Blister

sağ elden 07:45’de sol cebime akıyor 4 mg’lık kapsül semptom gidericiler boyun büküğüne iyi gelmiyor taksiler beklemiyor araflı sarılmaları atomlarıma iyi bak dolabın aynasında gözlerim acele et diyor ses döngün acele ediyorum hiçbir yıldız yağmurunda ölmüyorum üşüyorum diye sağa çektiğinden beri üstünden atladığımız cehennemlere selamını söylüyorum

Matematik An

      Bazan da bir yerde kuşlar vardır Ne uçmak, ne görünmek için Bir karanfil pencereyi deler Bir kapı kendiliğinden kapanır İstesek sevişirdik, ama olmadı Biz değil yaşayan acılardır.   yarısı görünüyordu sırtının…tadı kaçmış sabaha, aydınlık masaya eğili başın…yarımına dayanılır sırt. ağlıyordun. nereden biliyordum bunu bilmem. hiçbir ses yok hatırımda. ama sapasağlam durur o

-ad infinitum-

adını görürüm iki kere yumarım gözümü ikincisi uzun giderek kuruyan aksimi sesinden toplamış bir sabah öyle sabahlar anlamadığını sormaya korkan çocukça onu ararım saat 08:10 hiçbir yerde ve yarın parantezlerinde aşınır vapur koltukları yağmur altıdır sabahtır eriyene kadar kimsesi basketbol sahalarının ölesi gelmekle işe yetişmenin orta boşluğu hiç pişman olmamış gibi aynı yolda aynı adımı

Sahisi, En Sahisi

Durup bekledi orada. Elindekini sıkıp, oturduğu yerin tam karşısındaki duvara, aşağıya dikti gözlerini. Hiç ayırmadı. Yummadı da. Bakamazdı insan. Kesintisiz bakamazdı o ‘bakma ‘ya. Duvar delinirdi, harç dökülür, tuğla patlar ve kahır yağardı üstüne insanın. Öyle de olmuştu. Sağında bir köşede yer tutmuştuk. Dik değil bükülü durduk. Patlayan tuğlanın içindeki suretlerin utanmaz oylumu dik durmaya

Adonis

koparken durduğun yeşil geçitte yüzün asılı saçlarından sonra anlamlanamaz hiçbir kare öyle hiçbir kare saatleri silmez zamandan ölümlülerin en güzeli bir tel kumral en yüklüsü iki göz dönüyoruz başa  dönemiyoruz başa… anda takılı bir an gelip oturduğumu hatırla yanına beklediğimi sessizliği sessizliğin ellerimde beklediğini suslu, kırık gidişlerin duman duman kayboluşların küflü bir sesim sadece ardında

Palyaço Kokusu

hey hişt Adam! – 1 – dinle, ben kendimi seslendiriyorum sen palyaçoyu seslendir sakın bana ölü palyaçolar konuşamaz deme zaten bunu sen de bilmiyorsun kokuyu duydun mu? palyaço cesetleri, kuru portakal kabuğu gibi kokar üzerine zaman çentilmiş kırmızı burun değil; kırmızı lastik top durur yanında zaman serilir kutuda uçsuz bucaksız bekler zaman hişt Adam! -2-