Batum’da insanlar -Gürcüymüşler-;

her sahil kentindeki gibi sahilden uzak

tren raylarının ardında asvaltsız sokaklara saplanmış kesik kulaklı tasmasız pitbull’ları,

dahası kulak kesen Gürcü kardeşlerini

tıpkı ölümü yadsıdıkları gibi yadsıyarak

deniz kenarındaki mazıları traş etmiş, göl kenarındaki mazıları traş etmiş seyre dalmışlar.

Sarp sınır kapısı ötesinden gelen, sokakları meniye boğmak istercesine balgama bulayan insanlara  aldırmadan izliyorlar eserlerini.

Otelin bolkonunda oturuyorum.

Karşı çatıdaki -kiremitsiz-  adamla göz göze geliyoruz.

Adam kafasını benden önce çeviriyor kız çocuğu çığlığına benzer  bir sesin geldiği tarafa doğru.

O artificial insan yapımı ya da her ne boksa gölün kenarında,

sahilden topladıkları kendileri gibi coca-cola, redbull, bira vb. alkollü-alkolsüz meşrubat ambalajlarını bilinçili-bilinçsiz atan insanların çöplerini toplamış bir takım çocuklar

Polonya’nın tanrı bilir hangi kasabasından gelmişler ve çöplerle ve kırık İngilizceleriyle

parka daha da kapsamlı olarak şehre şehvet yağdırıyorlar.

Resaykıling art.

Zihinlerde tuhaf bıyıklarıyla kendine yer etmiş bir amcamızın söylediği gibi;

“İnsan kendini öldürmemek için sanatı yarattı.”

moeniamundi