Menü Kapat

Yazar: mert can firat

suyun ayak sesinden

1928’de kaşhan’da dodğu. 20. yy’da nima yusiç,ahmed şamlu, furûğ ferruhzâd, mehdiehkevan salis gibi iran şiirinin önemli temsilcilerinden biridir sepehri. “suya, toprağa ve rüzgara inanan şair.” ilk şiir kitabı “merg-i reng” (rengin ölümü) in ardından 7 şiir kitabı daha yayınlandı. cavit muhakkes tarafından türkçe’ye çevrilmiş iki şiir kitabı var; sekiz kitap ve başlangıcın sesi. aynı zamanda iran şiirinden iyi tanıdığımız ve acı şekilde yitirdiğimiz furuğ ferruhzad’ın da arkadaşı.  iran’da tanınan bir ressam. 1980 yılında lösemi hastalığı nedeniyle aramızdan ayrıldı. ardından şiirler, resimler bıraktı. suyun ayak sesi’nden şiir otobiyografik bir şiirdir. sohrap sepehri’nin dizelerini yaralarınıza sürün.

işte o suyun şiiri.

Kaşan şehrindenim
Fena sayılmaz halim,
Bir lokma ekmeğim var, biraz aklım,
İğne ucu kadar da zevkim.
Annem var, ağaç yaprağından daha güzel,
Dostlar, akan sudan daha iyi

Devam

hayatın neresinden dönülürse kardır

14 yıl önce nilgün marmara’nın “hayatın neresinden dönülürse kardır” sözüyle başlayan veda mektubunu tamamlayan zafer ekin karabay eskişehir’de üniversitede ki odasında intihar etti. mektubunda metin altıok’a derin özlem besleyen karabay’ın ölümünün ardından şiirleri şubatta saklambaç adıyla mayıs yayınları tarafından basıldı.

Daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı pahasına mutlu olduğu yaşama?”

mektubun tamamı;

   “Hani, ‘Hayatın neresinden dönülse kardır’ dizesi var ya Nilgün’ün, canım benim, ben yaşamın neresinden döneceğimi çoktan belirlemiştim. Nilgün Marmara’nın 29 yaşında, S. Plath’in şubat ayında intihar etmesi, benim de 29. yaşımın 29 şubatında intihar etmemi gerektirmezdi. Ama madem ki yaşamda kalmaya kendimi ikna edemiyordum, o zaman bir tarih belirlemeliydim ve 29. yaşımın 29 şubatını seçtim. Bu yüzden ‘Şubatta Saklambaç’a bir yığın başka sırla birlikte intihar edeceğim tarihi de gizlemiştim. Ne var ki, kitabımı bir türlü bastıramadım (o kitabı görmeden ölmek bana nasıl acı veriyor bilemezsiniz). Ama şimdi yaşamımın bu ayrım noktasında hiçbir yerde huzur bulamadığıma göre bu tarihi bekleyecek gücüm de kalmadı. Hem Zebercet de belirlediği tarihten önce intihar etmemiş miydi? (Kimbilir belki kendimle barışabilseydim…)
Yerleşik Yabancı’ydım her yere Metin Abi… Sen yanarak öldün ve ben ne yangınlar geçirdim sana ulaşabilmek için.
Daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı pahasına mutlu olduğu yaşama?
Tüm arkadaşlarımı ve sevgilim Meral’i çok seviyorum.
Beni affedin.”

ilk defa her şeyin sonundayım

iki can dost. tezer özlü ile ismail ferit edgü’nün 60’larda başlayan ve tezer özlü’nün vefatından 40 gün öncesine kadar süren mektuplaşmalarından oluşan kitap ferit edgü’nün tezer özlü’nün kanser olduğu haberini alana kadar sürüyor. tezer özlü mektuplarında da ferit edgü’ye “en uzun ve en çok sana inandım.” der.

her şeyin sonundayım sel yayınları tarafından yıllar önce yayınlandı. iyi ki de yayınlandı. muhakkak kütüphanenin bir köşesinde bulunması gereken ve ara ara tekrar okunması gereken kitaplardan. okumadan geçmeyin.

kitaptan bir bölüm;

Sen trendesin şimdi. Ben de oturuyorum burada. Saat 12’ye geliyor. Gecenin bu saatlerinde insanlar kısıyorlar seslerini.
Sessizlik bürüyor ortalığı. Ben de daha iyi duyuyorum dinlediğim müziği. Daha çok yitiriyorum tüm düşüncelerimi.
Olmayan düşüncelerimi. Uyuyabilmem için hiçbir neden yok. Sabah 8’de kalkmış olmam, o ilgisiz büro, ev, ben, beni yoramıyor artık.
Uyanmam için de hiçbir neden yok.
Bu kelimeleri alt alta, yan yana dizmem için de. Bir gece. Diğerleri gibi. bir ben. Diğer benler gibi.
Bugün eski ben’lerimden biri olduğumu duydum. Karşılıklı gülsek.
Gülebilir miyiz dersin?
Gülebilir misin?
Bu gece okuyacak bir şey bulamıyorum.
Bugün senin Bozgun’u okumaya çalıştım. Üç kelime okuyabildim. Elim, elimden çıkan kelimeler, benden uzaklaşıyor.
Bu satırlar ben değil artık. Kafamdan geçenleri yazamam. Bir şey geçmiyor çünkü.
Geçenlerde düşümde yüksek bir yapının camının altında, bir parmak kadar dar bir yere abanıp kalmıştım.
İçeriye girsem, girmeye yeltensem, camdan odaya bir adımımı atsam, düşüp ölecektim.
Ama o cam kenarına yapışıp, boşluğun üstünde kendimi tutacak gücüm kalmamıştı.
Nasıl olsa çözülecekti ellerim. Ve ben düşecektim boşluğa.
Yarın bütün gün trende gidecek olan sen misin? Nereye? Niçin?
Yarın bütün gün büroda oturacak olan ben miyim? Neden? Niçin? Hiç bir yerde olmak istemiyorum ki.
Belki de ben bugün ilk defa her şeyin sonundayım.
Gene bir yığın günler geçip gidecek ve ben kendime, işte bugün ilk defa her şeyin sonundayım mı diyeceğim?
Korkuyorum. Korkuyorum. Korkuyorum.

