Yazar: maris

persona non grata

alsancak bornova sokağında bir gece ya da bebeğim yankı

tutunabilecek misin aşkım. makyajını bozmadım yemin ederim. kür tabii.

alsancak. izmirin en sevdiğim tarafı. bende topuklusunu elinde tutan makyajı bozulmuş ve içmiş bir kadın gibi kalan izmirin en kadın yeri biraz tehlikeli belki. sokakta bulursan fanzinler. onlarca bar. özgürlük yani o gün nasıl hissediyorsan ol öyle.

ergen çocukların ve it sürüleri gibi gezen kırık oğlanların bazen de burada neler dönüyor lan diye merak eden herkesin geçtiği bir sokak alsancaktaki bornova sokağı. tehlikeli der ahlaksız der geçme der bazen çooook bilmişler. bir kadın olarak gece boyu rahat oturmak istersem bornova sokağında otururum. kim onlarca kadının yaşadığı yerde rahatsız hisseder ki? bence salt kötüler. travesti ablalarımın meskeni. bence ben de biraz travestiyim.

güzeller güzeli kadınlar. yıllanmış hikayelerini çok merak edeceğin ablalar. şşşt yakışıklı sesleri. nispet yapma kız!!! sesleri. her şeyiyle.izbana gideceksem bornova sokağından geçerim.

BEBEĞİM YANKI

geçerken ayy ne güzelmiş maşallah ya da kolay gelsin aşkım dışında o sokakta bir kıza iki üç saniyeden bakıyorsam eyvah. oldu işte. uzun uzun bakasım geldi bi kıza. dönüp dedim ne güzelsin aşkım yaa. sen daha güzelsin aşkım dedi. değildim ama yerdim onu. öpiyim mi seni dedim. öp aşkım dedi gittim yanaklarımdan öptü.

izbana yollandım ama içim içime sığmadı döndüm tekrar numarasını aldım. yazdım gece yazdım gündüz dayanadım gittim gece. arkadaşım yanımda. anlattım yankımı. dedim şöyle hoş böyle çekim böyle böyle tuttum. bekle ha bekle yankıyı. geçenlere yürüüü abicim yüürü dayıcım demekten tırstı tabii arkadaşım. canımın canı ne tatlıydı benimle yankıyı beklerken. yankı kuaförde tabii biz bornova sokağında çarktayız sanki manitayı bekliyoruz.

canımın işi vardı erkenden yollandı göremedi yankımı. bekle ha bekle. manitalarla muhabbet et sigara ikram et. biraz midem bulandı biraz yoruldum. şaka maka bornova sokağında yankının kuaförden çıkmasını bekliyordum.

yankı tam geldi çantayı bırakmaya yukarı çıktı derken zarbolar geldi tipinden bile belli. kızlar içeri geçti ben elimde sigara dışarda. dediler sen de geç! bi manita dedi o normal bayan. içimden dedim aşkım ben normal bayansam sen ekstra normal has bayansın. aşkım kadından kadınsın. lamı cimi yok lan hepiniz kadınsınız. haaa dedi zarbo pardon. ne pardonu ayol dedim içimden. çalışmıyoruz diye pardonluk mu olduk.

yankı yazmış mesaj geldi. aşkım sen ordan uzaklaş laf ediyolar diye. dedim beklicem. bela olduk karının başına o ayrı. indi yankı dedi çok kalamam senle.çalışıcam. dedim kaç veriyolar dedi elli yüz. yüz vercem dedim biraz benle kal.

ara sokaktayız dedim sana laf atsalar dalaşırım dayak yerim. dedi ben hallederim zaten. dedim içimden aşkım sen zaten halledersin de keşke benimle güvende hissetsen. ne hissedecek lan güvende. elli kilo ince uzun kafası güzel küçük kızın tekiyim. oturduk dedim abla anlat. anlattıkları yankıyla bende. drama beklemeyin zaten. ne draması ayol. bıkmış drama bekleyenlerden.

uzadık yavaştan evinin önüne tekrar. verdim ona aldığım bi çift gülü. saklarım dedi kür dedim. bir ay sonra yaz saklamış olucam dedi inandım. öptü dudağımdan e boşluğuma geldi. evinin önündeyiz bekle öpücem ama görmesinler dedim e dedi görsünler. biraz öpüştük. sonra apartmanın içine doğru geçtik. biraz daha öpüştük. yankının dudağında pirsing var. tattığım en güzel ruj dudaklarında. elim belinde beli incecik. inşallah hoşlanmıştır benle öpüşmekten. hak sahibi değilim üzerinde asla olmayacağım ve olamam. alıkoyduğumun parasını verdim sana. bir daha geçersem yine isterim ama. uzaklaştım oradan.

