Yazar: nothing (sayfa 1 / 2)

This Will Destroy You

Teksaslı dört gencin eseri, post-rock ve deneysel müziklerinin yanında yaptıkları müziğin bir sınırı olmadığını düşünmekte herhangi bir hata olmamalı ki post-rock zaten kendiliğinden çok geniş bir tür. Albüm kapaklarındaki dantelli örtüler kanonik görüntüsünün dışında çağsama yaşatabilir. Yermek gerekirse bir Sigur Rós veya Sleep Dealer değil ama olmasına da gerek yok.

spotify | youtube | soundcloud

Barry X Ball

Barry X Ball, üslup olarak çağdaş klasisizmi heykellerinde oldukça yansıtan, Kaliforniya’da doğmuş ve New York’ta yaşayan, heykelleri ülkesi dışında da sergilenmiş, sarışın ve şirin bir heykeltraş. Purity çalışması Duvaklı Bakire’yi andırsa da taşların çeşitliliği bu benzerliği güzel kılıyor.

barry x ball

barry x ball . un instagram hesabı yok

barry x ball . un facebook hesabı yok

Dediğin Gibi

Bu sefer ben de seni çok seviyorum.
Bazen sadece yorgun oluyor insan, ne kadar sürebilir?
Bir gün bir yerde hayatta kalmaya çalışıyor.
Ve bilmenizi istiyorum ki aynı zamanda kalmak gelir içinden.
Ve bilmeni istiyorum ki ona göre hareket eden bir şey yok.
Hayal kurmak bedava falan değil.
Yani onlarca sorun yok.
Ve bilemezsin ki bu ülkede sadece hayran kaldım.
İnsanların en büyük hobilerine, ve saldırıya uğrayan tarafta olmaya.
Zaten yapılabilecek tek şey bu.
Çünkü onların karnı tok.
Hatta bir ara görüşelim.

Devam

Yeşil Fantezi

Popüler bir fanteziye yapılan eleştiri popüler bir kitaptan olunca bulunduğumuz durum daha da eğlenceli bir hal alıyor. En azından, evet en azından, bir yüzyıl geçirmiş herhangi bir kültürün mitolojide yer bulmuş halinin Midas değil, Medusa olduğunu yani sadece okumanın değil; bunu kendimize katıp kolektif yeni fikrimizi yeni insanlarla paylaştığımızda ortaya, burası çok önemli, bizimkinden daha farklı bir fikir çıkarılmasının marifet olduğunu anladığımızda insanlık ergenlik dönemini atlatmış olacak.

Büyük devrimler için işleyen kurallar, gündelik hayatta da geçerlidir. Genç bir çift, yeni evlerini tasarlayan mimardan evin önüne küçük bir yeşil alan yapmasını ister. Neden? “Çünkü yeşillik güzeldir,” diye cevaplayacaklar muhtemelen. Peki, neden böyle düşünürler? Bunun da arkasında bir tarih var.

Taş Devri’ndeki avcı-toplayıcılar mağaralarının önü güzel olsun diye çim yetiştirmezdi. Atina Akropolisi’nde, başkent Roma’da, Kudüs Tapınağı’nda ya da Pekin’deki Yasak Şehir’de ziyaretçileri karşılayacak yeşil alan yoktu. Özel mülklerin ve kamu binalarının Fransız ve İngiliz aristokratların şatolarında doğdu. Modern çağın başında bu alışkanlık kök salarak asaletin sembolü hâline dönüştü.

Bakımlı çimler, özellikle çim biçme makineleri ve otomatik sulama sistemlerinin olmadığı devirlerde çok fazla zahmet ve emek gerektirdiği hâlde karşılığında hiçbir değerli ürün vermiyordu. Çim yemedikleri için üzerinde hayvan bile otlatamıyordunuz. Yoksul köylülerin değerli toprakları ve zamanlarını çimlere harcayacak lüksü yoktu. Şatonun girişindeki bakımlı çim alansa kimsenin taklit edemeyeceği özel duruma oldukça yaraşır bir statü sembolüydü. “O kadar varlıklı ve güçlüyüm ve o kadar çok toprağım ve hizmetkârım var ki bu yeşil fanteziyi karşılayabiliyorum,” demenin aleni bir beyanıydı. Çim alan ne kadar bakımlı ve büyükse hanedan o kadar güçlü demekti. Bir dükü ziyaret ettiğinizde çimleri bakımsızsa onun da sıkıntı içinde olduğunu bilirdiniz.

Kıymetli çimler sık sık önemli kutlamalara, sosyal etkinliklere ev sahipliği yapsa da, geri kalan vakitlerde yasaklı bölgeydi. Bugün bile sayısız saray, hükümet binası ve kamu alanında tabelalar insanlara, “Çimlere basmayınız,” uyarısında bulunur. Oxford’da olduğum dönemde sadece yılda bir gün oturmanıza ve dolaşmanıza izin verilen harikulade çimlerle kaplı kocaman bir avlu vardı. Diğer günlerdeyse ayağıyla kutsal çimeni kirleten öğrencinin vay hâline…

Asil saraylar ve şatolar çimleri bir otorite sembolüne dönüştürdüler. Modern dönemin sonunda kralların kafası uçurulup, dükler giyotine yollanırken yeni başkan ve başbakanlar çimleri korudular. Parlamentolar, yargı binaları, başkanlık sarayları ve diğer kamu binaları bakımlı keskin yeşil bıçakların üzerinde güçlerini ilan ettiler. Bir yandan da çimler spor dünyasını ele geçirdi. Binlerce yıldır buzdan kuma, akla gelebilecek her türlü zeminde oynayan insanlar, ne hikmetse son iki yüzyıldır futbol ve tenis gibi önemli oyunları çimlerde oynamaya başladı. Tabii ki sadece parası olanlardan bahsediyoruz. Rio de Janerio’nun favela’larında Brezilya futbolunun gelecek nesilleri toprak ve çamurun içinde eğreti toplarla oynarken, zengin banliyölerde çocuklar özenle bakılan çimlerin üzerinde keyiflerine baktı.

