Yazar: nitekim

Çevirmen Işık Ergüden’den Yapı Kredi Yayınları’na Açık Mektup

Yapı Kredi Yayınları Okur ve Çevirmenlerine Açık Mektubumdur,

Ben, Işık Ergüden. Bu açık mektubu, Yapı Kredi Yayınları’nın yıllardır basmakta olduğu ve Şubat 2019’da 43. baskısını yapmış olan Amin Maalouf’un Tanios Kayası kitabının çevirmeni sıfatıyla yazıyorum. Söz konusu kitap için yayıneviyle yapmış olduğumuz sözleşme gereği kitabın her yeni baskısından brüt yüzde altı oranında bir ödeme almaktaydım. Bu ödeme yıllara ve baskı sayısına göre değişmekle birlikte yılda 2000 tl ile 4000 tl arasında bir miktara denk düşmekteydi. Söz konusu kitap genel olarak yılda bir kez, ender olarak da iki kez baskı yapıyor ve yayınevi baskı sayısına göre yukarıda telaffuz ettiğim miktarda parayı kitabın basılmasından üç ay sonra çeviri karşılığı olarak tarafıma ödüyordu.

Yakın dönemde yayınevinin muhasebesi tarafından aranarak brüt yüzde altı oranındaki çeviri ücretinin yayınevi tarafından düşürülmek istendiği tarafıma bildirildi. Öngördükleri oran “brüt yüzde iki” idi. Bu koşulu kabul etmeyeceğimi, “çay parasına” çeviri yapmamın kabul edilebilir olmadığını belirttim. Karşılığında gönderdikleri tek taraflı fesih beyanında “muhatap ile yapılan şifahi görüşmelerde, sözleşmenin uzatılması noktasında ticari şartlarda mutabık kalınamamıştır” ibaresiyle aramızdaki sözleşmeyi tek yanlı olarak feshettiklerini belirttiler.

Bu durum, çevirmenlere dayatılmak istenen kölelik koşullarının somut bir örneğidir. Türkiye’de tamamen güvencesiz koşullarda, hiçbir sağlık güvencesi ve emeklilik olanağı, tek bir ücretli tatil günü olmaksızın, asgari ücretin altında gelirlerle hayatta kalmaya çalışan kalifiye emek sahibi çevirmenler açısından çevirdikleri kitapların yeni baskı yapmasının ve bu baskılardan ücret almanın bir tür “olmayan ikramiye” ya da “olmayan emeklilik” anlamına geldiğini, keza kitap çevirmenliğinin diğer sorunlarını “Kitap Çevirmenliğinin Kölelik Hâline Doğru” başlıklı yazımda belirtmiştim ( https://t24.com.tr/k24/yazi/cevirmenlik,2026 ).

Yapı Kredi Yayınları Amin Maalouf ve “Tanios Kayası” okurlarının yıllardır bildiği ve tanıdığı bu nitelikli çeviriyi reddedip verilen emeği (ve tarafımdan yapılan çeviriyi) ıskartaya çıkarıp çöp haline getirmekte, üstelik kitabın yeni yapılacak çevirisinde eski çeviriden “faydalanma”, açık tabirle “intihal” ihtimalini apaçık ortaya koyarak kitabın eski çevirmenini tedirgin ve teyakkuz halinde tutmakta, ayrıca kitabın çevirisine talip olacak yeni çevirmen için de olası bir mayınlı alan yaratmaktadır. Yapı Kredi Yayınları’nın yarattığı bu çok yönlü mağduriyetin temelinde, yılda 2000 tl ile 4000 tl arası bir parayı ödemekten imtina etmesi, yani “çoksatar” nitelikteki kitapların çevirisini tek seferde ödenecek bir miktar parayla kapatıp bütün kârı gasp etme talebindeki neoliberal yayıncılık zihniyeti yatmaktadır.

Üstelik güvencesiz çalışma koşulları çerçevesinde çevirmenlerin bir sendikası; görev tanımı gereği çevirmenin hakkını aramakla mükellef, görev tanımı gereği buna zorunlu ve bununla bağlı bir örgütlenmesi mevcut değildir. Dolayısıyla “yasallık” görüntüsü altındaki bu “bir tür işten çıkartma”, bir tür “taşeronlaştırma”, bu emrivaki karşısında çevirmen şahıs olarak tek başına mücadele etmek mecburiyetindedir.

Çevirmen emeğini köle emeğine dönüştürmeye yönelik bu politikayı bastıkları ve yayımladıkları kitapların çizgisiyle, ruhuyla nasıl bağdaştırdıkları sorusunun cevabını yayınevine bırakmak üzere, böyle bir tavrı benimsemeyeceğine inandığım kitap okurlarına ve bu kölelik koşullarını kabul etmeyeceğini düşündüğüm çevirmenler ile çevirmen dostu yayınevlerine teşhir etmeyi, keza yurtdışındaki yayıncılara da bildirmeyi görev bildiğimi belirtmek isterim.

Bu açık mektubun duyulmasına katkı sağlayacak, duyarlılık gösterecek, tavır alacak herkese şimdiden teşekkürler, saygılar.

Işık Ergüden

Buraya kadar her şey yolunda!

Buraya kadar her şey yolunda!

Nasıl baştan başlayacağız acaba? Hem deliliğe hem akıllanmaya. Daha önce hiç karşılaşılmamış bir şiddet gerek. Saçma bir şekilde gözü korkutulmuş bir insanın en derin inançlarının bile sarsılmaya başlamasında doğallıktan başka birşey göremiyorum. Bütün inançlarımızı en derinden sarsmamız gerek. Haklılığın da aklın da ötekinden yana olduğunu sanmamız gerek, daima şüpheyle, her zaman şaşkınlıkla.

