Yazar: RenasRoz

Savaş Ortasındaki Bir Çocuğun Anıları

Ben sadece yazmak istiyordum. Sadece yazar olmak, yazmak ve yazmak. Savaşın içine girdim daha çocuk yaşta. Savaşa itildim mi denir buna bilmiyorum. Çünkü ülkem işgal altındaydı. Savaşmak ve yazmak vardı önümde. Sadece yazmak vicdani olarak bana ağır geliyordu bende savaşmayı seçtim. Ama kim savaşmak ister ki? Ben hiç istemezdim. Kan, gözyaşı.. parçalanan bedenleri toplamak ya da öldürmek karşındakini. Oysa tek hayalim yazmak ve yazar olmaktı. Beni savaşa ittiler bir nevi mecbur kaldım ben savaşmaya. Özgür bir ülke hayaliyle kan bulaştı elime. Gerekli miydi bu? Bazen evet diyorum bazen hayır. Ortadoğu’da savaşsız bir şey elde edilmeyeceği gerçeğine inanırken, ben sadece bu yaşananları romanlaştırabilirdim de, diyorum kendime. Bir bunalım, bir sıkıntı hali hep. Kaybolma hissinden bir türlü kurtulamıyorum. Bir kadın bana ya en altta ya en üstte olacaksın demişti bu yaşamda. Ben en altta mı olacağım? Olduğum konum arafta gibi. Hatta arafın ta kendisi. Ne bir hayvana benziyorum ne bir insana. Ne duyguları anlıyorum, hissediyorum ne onlarsız yapabiliyorum. Merhametimi bir köşeye bıraktığımda, başka bir köşede buluyorum, sahipleniyorum. Vicdanımla geldiğim yolda, vicdanımı kaybetmemek için geri dönüyorum. Buna geri dönmek denir mi bilmiyorum. Belki de yoldan çıktım. Yol beni yolcu olarak kabul etmedi. Ya da ben bir yolcu olarak bu yolda yürümeyi beceremedim. Ya ben bu yolda çok fazlaydım ya çok zayıf. Yolda kaldığımda hep kendi kendime güç olmaya çalıştım. Çok düştüm kendi elimden tutup kaldırdım kendimi. En son düştüğümde kendi elimden bile tutamadım. Kaçtım. Kendimi yerde bırakıp, kaçtım kendimden. Arkama dönüp baktığım oldu, kaçan kendimi yakalamaya çalışacak mıyım diye. Hiç ayağa kalkma takati bile yoktu yerdeki benim. O yüzden kaçan ben, bir sorunla karşılaşmadan kaçtı. Kaçt… bir sonuca varamadı. Vardı mı? Hayır. Kendiyle götürdüğü beş yılını kaybetti. Şiirlerini kaybetti, öykülerini kaybetti… en azından bir sokakta savrulsaydı şiirlerim, belki biri kaldırır okurdu. Biri okudu diye avunurdum. Ya şimdi? Aklıma düşmüyor bir mısra bile. Öldürüyor bu beni. Bu güne kadar yazarak ayakta durdum, ölmedim. Bütün savaşlardan hep yazar olma hayali ile sağ çıktım. Yaşama karşı, arkadaşlarıma karşı, düşmanıma karşı, kendime karşı hep savaştım. Ölmedim. Ama beş yılımı öldürdüm. Hiçbir yazdığım kalmadı. Yok. Sıfırdan başlamak önemli diyorlar. Zorluğunu bilmiyorlar. İçimdeki acıyı kaldıramıyorum bazen. Ne yazar olabildim ben, ne devrimci… ne yazdıklarımı koruyabildim, ne yerdeki beni.. şimdi aptalca bir rüzgar gibiyim. Ne ilerleyebiliyorum, ne durabiliyorum. Yaprakları sallıyorum ancak ama bir yaprağı dökecek güçte değilim. Hem yaprağı döksem yere, oturup ağlarım da. Gücüm bir yaprağa mı yetti benim, nasıl gücünü zararsız bir şeye karşı kullanırdım? Ben bir rüzgar da olamam belki. Ama onca fırtınaya göğüs gerdim. Dallarım kırıldı. Kendime tutundum ama düştüm en sonunda. Köklerim hala toprakta belki de. Yeşerir miyim bilmiyorum. Solup solmadığımın bile farkında değilim. Soluyor muyum ben? Yaşıyor muyum? Yaşam ve ölüm arasında kaldım belki de. Kimse ne yaşadığımı bilecek ne öldüğümü. Kimse ne yaşadığını bilecek ne öldüğünü. Kimse ne yaşamı tadacak ne ölümü. Kimse ne yaşam ne ölüm. Kim yaşam kim ölüm…

Dağlara Tutunsun Ellerin

I.

Dağların kayalarına tutunsun ellerin
Sıcaktan yüzün yanarken
Taşın soğukluğunu hisset ellerinde,
Baharken oturduğun yer
Sırtını dayadığın ağaç yapraklarıyla güler
Sen hâlâ zirvelerde erimemiş karları izlerken,
Çünkü şimdi herkes dağın ardındakileri
Merak ediyor,
Çünkü biliyorlar
Dağın ardının sırrı
Dağın ardındakilerin yaşamında gizlidir.

II.

Çünkü
Cümleler düşüyordu dağlarıma,
Her mısra onların günlerine sarılıyordu
Çünkü bir hozandı Serhad bu türküde
Akan bu suların, derelerin
Esen bu rüzgarların
Suskunluğunu bilmezsin, karanlığını da,
Bir fırtına kaplar;
Bir sel olur, set koyarsan önüne
Bozarsan akışını suyun
Toprak kayar, yollar bölünür,
Yolda kalırsın
Su, akmaya susar hep.