Toplumsuz Gerçekçilikten Geçiş – Köken Yoktur

Kürdistan kadınlarına… “Anayla , doğayla, temel imlenen olarak varlıkla ilişkinin yerinden kayması: toplumun ve dillerin kökeni budur. Ama bu durumda artık kökenden söz edilebilir mi?” diyor ve devam ediyor, “Temel imlenen, temsil edilen varlığın anlamı ve hele şeyin kendisi hiçbir zaman bize bizzat, im dışında veya oyun dışında verilmez. Ensest yasağı dediğimiz, bu adı verdiğimiz

Toplumsuz Gerçekçiliğe Düşüş – ‘Uçurum vardır’

Hamza Celaleddin’e Reddedilen bu dünya, bu gerçeklik değil, gerçeğe adres atfeden, onu orada veya burada varsayıp bu varsayımlar üzeri eyleyen anlayışlar olsun. Red bile değil, bir ince ünlem, bir nefeslik duraksama, bir anlık iç kararması. Maksat şüpheyi savmaksa zaten nasıl, kime sorarım işin aslını? Yargının perdesi kalındır, ve katmanlı, bir kez girince içine, ki yoktur

Bir Yalnızduranın Portresi

Zayıftır. Sayarsın kemiklerini. Düz, uzun, yer yer kıra saçan saçları ve sakalları. Siyah. Gene uzun, siyah bir palto bazen üzerinde, bazense bir kazak sade, gene karalardan bir renk. Ayakkabılarına bakmadım. Pantolonu da kumaş değil sanki. Tırnakları uzun, sivri, kirli. Parmakları deri gerilmiş birer ince kemik. Uzun gene, elleriyle. Sigara tutuşturulmak için biçimlenmiş gibiler. Sigarasız görmedim

Kendi Kafasını Kazıyana Ateşten Buz Kolonyası

1) Giriş Anlam arızadır. Aksadığım, duraksadığım anlarda takılırım onun ağına. Ve ben onunla oyalandıkça geçen zaman boyunca, beni sarmaladığı örgünün kalınlaştığını pek duyumsamam. Bu arıza halinin sürekliliği bir kozadır kapanır üzerime. Bu şekilde yaşadığım her saniye bir çıkışın, bir gerçek devinimin olanaksızlığıyla aşılar beni. Öyle bir netice ki, içinde de, dışında da aynı tükenişe sürükleyecektir