Buraya kadar her şey yolunda!

Gözlerine birşey oldu. Küçülmüşlerdi. Tam kaçıp saklanacakken yakalanmış gibi küçülmüşlerdi. Daima kuşkuyla sevmenin en naif yanı, gözlerini tanıyabilmek.

Buraya kadar her şey yolunda!

İnanmadığımız her şeyi yedek kulübemize koyduk. Acil durumlarda kullanmak için. Evet iki şişe ucuz şarap bi tarih yazdı. O kadar sık korktu ki gözlerin suçluluktan keyif almak zorunda kaldın. Akıllanamadık. Suçluluktan aldığımız keyfi düşünmekten alamadık. Yeterince hızlı, yeterince boş, yeterince suçlu olursan akla ihtiyacın kalmaz.

Buraya kadar her şey yolunda!

Sınanmamış, sorgulanmamış bir inanç dogmadan başka nedir ki? Kendini sınayana kadar hızlan, kaybol. Geri dönmeyi biliyorsan kaybol. Geri döndüğünde bir zamanlar korktuğun her şeye minnet duyarak dön. Yedek kulübeye ihtiyaç duymayana kadar kaybol. Minnetle, daima şüpheyle, her zaman şaşkınlıkla.

Ne güzel….

Ulaş Celep – Fading Reality

Ankara 100.Yıl’da aslında gitara yıllarını vermiş fakat pek duyulmamış bir arkadaş Ulaş. Tüm bu kayıtlar ve albüm tek kişilik bir çalışmanın ürünü. John Frusciante’yle yürümüş loop pedalı kullanımı furyasının yerli bir kanadı aslında. Barındırdığı “aksak”lıkları yüzünden bir nevi tek kişilik Nekropsi yakıştırması da yapılabilir. Neredeyse tüm parçaların altında bir sebep ve parçalar sayesinde de anlatılan bir hikaye var. Bazılarında bir western havası varken kimi de dümdüz prog. rock diyebiliriz. İlk dinlediğimde kendileri gibi beni de loop’a sokmayı başarmışlardı. Özellikle HepatitX, Ali İsyanın Kendisi ve Son Mor Ayı’ya dikkat. Severseniz bilin ki asıl planı bunlara çok sağlam bir jazz davulu ve bas eklemek, o da yakında.

Ulaş Celep – soundcloud

download . Fading Reality – 2015

Kurgusuz ve Yaşanmamış

Bağıracaktım.
Yardım isteyecektim belki.
Ama kimse anlam veremeyecekti.
Bütün bireysel tarihler benim güzel yavrumu kimse kandırmasınla başlayan bir söylemin,
‘seni kandıranların adlarını söyle’ diye noktalanan bir evresinde evcilleşme sürecini tamamladığından,
‘herkes gibi olmak için’ çırpınmamam gerekiyordu çünkü.

Bizler nereye gitse biraz geç kalmış, bu sebepten bütün çağlardan yenik ayrılan insanlarız.
Bundandır ki bir yenilme biçimi olarak yürüyüşümüzü sayı doğrusunun soluna doğru devam ettiriyoruz.
Hayatımızın zerafeti özensizce çalınırken hazırlanan kılıflar örtemiyor mağlubiyetimizi. Asırlık nefretlerimiz kaybolan vakitleri yüceleştiriyor. Ahmak belleğimiz nakarat gibi tekrarlayıp duruyor kendini.
Güzel olanı bulmak için güzelden yana tavır koymak gerek evet, buraya kadar her şey yolunda.
Peki bir nakarata hapsolmuşken, geleceksiz bir umut nasıl yaratılır?

Işık Ergüden- Kurgusuz ve Yaşanmamış / idefix

Mektubun var!

Mektubun tam metni için buyrun.

İstediğiniz posta kutusunu işgal etmekte özgürsünüz.
Anonimliğinize zeval gelmesin.
Dayanışmayla.

sessizliğin anarşisi, ışık ergüden


Her şeyi gören, duyan ama sesini çıkarmayan, çıkaramayan insan yığınları olduysa eğer tarihte; bunlar içinden bir azınlığın muhtemel isyan duygusunu içinde taşıdığı ama ifade edemediği, engellendiği
de varsayılabilir. Günümüzün, onca görüntü ve gürültü ortasında, hiçbir şeyi görmeyen, duymayan ama avaz avaz bağıran, fal taşı gibi açık gözleriyle her taşın altına bakan, kör ve sağır kitlesi ise içinde hiçbir şeyi saklayamıyor artık. İçi dışı bir, engellediği, bastırdığı
hemen hemen hiçbir şeyi yok. Her şeyi dile döküyor kitle,  sözelleştiriyor, sesini silah gibi, balyoz gibi kullanıyor. Herkes, tek başına ve anonim, kendi gücünü ve şiddetini, kurumlar  karşısındaki el pençe divan duruşundan alır.

Ölümsüz iktidar-kitle sistemi!

Işık Ergüden hayatının 12 yılını cezaevinde  geçirmiş bir yazar ve çevirmen olarak kapatılmışlığın, sıkışmışlığın ne olduğu üzerine bolca kafa yormuş olsa gerek. Sessizliğin anarşisinde de sıkışmışlığa,sessizliğe övgüden çok gürültüye sövgü var. Kendi görünmezliğini yaratamayan bireyler iktidarın, karşılaştıkları her tahakkümün içinden ‘itirafçıya’ dönüşerek kurtuluyorlar. İçi boş, renkli baloncuklara dönüşmüş hayatlarımızın gösteriye, gürültüye methiye düzmekten başka bir işlevi de kalmamış. O baloncuklara delikler açmak lazımdır belki de, ortak hiçbir şeyi olmayanların ortaklığını hissedebilmek için.

pdf için buradan