izbanda beklerken yazdım ona dedim daha izbanın gelmesine onbeş dakika var yankı dönüp öpeyim mi seni dedi aşkım evdeyiz polisler yukarı yolladı. allah o polislerin belasını versin dedim içimden. alacağım olsun yazdım ona o cevap vermedi.

maskemle kapattığım dudağımdan ve burnumdan aldığım nefesin dönütü rujunun kokusu. öpmek istedim öptüm seni biraz da bunun haklı gururu. aşkımsın yankı. aşkın olmak isterdim ama olamam biliyorum. ben de her geldiğimde o sokaktan geçerim. serserimsi bi öğrenci kız rahatsız etmez dimi seni.

gecem böyle bitti evdeyim. yankı da döndüğüm semtte oturuyomuş. o kadın doğumda ben cezaevi. ben hapis kalırım sen doğur beni (abla bu gece böyle arabesk)

gönlümü eyledim fena mı kız. kür tabii. keşke sarılıp uyusam ona.

William S. Burroughs’un Çıplak Şölen’i ve Kafa Yapıcılar

Genç kızımız sokaklarda devam ettiği yaşamına bağımlılıklarını ve aşkını ekliyor ve Safdie’lerin müzik kullanımıyla, kamera açılarıyla Heaven Knows That kültleşiyor.

ULTRA YAŞAMAK İSTEDİĞİN KAFA ÖNCESİNDE 1 TANE LYRICA

Beat kuşağının Kerouac ve Ginsberg’le beraber iskeleti. Junk’ı göt deliği dahil her yerinizden alabilirsiniz diyen ve Wilhelm Tell oyunundan karısını yanlışlıkla vuran bi’ adam. Boktan da diyebilirsin ilah da. Ki umrunda olmayacaktır.

Aslında çoğu yazar veya sanatçı için kafa yapıcı maddelerin ilham amaçlı (ve bazen de sadece keyif?) kullandığını biliyoruz. Gerçekten de deneyimlerinden yararlanan sanatçıların mükemmel yapıtlar ortaya koyduğu ve sanat tarihinde önemli eserlerin çoğunun da bu deneyimler etkisinde ortaya çıktığı bilinir. Muazzam dehalar junk’ın veya bazen de esrarın etkisiyle kendini aşar ve adeta ilahlaşır. Tabii yaratmak için sadece buna ihtiyaç yoktur. Herkes sanatçı olabilirdi o zaman?

Gerçek bağımlılar parkları mesken tutmuş eşcinseller en kaşarlanmış fahişeler sokak çocukları gerçek serseriler her zaman ilgisini çekti ihtiyarın. Dünyadaki en özgür ruh klişesinin götünü bile sikmiş olabilir. Çıplak Şölen’i okuduğunda bunun son derece ahlaki bir kitap olduğunu unutma (!)

GERGİNLİK SİNİRLİLİK KASILMIŞLIK HALİNDE ESRAR

Neden bu kadar bağımlı genç yaşta ölürken veya bunalımdan başlayanların sonu intihara yakın olurken ihtiyarımız kafası güzel ibnemiz Burroughs 83 yaşında hepimize orta parmak çekerek defoldu? Sadece bünye mi? Yoksa kullanımı kendini heder etmeye değil de yaratıcılığı güçlendirmeye ve varolan gücün (her anlamda) artılımasına yönelik kullanıldığında aslında öcü olmayan bir şey mi?

Çıplak Şölen diye çevirdiğimiz Naked Lunch’ı tarih o ki 56’da yazdığı bilinir. Cut-up tekniği kullandığı yazısı kimi için kafa karıştırıcı (ki öyle) kimi için buna rağmen yeraltının başyapıtlarından. Kafa açıçı belki sürreal biraz da junk etkisinde. Gerçeklikle arasında sıkı bir bağ bulunduğu söylenemez ki onu halüsinatif yapan da budur.

PARTİDEKİ ÖZGÜVENLİ KİŞİ OLMAYA VE ÖZSAYGININ VAR OLDUĞUNA İNANMAN İÇİN MDMA KOKAİN ŞEKER EXTACY NE DERSEN DE

Naked Lunch, Heaven Knows That (Ve Safdie’lerin diğer iki filmi Uncut Gems ve orijinal adını unuttuğum Soygun’u da), Christiane F. filmlerini öneririm? Bu yazı cut-up tekniğiyle yazıldı.

Christiane F.:eroin bağımlısı küçük kızımız fahişelik yaparak bağımlılığına devam etmeye çalışıyor. David Bowie konseri falan var içinde. Heroes’u dinlemek ekstra keyifli filmde.