İnsanlar o vakitten beri çimleri siyasal güç, sosyal statü ve ekonomik varlıkla ilişkilendiriyor. 19. Yüzyılda yükselen burjuvazinin heyecanla çimleri benimsemesine şaşmamalı. Önceleri sadece bankacı, avukat ve sanayiciler özel mülklerinde çim alan kullanabiliyordu. Sanayi Devrimi orta sınıfı genişletip, çim biçme makinesi ve otomatik sulama sistemlerini geliştirince milyonlarca aile bir anda çim masrafını karşılayabilmeye başladı. Amerikan banliyölerinde taptaze çimler, varlıklı insanların lüksü olmaktan çıkıp bir orta sınıf ihtiyacına dönüştü.

Yuval Noah Harari, Homo Deus

Keman Sesi, Elektronik Müziği Rahatsız Etti

Aşırı farkında bir birey olmadım, olmak isterdim ama artık istiyor muyum bilmiyorum. Böyle olacağını hiç bilmiyordum, bilseydim bir vatandaşın olması gerektiği gibi yapardım ve hiçbir şey yokmuş gibi devam ederdim: Arkadaşların dünyada bulunabilecek en kolay ve yakın sevgi kaynağı olduğunu düşünürdüm ve arkadaşlarıma bolca zaman ayırırdım. Sevginin ve gülümsemenin her şeyi değiştirebileceğini düşünürdüm. Önünde oturduğum ağaca bakar ve doğaya hayranlık duyardım, hem de içtenlikle. Aileme, bana yaptıkları iyilikler için büyük bir sevgi duyardım ve onları bir şeye değişmeyi teklif edemezdim kendime. Birinin bunu etmesine de tahammül edemezdim ve bu iyilikleri bilerek yok sayan insanlara yüzümü buruşturarak bakardım. Bir ideolojinin içinde bulunur ve ölünceye dek bunu taşırdım. Hatta torunlarıma da bu sözde değişmez aforizmaları aşılardım. Paramı kazanırdım ve iznimi aldığımda tatilimi yapardım. Etrafımda olan kötülükleri kontrol altına almaya çalışırdım, dışında kalanlar benim sorumluluğum olmamıştır zaten.

Romantik kitaplar okurdum, fantastik filmler izlerdim. Bilim aşığı olurdum ama onun hakkında bildiğim şeylerin arasından tek bir sayı ve formül çıkmazdı, tek bildiğim var olduğu olurdu. Sınırlarımı çizerdim ve sınırlarımın dışına çıkan her ne var ise ona sadece saygı duyardım. Sınırlarımın olduğuna inanırdım. Popüler şarkıları severdim, klasik giyinmek hoşuma giderdi. Akrabalarım ile sıkça görüşürdüm, şakalaşırdım. Yolumun düştüğü ve düşmediği şehirlerdeki ayaklanmaları ve katliamları üzülerek izlerdim. Paris’e sevgilimle giderdim.

Kendi hakkında hayaller kurarak kendini sevebilen bir insanın, daha farklı hayaller ile kendini aşağılık hissedebilmesi güzel değildir. Bu bize verilmesi gerekenden daha üst bir imkân çünkü nereye yöneleceğimizi seçemeyiz. Kesinlikle hiçbir kişisel fikrimiz olamaz çünkü önümüzden çok fazla görsel, ses, doku geçiyor ve bir tanesi kalıp “an”da olması gereken şeyi “gelecek”te de yaşamaya çalışıyor. Ardından biri çıkıp “an artık geçmiş” diyor ve yeni “an”a sırayı devrediyor.

Durduk yere penceremi kırmak istiyorum. Bu saçmalık, ne kadar empatik ve etik anlamda kabul edilebilir olmasa da, kaosa itiyor beni. Artık bir şeyler patlasın istiyorum. Sessizlik ve huzur için gezdiğim ormanda yangın çıksın istiyorum. Aynı zamanda tatilimin keyfini çıkardığım otel yıkılıp benimkinden farksız bir amaç için burada olmayan insanların, mecazı bir yana, başına yıkılsın istiyorum. Çünkü sinirliyim, sinirliyiz. Böyle bir durumda etik ve empati de pek sikimde değil.

Í Gær

Dün. Sigur Rós size bir şekilde tanıdık gelebilir. Muhtemelen Black Mirror’dan ya da Radyo Etilen’den tanıyorsunuz. Tanımıyorsanız da tanışmanız gerekiyor. Spotify, Youtube, Drive -imkanınız varsa indirmemeniz tavsiye edilir-. Şarkının sözleri internette bulunmuyor ancak ismi, şarkıda bayağı geçiyor. Kafa sallamak istediğinizde, sanat yapmak istediğinizde, Ay’ı izlemek istediğinizde, Ay’ı izlemek istemediğinizde, yalnız hissettiğinizde, aşık olduğunuzda, varoluşsal krizlerinizde size eşlik edebilir. Evet, 11. senesi yani eski. Rahatsızlığınız yoksa sesini sonuna kadar açın.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.