Menü Kapat

Yazar: Moneta

-ad infinitum-

adını görürüm
iki kere yumarım gözümü
ikincisi uzun
giderek
kuruyan aksimi
sesinden toplamış
bir sabah
öyle sabahlar
anlamadığını sormaya korkan
çocukça
onu ararım
saat 08:10

hiçbir yerde
ve yarın parantezlerinde
aşınır vapur koltukları
yağmur altıdır
sabahtır
eriyene kadar kimsesi
basketbol sahalarının
ölesi gelmekle
işe yetişmenin orta boşluğu

hiç pişman olmamış gibi
aynı yolda
aynı adımı
aynı tabanla

elini değdiği kağıtlar
bende
göğsünde ısınmış kumaş parçası
bende
bir çiftten bir tek kalmış gri çorap
iki hücre
on milyon atomu
hiç sevmemişseliği
öyle sanmışsalığı

gelip geçen adamlar
mülteci bıyıkları
yabancı kocaman parantez içleri
suya bakarım konuşurlar
dalgın
suya bakarım
suyun
bildiğim dildeki sakallarına
küçük
sevimli mastarlarına
tümcelerinin

kimse
nereden gelse
ne dese
suya benzemese
çölümdür
suya bakarım
suyu bilir
suca düşünürüm
akıp gidenimdir
solan bulutumdur
ad infinitum. ad infinitum

Sahisi, En Sahisi

Durup bekledi orada. Elindekini sıkıp, oturduğu yerin tam karşısındaki duvara, aşağıya dikti gözlerini. Hiç ayırmadı. Yummadı da. Bakamazdı insan. Kesintisiz bakamazdı o ‘bakma ‘ya. Duvar delinirdi, harç dökülür, tuğla patlar ve kahır yağardı üstüne insanın. Öyle de olmuştu. Sağında bir köşede yer tutmuştuk. Dik değil bükülü durduk. Patlayan tuğlanın içindeki suretlerin utanmaz oylumu dik durmaya engeldi.

Gidilmez miydi oradan?

Gidilmezdi. Niye gidilsin?…hiç becerilemedi bu. Ceset, safra dolu savaş meydanları terkedilemedi hiç. Doğa kusursuz denge(!) sunardı beri yanda. Tercih eden ayağını silkeleyip giderdi o yana.

Yok, gidilemedi.

Yoktu içerde o maya.

Pislik sevilmez. Pislik gibi hissetmek…

cenazede baş eğiktir. Ölünün canlı kalan parçalarının gözüne durulmaz. Durulamaz. Bulanır yürek.  Katil olmanın kıyısı ayak izi doludur.  Ama inleme acıtır.  Kim inlese.

 

Gider kimisi. Gelmez bile. Suni çimenlerde böcek yaşamaz. Kurtçuk yuvalanmaz. Kulağa kaçan ve kırkayak yalancı toprakta dolanmaz. Karınca delmez o toprağı. Düzen dışı ot bitmez.

Tür çeşitlenmez. Renk çoğalmaz. Kurgu bozulmaz. Aynı çimensi görünür orada.

Yaşamaz. Yaşar gibidir sade. Üstünde aynısı gezer. Aynısıdır o iki ayaklı. ‘Çimensi’.

Dipte kurtçuğu istemez. Devamı olan sahici çimeni feda eder buna. Güneş, sahte rayihalar, renkler bulunur. Orada gözler buluşabilir. Her renk. Her cinsiyette. Badem, çipil, iri, çekik, kısık ve patlak gözler. Uzun takma ve kısa kirpikli gözler. Tümü.

 

Çimensi üzerinde gezenin gözlerinin arkası yoktur. Bir karar bu. Bir tercih. Bulantıya ve bok kokusuna karşı alınmış sert, geri dönüşsüz bir tedbir. Göz arkası dolu olunca, göz göze duramaz.  Arkası dolu olan gözün yapacakları belirsizdir. Kirli mavi boyalı, ecza kokulu bir koridorda, oturulan ağaç koltuğun tam karşısındaki duvarı delebilir. O zaman o belalı savaş meydanında kim duruyorsa, üstüne sıçrar duvardan. Ne varsa görünür. Ne varsa gözün deldiği duvardan öbürlerine yansır. Cenazelerdeki gibidir baş. Ama hep eğili değil, bir inip bir kalkmalı;  durup durup bakmalıdır. Mavi ecza kokulu koridorun altında beton; altında… altında … daha altında…kurtçuklar, ve karınca tünelleri vardır. Ve bulduğu her delikten fırlamaya hazır ot türevleri. En hakikisinden. 

Devam

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.