KÜLT#1 Faster, Pussycat! Kill! Kill!

russ meyer’in istismar sineması diye adlandırılan ve en popüler günümüz örneklerinden olan tarantino’ya da ilham veren sinemasının en önemli eserlerinden faster pussycat kill kill, üç kadından oluşan bir çetenin vukuatlarını gösteriyor.

tamamen öylesine ve bazen de para için şiddete başvuran insanları izlemek çoğu zaman anlamsız gelse de insan doğasına aykırı olduğunu söylemek mümkün değil. cronenberg’ün crash’iyle ortak noktaları oldukça fazla, erotizm araba hız şiddet. günümüzde göze batmasa da varla karakterinin memelerinin filmin başrollerinden de olması o güne damgasını vuran sinemada erotizm örneklerinden biri olmuştur. araba ve hız kullanımı fetiş sinemasına göz kırparken doksan dakikalık bir kült ve az bilinen aksiyonlardan birini izletiyor.

diğer çete üyelerinden billie’nin şiddet uyguladıkları bir adamın oğluna cinsel yaklaşımı ve arzusunu belli etmesi, sergilemesi de kadın cinselliğinin ve arzusunun sinemaya aktarımı için önemlidir. diğer üye rosie’nin filmde açıkça verilmese de çetenin başı olan varla’ya duyduğu bağlılık ve filmde üç kadından erkeklerle ilişkisi gösterilmemiş tek kadın olması da rosie’nin gizli ve yasak erotizmini işaret ediyor olabilir.

pride şerefine filmler

bound. 96 yapımı. matrixten bilinen wachowskilerin kara filmi. erotik bir suç gerilimi olan filmin müthiş aurası ve karakterlerin karizması aklımdan silinmedi. klişelerle dalga geçiyor ve cinsiyet rollerini allak bullak ediyor wachowskiler.

heavenly creatures. 94 yapımı. peter jackson’ın yönettiği gerilim suç filminin enerjisi o kadar farklı ki garip karakterlerin olduğu başka bir evrene geçiriyor sizi ve yarattığı dünyada hikayesini anlatmaktan çok hislerle okumamızı sağlıyor filmi.

my own private idaho. 91 yapımı. elephant filmine de ayrıca bayıldığım gus van sant’ın yaratıcı yönetmenliğinde çekilmiş dram filmi. river phoenix ve keanu reeves’in karakterlerinin bağıyla güzelleşen film sahneleri enerjisi ve hissiyatıyla çok özel.

tangerine. bir diğer harikası the florida projectle beraber bence en iyi iki filminden biri tangerine. bu müthiş dram komedide iki trans seks işçisinin hayatına kısa bir süreliğine tanıklık ediyoruz. iphone’la çekilen bu film çok küçük görünse de aslında çok farklı bir dünyanın farklı hislerine açılmış kapı gibi.

kısaca bahsetmek istediğim diğer filmler:

madchen in uniform: 58 yapımı bir film. öğretmenine aşık olan öğrencinin ruhsal sıkıntısını anlatıyor.

the children’s hour: 61 yapımı. iki kadın öğretmenin arasında ilişki olduğu dedikodusu yayıldığında asılsız olan bu iddia karşısında iki öğretmen de şaşırmıştır. fakat öğretmenlerden bir tanesi ne kadar bastırsa da hislerini gizlemeyi başaramamıştır.

thelma: 2017’de gösterime giren gerilim filmi. tutucu bir ailenin kızı üniversiteye gittiği günlerde bir kıza tutulur ama içindeki baskı ve gerilim o kadar fazladır ki vücudunu esir alır. (yönetmenin oslo 31 august filmi harikadır)

notes on a scandal: 2006 yapımı drama. bir öğretmenin öğrencisiyle ilişki kurmasını anlatan filmde cate blachett ve judi dench’in oyunculukları parlıyor. öğretmenin diğer meslektaşı bu ilişkiyi öğrendiğinde işler karışıyor.

carol ve portrait of a lady on fire filmleri sıkça duyulduğu için söz etmediğim yapımlar. güzelliklerini uzun uzun yazabileceğim için en iyisi sadece isimlerini yazayım dedim.

keyifli izlemeler.

suç ve ceza & lolita ekseninde pedofili

nitimur in vetitum. yasak olana ulaşmaktır arzumuz.

lolita’nın iletişim yayınlarından çıkan baskısında lolita için nabokov’un söylemiş olduğu bir cümleye yer verilir. lolita’yı okumaya başladığında onun son derece ahlaki bir kitap olduğunu unutma der nabokov.

