Yazar: Re

Bölmek İstemedim Sözcüklerinizi

Salonumun birleşen duvarlarının oluşturduğu boş köşeye orantılı gelecek şekilde kafamı yerleştirdim. Müsait bir köşeydi, önceden benjamin dururdu orada ama öldü. Saksısını da çöpün kenarına koydum bir ihtiyaç sahibi salon bitkisi alır umuduyla, akşamüstü çöp kamyonunda çınladı. Olsun. Yatıyorum köşede 26 yaşımı doldurmuş ya da 27 yaşımı tam doldurmamışım. Hesabımda 190 lira ya da 184 lira. Bir kadın ve birkaç kişiden oluşuyorum bugünlerde. Bir de Benjamin vardı ki kendisi bitki, o kesinlikle benden oluşmuyor. Öldü kendisi. Hemen de unutmuşsunuz bakıyorum. Tam 67 kelime önce bahsetmiştim, “tam” ile beraber 68 oluyor. (Burada bağlaçlar kelime sayılmıştır.)

Yaşımdan emin olmak zorunda değilim, o herkesin bildiği semti bilmek zorunda değilim. Zaten kaç yaşımda olursam olayım, önceki yaşlarımdan bir kaçıyla anıyorum kendimi, semtler de kesin güzeldir bensizken. Gitmem gereken yere nasıl gidileceğini bulmak yetiyor. Basit şeyler bunlar, siz de yaparsınız. Lütfen bunlara vakit kaybettirmeyin, açın bakın. 

Yalnız olmakla nasıl başederiz ve yalnızlık nedir ile ilgili bir şeyler karalarım diye oturmuştum. Şimdi konu konuyu açıyor. Yalnızlığı anlatmaya hayatımdaki diğer insanlardan başlayabiliriz. Mesela bir kadınla tanışmıştım. Kendisi görece büyük acılar çekmiş, ayakları yere basan, gözleri gülen hayat sevinci olan bir kadın. İsmi falan da güzeldi üzerine edebiyat yapsan yarı profesyonel şiirler çıkarırsın, yedirebildiğine kitap bastırırsın. Bu hanım kız bir kenarda dursun bir diğer çevresel insanlardan bahsedelim. Bir arkadaşım vardı, ev arkadaşım olarak hayatıma aldım, prim sigorta falan yok arada yemek yapıyorum. Sonra ev ibaresini kaldırmak zorunda kaldık, arkadaşlık devam. Bu da otursun koltukta bir temple run falan atsın geliyorum. Yurt dışı kaynaklı da bir arkadaş aldım hayatıma kendisi sonradan gelme ülkeye haliyle, ekmek nerden alınır, dolmuş nedir, tramvay hangisi anlatıyoruz. Birlikte çalışmaya başladık, profesyonelliğe adım adım ilerliyoduk. Kendisi kamera kullanıyor, çok güzel sigara sarmasıyla meşhur olmuş takılıyor. Bir sigara yapsın şimdi o da çağırcam. Bir de Gürcan var kendisi bir gece orda bir gece nerde? Lan Gürcan nerde ? heh. Geliyor dinliyor yardımcı oluyor. Bu arkadaşı hayatıma neden almıştım hatırlamıyorum, bir gece hayatımdaydı sonra git gel falan bak gene yok. O da kendini bulamıyor, tam bulacak başka yerde kalıyor o gün, zor. Ama iyi çocuktur. Bunlardan yalnızlığa nasıl bağlayacaksın diye soranlara unuttum diyorum. 

Bu insan birikintisi, ben dahil, birlikte oyalanıyor. Nasıl gülüyor, nasıl eğleniyor. Yengeniz de öyle eğlence kiti, para yok. Kazanan sevinçli, işsiz sürekli bir sinir halinde ama döndürüyoruz. İşin kötüsü ayın 3 haftası aynı evde kalıyoruz ki bu imkansız. Ev de sinirleniyor. Ama bu bahsi geçen ev benim kafamı, salonun birleşen duvarlarının oluşturduğu köşeye orantılı gelecek şekilde yerleştirdiğim ev değil. 