Her Şeyin Sonundayım
Ferit Edgü, Tezer Özlü
Sel Yayıncılık
2014, 111 sayfa
ISBN: 9789755704494

ekmeğe ve kadına yenilmek

ahmet erhan, şiirimizin akdeniz ülkeli şairi. alkolü, tütünü ve demli çayı seven tertemiz bir yürek. yalın ve derin anlatımı ile şiirlerine her köşe başında rastlarız. koltuk altımıza iliştirdiğimiz ahmet erhan kitapları ile şehrin sokaklarında yürürüz. her bir demli çay geldiğinde masamıza yine kandırırız acıyı. 2013 yılında gırtlak kanseri sonucu kaybettiğimiz erhan’ın ahmed arif’in oğlu filinta önal tarafından yapılan ve bir gemi şeklinde olan mezarını, o mermere yazılan “ülkesi akdeniz.” notunu görmek için mutlaka ankara karşıyaka mezarlığı’na uğramalıyız. gelip geçen ve geçtikçe unutulan ya da unutulmaya başlanan her bir şairi anmaya, onlardan bahsetmeye devam edelim, yılmadan.

ahmet erhan’ın mevsim hadiseleri şiiri

Alkol ve tütün
Ben ölümü bunlarla yendim
Ağaran bir tanın küf kokusunda
Sabah savaşlarında
Uçarı bir neferdim
Herkes işe giderken ben sızardım
Garip bir kitaba, tuhaf bir kitaba
Gün ışığından sözcükleri sağardım
Sığardım kendi dünyama

Ekmek ve kadın
Ben hayata bunlarla yenildim…

bir gün mavi bulutlara biner sonsuza giderim

devletin kan, ilik, kemik gibi içinde bulunduğu şehirlerde, elektriği kesik bir evin içinden duyuluyordu bir nehir ki ömrüm. türkiye’de protest müziğin köşe taşlarından olan grup yorum ve grup kızılırmak’ın kurucularından tuncay akdoğan o gece yaktığı mum başında belki  de dillerimize pelesenk olacak türküleri yazıyordu. tuncay akdoğan’ın menajerinin anlattığı bir öykü ise bu acıya başka acı katıyor. serüvenciler grubunu kazım koyuncu ve tuncay akdoğan beraber kurdu ve sonrasında koyuncu gruptan ayrıldı. bir gün tuncay akdoğan’ın gitar kılıfını alan kazım koyuncu şehir dışında verdiği konser sonrası gitar kılıfının bir şekilde yandığını görür ve meraklanıp tuncay akdoğan’a ulaşmaya çalışır, sayısız çağrılar bırakır fakat sonuçsuzdur. saatler sonra tuncay akdoğan’ın ölüm haberini alır.  bir tabut gibi çöken uyku ve devrilen mumlar ile yangınlar arasında kalarak hayatını kaybeder akdoğan.  her güzel insanın erkenden hayatımızdan çekip gitmesi gibi alışıyoruz artık ölülerini taşıyan her diriye.

tuncay akdoğan da ölülerini taşıyan bir diriydi, sivas’ı gördü, behçet aysan’ı, metin altıok’u, asaf koçak’ı.
ve ansızın çekip gitti.
belki dumana boğularak öldü, belki yanarak.
çalınmayan kapı, bilinmeyen değer kuruttu nehir olan ömrü.

ölmeden önce yazdığı son şiir ile analım onu.
ve bir nehirdir ömrümüz.

sonra fark ettim ki; su akıyor, rüzgar esiyor, yağmur yağıyor
her şey yine ve aynı şekilde oluyor
öyle bir yere geldim ki
sıcak ve soğuk, aşk ve nefret, savaş ve barış
üşümek ve sonra ısınmak gibi

gitsem ayrılık olur kalsam çöl
gidersem bende hasret olur ve belki beni sevenlerde özler
derken anladım ki
özlemden kimse ölmüyor

ama ben ölüyorum
nefes alıyorum, önemsiyorum ve gitmek istiyorum
anladım ki hasret yeni bir aşka kadar sürüyor..

sevdiklerim ve beni sevenler
bağışlayın
su akıyor ve ben gidiyorum

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.