çocuk seviciliğinin bu duyguyu okşamak için yazılan yazıları geçen senelerde tartışma konusu olmuştu. bu iki kitabın böyle bir hatası yok. bu sapkın duyguyu ele almak elbette zor bir iş fakat dostoyevksi’nin kitabın sonlarına doğru ele aldığı ve çok net bir şekilde vermediği bu durum svidrigaylov karakterinde ayyuka çıkıyor ve karakterin intiharıyla sonuçlanıyordu. son sözünün söyle onlara amerika’ya gidiyorum olması da oldukça enteresan ve yorumlamaya açık bir durumdu.

dostoyevski’nin açıkça ele almadığını çok ince şekilde işlediğini nabokov daha cüretkar bir şekilde pornografiye de kaçmadan ele alıyordu yıllar sonra. tabii bu konu tek yazarın tekelinde değildi dolayısıyla nabokov’un dostoyevski’den esinlendiğini söylemek zor ve asılsız olur. bu iki kitabı yakınlaştıran yalnızca bu konuları birinin hafifçe işlemesi diğerinde ise tüm kitabın konusunun bu olması değildir. suç ve pedofilinin gerekçelerini kendi açılarından psikolojik bir çözümlemeye dönüştürme çabalarıdır. ki sapkınlığın olduğu yerde psikolojik çözümlemelere gitmek şaşırtıcı olmasa da iki karakterin de geçmişlerinde bir kadına aşık olup bu ilişkiyi devam ettirememesi ve arzuyu (devamı benim yorumum) yaşıtları veya reşit kadınlarla başaramadıklarını daha az kompleks daha basit ve daha masum (!) bulduklarına yöneltmeleri enteresandır. karşılığını bulamayan veya devamlılığı sağlanamayan erotik romantik duyguların daha yasaklı olduğu bilindiği halde daha küçüğe ve az karmaşık olana yönelmesi hem iki kitapta da suçtur hem de karakterlerin çaresizlikleri yine de belirtilmiş ve onları şeytani sapkınlardan yaşayan insanlara dönüştürmüştür. yine de dostoyevski karakterinin intihar etmesini istemiştir ya da svidrigaylov’dan beklediği e artık herhalde intihar etmesidir. yaşamdan kopmaları istenmiştir. arzusunun zararlı olduğunu anlayan birey intihar mı etmelidir ya da tek çıkış yolu yok olmak mıdır?

lolita’nın karakteri humbert bu ilişkiyi ileri götürüp lolitasıyla beraber eyaletlerce gezmekte ve ondan ayrılmak istememektedir. nabokov bu noktada daha cüretkardır çünkü arzusu yasaklı olduğu humbert kendini yok etmek yerine arzu nesnesini yanında tutmaya devam etmiştir. romanda yer verilmese de hissettirilen çocukla ilişkiye girdiğidir. yine de kitapta arınma isteği de verilmiştir. o da şeytani sapkın değil, arzusuna yenik düşen ve karşı koyması gerektiği halde koyamamış bir adamdır.

lolita iki defa sinemaya uyarlandı. kubrick’in lolitasını izlemeyenlere öneririm.

Rilke’nin Genç Şairi

“Şey”lerin şairi. Duyumun kapısından geçerek algının özünü izleyen adam. Nesnelerin kulağına fısıldadığı şairane delilik.

“Rainer” Maria Rilke, sanılan odur ki 4 Aralık 1875’te Prag’da doğdu. Net bir zaman ve mekanda doğmuş olmak onun için imkansızdır. Bir yerde bir anda TAM olunabilir miydi? Birden var olunabilir miydi? Tüm bu yarım “şey”lerin içinde bütün bir yorum ne denli zordur ona göre. Varlığının karmaşık bilmecesini yazar şiirlerinde. Duyduğu sesleri yansıtır nesnelerden. Okuyanı ruh denen bilinmezine sokar ve duyumlarını aktarır ona ki hissetsin okuyan. Gecenin bir saatinde yazmak isteğiyle titreyerek uyanmışçasına hissetsin.

“Genç Bir Şaire Mektuplar” 1929’da yayımlandı. Okuduğum ilk eseridir. Okunmasını isterim, öneririm. Rilke’nin şiirlerinin ve kitaplarının bir kısmını bulabileceğiniz gibi çeşitli fanzin dergi ve kitapları bulabileceğiniz link yazının sonunda.

Genç Bir Şaire Mektuplar’da dizelerinin iyi olup olmadığını soran şaire şu sözleri yazar;

Kimse size akıl veremez, yardım edemez, kimse. Sadece tek bir yol var. Kendi içinize gidin. Size yazmanızı buyuran o nedeni araştırın; bir bakın bakalım köklerini kalbinizin en derinlerine mi salıyor; yazmaktan yoksun bırakılsanız yaşayamaz ölür müsünüz, itiraf edin bunu kendinize. Her şeyden önce şunu yapın: Gecenin en sessiz saatinde sorun kendinize: Yazmak zorunda mıyım?

rilke – issuu