Şimdi zaman nasıl geçmiş allah kahretmesin. Her şey çok da güzel olmaktan uzak. Kafamı koyacak yeni köşelerden sürünürken kulağım acıyor. Her köşeye kafamı koyuyor, insanlardan çok başarmayı düşünüyorum. Mantık üzerine bir hayat kurararak, en mantıklı ben yarışında birinci gelmeye çalışıyorum. Dolayısıyla mantıklılık yarışının mantığını sorguluyorum. Ee. Mutsuz olmak içimn hiçbir sebep bulamıyorum. Kendimi cahil, başarısız buluyorum. Utanmadan başarılı olduğumu söyleyen insanlara sinirleniyorum. Yukarıda anlattığım bütün insanlara saygı duyuyorum. Hay sizin yaşamla başa çıkışınıza içiyorum. Hay sizin bana bakışınıza, hay sizin kariyerinize içiyorum. İçtikçe haylanıyorum, hay beni yetiştirenlerin mükkemmeliyetçiliği, hay benim insan kalma çabam. Hay everyone. Bunu da kafam kadar mantıksız bir cümlede noktalıyorum. 

Müsaadenizle Utanıyorum

Şehrin her semtine taşınıyorum.
Yaşımdan emin olamıyor kimse,
Benjamin de olamıyor.
Yalnızca eşlik ediyor.
Müsaadenizle ayaklarınıza bakıyorum.
Utanıyorsunuz,
Benjamin de utanıyor mu?
Her gün kahveyi çok koyuyorum.
Onlara uyanıyorum, onlar
bana uyan.
Müsaadenizle uyuyamıyorum.
Annemi arıyorum.
Elimi kolumu yıkıyorum.
Benjamini öpüyorum, sevgilim
ben.
O yatak ikimizin.
Müsaadenizle yatağımı istiyorum.
Arada kalkıp mantıyı,
bir de Benjamini suluyorum.
Gitmeyen her şeye mantı yapıyorum.
Orda burda bekliyorum, gelene
gidene saksı değiştiriyorum.
Müsaadenizle semtlere yürüyorum.
Kışın havasını soğuk,
bakışınızı mağdur,
yüzümü yaşlı buluyorum.
Benjamin yok.
Bir kadını arıyorum.
Müsaadenizle ayaklarınıza
çoraplar hazırlıyorum.
yalnız bir nesne yatırımı uğruna
kendimden vazgeçiyorum.
Müsaadenin yazılışını,
Benjamin’den öğreniyorum.

Tomas

Bunu sarılmak say,
Tomas ne düşünür
bilmiyorum
gerçi kimki -ki Tomas?
Tokat doğumludur
belki tavanları alçak bir meyhanede,
emekleyerek garsonluk yapıyordur
12000 mg tabakları on eliyle taşıyordur.
kolları yanmıştır belki,
beline kadar kütüphanedir.
üçbeş gram kitapları tozunu alıyordur,
on burnuyla kokluyordur.
Tomas ispanya hayal eder,
o sırada seni dinlemiyordur.
saçları sana oksijen sağlıyordur.
ne bileyim.

Ben de diyorum kim çaldı dünyadaki bütün kelimeleri.
Sen alıp saklamışsın oraya buraya,
yeni görüyorum.
“de te fabula narratur” işte.
Bilecikte alelacele iniyor
bir sigara çekiyorum.
bir yılmaz erdoğan şiirinin
üstüne yatmış gibi hissediyorum.

Tallinn iki ‘L’ ile yazilir.

Tallinn iki ‘L’ ile yazilir.

Tallinn iki ‘L’ ile yazilir.

“Yağmurların hepsi klişe”
sayfaları atlasam ne değişir?
bir sayfa
bir mahsun kırmızıgül,
hepsini koy.

bilmem bir adam
hem aglıyor,
bağıra çağıra sövüyor,
hem seviyordur
AYNI ZAMANDA.

hem de ANKARA
bu kadar kafaya takılacak bir yer mi?

ah!

Şimdi Tomas anlamaz bu işlerden
kendi yarattığı sorumluluklarda
kendini öldürmüştür.
Uzanıyordur aynı zamanda,
şöyle rahatça. Koltuk.
Nerminle İlkerin ellerinden öpüyordur.
(hırsımızı yanlış yönlendirdiler, biz uzayın sonsuz olmadığını düşündük,
ama üretim sonsuzdu. -bu kısım fransızca olacak.-)
İçini döktüğüne göre,
işte şimdi anlat onlara
gerçekleri.
Toplama bir hikaye,
aynı ANKARA’yı andırır.
Tomas iyi bir dinleyici miki?
Olsun.

Anlat onlara.

Anlat onlara.

Anlat onlara.